Ömer Halisdemir Kimdir? Zekai Aksakallı ile arasındaki Bağ Nedir? Semih Terzi’yi Vurması Kanunsuz mu Yoksa Meşru Savunma mı?

DİLAVER DERVİŞ

Ömer Halisdemir Astsubay Kıdemli Başçavuş rütbesiyle Koruma Nöbetçi Astsubayı olarak görev yapmaktaydı. Nöbetlere ilişkin görevlendirme yazısında 15 Temmuz sabah 09.00 dan itibaren nöbetçi olduğu ifade edilse de akşam 21.00 e doğru karargâha geldiği tespit olunmuştur. Halisdemir, göreve uzman çavuş olarak başlamış, Zekai Aksakallı ile birlikte birçok operasyona katılmış ve onun teşviki hatta zorlamasıyla astsubaylığa geçiş sınavına girmiştir. Bu bağlamda Aksakallı’nın Halisdemir üzerinde belli bir etkisi olduğu anlaşılmaktadır. Ancak vereceği infaz emrine ikna noktasında Halisdemir ile sekiz kez telefon görüşmesi yapması da dikkat çekicidir. Kendisi, 15 Temmuz olaylarının bir darbe girişimi olduğunu savunanlar için bir kahraman, bir sembol isim olduğundan önemli aktörlerden biri olduğu değerlendirilmektedir. Kanaatimize göre, vefalı bir Anadolu insanı profiline sahip ve milliyetçi sayılabilecek çizgide bulunan Halisdemir, Aksakallı’nın üzerindeki etkisi ve baskısıyla bir infaz gerçekleştirmiş, sahip olduğu duru düşünce ve niyete sahip olmayanlar tarafından aldatılmıştır.

Ömer Halisdemir’in Semih Terziyi vurması, hukuka uygun olup olmadığı, ceza kanunu ve yerleşik içtihatlar bağlamında tartışılmalıdır. Bunu yapmak konusunda  seçeneği olmayan mahkeme, maalesef tarihimizdeki kahramanlıkları da istismar ederek hukuku ayaklar altına almış ve sadece slogan cümlelerle gerekçe oluşturmaya çabalamıştır. 

Mahkemenin yapmadığı hukuki değerlendirmeyi yapmaya çalışarak devam edelim. Bu olayda Ömer Halisdemir’in fiilini silah kullanma yetkileri, kanunsuz emir ve meşru müdafa boyutlarıyla değerlendirmek gerekir. Askerlerin silah kullanma yetkileri Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 87 inci maddesinde tanımlanmıştır. Söz konusu maddede silah kullanma derecesi ” Şahıs veya topluluk silahlı veya taarruzun önemli derecede etkili kılacak şekilde aletleri taşıyorsa, silah veya aletlerin bırakılması ihtar olunur. Tecavüz taarruz veya mukavemet buna rağmen devam ederse itaati sağlıyacak dereceden başlamak üzere silah kullanılır. ” şeklinde ifade edilmiştir.

Silah kullanma tarzı ise ” Silah kullanmak mutlaka ateş etmek değildir. Ateş etmek son çaredir. Önce havaya ihtar ateşi yapılır. Sonra ayağa doğru ateş edilir, mukavemet veya taarruza veyahut tehlikeli bir tehdide varan mukavemet hali devam ederse, hedef gözetilmeksizin ateş edilir.” fıkrasıyla belirlenmiştir. Bu maddeden anlaşılacağı gibi, silah kullanma öncesi ihtar, belli ölçü ve derecelerde ateş etme silah kullanma yetkisinin temelleridir. Bu tespitten kanunsuz emir değerlendirmesine geçersek, doğrudan verilen öldür emrinin kanunsuz bir emir olduğu ve bu emri yerine getirenin konusu suç teşkil eden bir emri yerine getirdiği aşikardır. Emir kanunsuz olduğu gibi, emri veren şahıs (Zekai Aksakallı) ”bana koruma timi ve zırhlı araç gönderin” talebini yaptığı astı için iki saat sonra ‘hain öldürün emrini ” verecek kadar veya ”hain, öldürün” emri verdiği şahsı sabah arayarak darbe karşıtı emir verecek kadar dengesiz bir kişiliktir. Kaldı ki bir kişinin darbeci olup olmadığına bağımsız mahkemeler karar verir ve cezası müebbettir. Bu çerçevede hukuk normları dışında hareket etmek devleti hukuksuz devlet konumuna düşürecektir. Zaten 15 Temmuz kapsamında görev yapan kamu görevlilerinin ve sivillerin fiilleri, adeta örtülü bir af olan KHK zırhıyla koruma altına alınmış ve adaletten kaçırılmıştır. Bu olay olağan bir zamanda vuku bulsa doğrudan ”öldür” emri verilebilirmiydi? Kesinlikle verilemezdi ve emri veren TCK m.38 çerçevesinde azmettirme, emri uygulayan TCK m.81 çerçevesinde kasten öldürme suçundan hüküm giyerdi.

Peki, ortada bir meşru savunma var mıdır? Türk Ceza Kanununun 25 inci maddesi meşru savunmayı ” Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanıma göre kendisine veya başkasına yönelen haksız bir saldırı ilk şarttır. Olayda haksız saldırı durumu varmıydı? sorusunun cevabı, ” hayır yoktu” olacaktır. Çünkü karargaha doğru emniyetli bir şekilde yürüyen bir tim, tim komutanları ve onları karşılayanlar bulunmaktaydı. Kimseye ateş edilmemişti, kimse derdest edilmemişti ve kanuna uygun yazılı emirle vekalet görevini devralma sözkonusuydu. Yani haksız saldırı iddiası sadece, kişiliği hakkında fikir vermeye çalıştığımız şahsın hezeyanlarına dayanmaktaydı. Verdiği emrin kanunsuz olduğu, Ömer Halisdemir’i sekiz kez telefonla arayarak ikna etmeye çalışmasından anlayabileceğimiz Zekai Aksakallının. Meşru savunma’da ikinci önemli şart orantılı defetme zorunluluğudur. Yani silah kullanılmaması durumunda, silahla sessizce yaklaşarak, ihtar vermeden ateş etmek meşru savunma olarak kabul edilemez. Zaten silah kullanılan bu müdahale olmasa bile Terzi’yi etkisiz hale getirmenin daha sonra mümkün olabileceğini daha önce tartışmıştık. Son tahlilde birilerini şahsi hırslar için kullanılan kişiye de ve birilerinin şahsi hırsları için öldürtülen kişiye de yazık olmuştur. 


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *