Camide canına kıyan Gazi bir subay, Adem Gürbüz…

HALİS TUNÇ

Emine Kaya, devletten gelen askere çağrı pusulasını ilk gördüğünde büyük oğluna gururlu gözlerle bakmıştı halbuki. Ne kadar çabuk büyümüştü Emirhan’ı ve şimdi de askere gidecekti. Ülkesine kurban olsun diye kınasını yakmış ve ilkokul mezunu, ayakkabı tamircisi Emirhan’ını asker ocağına gururla uğurlamıştı. Ama, 2000 yılı aşkın tarihe sahip Türk ordusunda yaşanan şimdiye kadarki en şer vaka, 15 Temmuz 2016’da bula bula 20 günlük er Emirhan’ı bulacaktı. Emir Er’i Emirhan neye uğradığını şaşırmaya bile fırsat bulamadan, 7 defa müebbete mahkûm edilecekti. Emirhan’ın hayatı, düşman tarafından değil, eline kına yakarak uğruna canını kurban etmeye geldiği, bizzat devleti tarafından dört duvar arasına hapsedilmişti. Aradan tam 3 yıl geçtikten sonra 21 Temmuz 2019’da, Emine Kaya’nın küçük oğlu da artık askerlik çağına gelmişti. Şimdi aynı devlet ondan ikinci oğluna da kına yakıp, ülkesi için kurban etmesini istiyordu. Yaktı da! Ama bu defa yüzündeki ifade küçük oğlunun emin ellerde olamayacağı kaygısını yansıtıyordu. Adeta bir kurt içini kemirip duruyordu sanki. Yüzündeki ifadeyle,  devletine emanet ettiği ciğerparesine yapılan katmerli zulmün derin ve hiç bitmeyecek sızısını anlatıyordu.

25 Temmuz 2019 tarihinde Emine Kaya’nın bu ömürlük yürek acısını kaleme alırken, bir konuda da Türk kamuoyunu naçizane “Peki aziz halkım; şu an terörist diye ihraç edilen polis, devlet memurları, terörist yuvası diye okullarından edilen askeri lise ve harp okulları öğrencilerinin askerlik yaptığından ve yapacaklarından haberiniz var mı?” diyerek yapılan haksızlıklar konusunda uyarmıştım. 

Bu yazının üzerinden çok geçmeden, polis olarak görev yaparken 20 Ekim 2019 tarihinde 701 sayılı KHK ile 2017 yılında “terörist” ilan edilerek mesleğinden ihraç edilen ve 16 ay cezaevinde tutuklu kaldıktan sonra askere çağrılması üzerine, Er olarak vatanına hizmet ederken Doğubeyazıt’ta şehit düşen Burak Zekeriya Altınok’un hazin hikayesini tüm Türkiye duymuştu. Sonrasında ise, sanki bu gerçeklerden habersizlermiş gibi; önüne geleni terörist diye hedef gösteren medya timsah gözyaşları dökerek, “Bizi affet Zekeriya Altınok” başlığını manşetlerine bile taşımıştı. Bu konu, sosyal medyada haklı olarak “Ölürsen şehit, kalırsan terörist” şeklinde büyük tepkilere yol açmıştı. Ama bu ve benzeri birçok vaka, artık sanki hiç olmuyormuş gibi oldu bittiye getirildi ve unutturuldu. Oldu, ama maalesef bitmedi. Altınok ne ilkti bu sistemde, ne de son olacak! Aslında Altınok şanslı olanıydı bile diyebiliriz. O şehadet mertebesine yükselmişti.  Geride kalan boynu bükük eşi ve yetim çocuğu ise terörist karısı ve çocuğu olma konumundan, şehit karısı ve çocuğu olma konumuna terfi ettirilmişti!

Bunlara benzer çok sayıda yaşanmış dram duydum, ama beni en derinden etkileyeni, Teğmen Adem Gürbüz’ün hikayesidir. Bugün, İstanbul Milletvekili sayın Mustafa Yeneroğlu’nun paylaştığı twitte gördük Adem Gürbüz’ün dramını. Belki Adem’in vicdanları kahreden hikayesini, köylüsü olan Erzurum AKP milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu bütün detaylarıyla kamuoyuyla bir gün paylaşır. Ancak bu yazıda, bütün bir medyanın adeta işbirliği etmişcesine bilinçli olarak halktan saklanan, 80 milyonluk bir ülkenin masum ve kederli subayının dramına şahit olacaksınız. 

30 Ağustos 2015 tarihinde sözleşmeli subay olarak Kara Kuvvetlerinde Tankçı Teğmen rütbesiyle görevine başlayan Adem Gürbüz, 15 Temmuz 2016 tarihinde birçok asker gibi darbe denen illetin kurbanı olur. Henüz daha yeni Teğmen iken, 15 Temmuz Vaka-i Şer sonrasında tutuklanır ve 5 ay kadar hapis yatar. 24 Ağustos 2016 tarihinde Suriye’ye harekât başlayınca, operasyon bölgesine göndermek için devlet tarafından farklı zamanlarda çok sayıda subay/astsubay tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır. Terörist olarak yargılanmaları devam etmesine rağmen yurtdışı çıkış yasakları kaldırılarak Suriye’ye operasyona gönderilirler. 

Çok büyük tezatlar yumağıdır bu. Terörist olarak yargılanırken, vatan savunmasına en önlerde katılmaları için sözüm ona teröristlerin emirine birlikleri, uçağı, helikopteri, tankı, topu, tüfeği vermekten çekinmeyen devlet; bu yiğitlerin muharebeye katkılarından dolayı ellerine ihraç belgesini veya tutuklama emrini vererek ödüllendirir. Amaç, çatışma bölgesine akıncılar misali vatanları için canlarını vermekten çekinmeyeceklerini bildikleri, aynı zamanda bir çelişki olarak gözden çıkardıkları insanları göndermektir. Zira onların hayatı önemsizdir. Nihayetinde topluma terörist olarak lanse edileceklerdi. İşte bu yiğitlerden biri de Teğmen Adem Gürbüz’dür.


Adem Gürbüz, Suriye Harekâtı sırasında hayatını kaybetmiş olsaydı, KHK’lı polis Burak Zekeriya Altınok gibi, “ŞEHİT” diye Milli Savunma Bakanlığının ilanlarında resmini görecektik şimdi. Fakat Gürbüz, terörist olduğu yönündeki mahkemesi devam ederken, Suriye’de uzun süre ülkesi adına savaştıktan sonra, Türkiye’ye geri döner ve Tekirdağ Malkara 95’inci Zırhlı Tugay Komutanlığı’na tayin edilir. 3 yıllık sözleşmesinin sona ereceği 30 Ağustos 2018 tarihine kadar bu birlikte Subay olarak görevine devam eder. Kendisi KHK ile atılmaz, buna gerek de yoktur. Çünkü, terörist olduğu gerekçesiyle sözleşmesi yenilenmez. Halbuki, bir harekâta katılan bir subayın sözleşmesinin feshedilmesi hiç de doğal değildi. ÖSO mensuplarının vatandaşlık verilerek, bugünlerde sözleşmeyle maaşlı olarak TSK bünyesine katıldığını düşünürseniz, Teğmen Gürbüz’e yapılanı anlamak daha da güçleşiyor. Ama Gürbüz Teğmen için karar karanlık odaklarca çoktan verilmişti ve ordudan dolaylı yolla atılır. Subay/Astsubayların terörist ilan edilmesinde kullanılan Post-Modern soykırım aracı FETÖMETRE’nin 46’ncı maddesi (2010’dan sonra sivil kaynaktan sözleşmeli subay olmak) gereğince, Gürbüz’ün TSK’daki sözleşmesinin yenilenmemesi gerekmektedir ve öyle de yapılmıştır.

Felaketler artık sivil olan Adem Gürbüz’ün yakasını bir türlü bırakmaz. Çünkü kendisi Gazi olduktan sonra, yine terörist olarak damgalanmıştır. Erzurum’a ailesinin yanına döner. Ortalıkta “Televizyonda Adem Gürbüz Teğmeni 15 Temmuz’da tankın üzerinde gördük” şeklinde iftiralar namus, onur bilmezlerce kulaktan kulağa fısıldanır. Gürbüz Teğmen, etrafını kuşatan bu yalanlara karşı, kendi öz ailesine bile “Ne tankı, elimizde hiçbir şey yoktu, biz darbeyi de o gün öğrendik” diyerek kendisini savunmak zorunda kalır. 

Bugün Kıbrıs, Kore gazisi ünvanı taşıyanların büyük çoğunluğu bu harekatlarda yaralanmamıştır. Sadece operasyona katılmaları nedeniyle bu ünvanları taşırlar. Hatta bu harekatlara iştirak eden subayların, ileride parlak bir kariyere sahip oldukları da bir gerçektir. Bunlar gibi, Adem Gürbüz Teğmen de 15 Temmuz darbe sonrasında emrindeki personel ile birlikte operasyon bölgesine bizzat Devlet tarafından gönderilmesine rağmen, değil Gazilik ünvanı almayı, kendinin terörist olmadığına bile kimseyi inandıramaz. Büyük çevre baskısına maruz kalır. İşsiz kaldığı süre içerisinde farklı yerlere iş başvurusunda bulunur, ancak Erzurum’da işe alınmaz. Bir gün ailesiyle birlikte akrabalarından oluşan kadın ve erkeklerin bulunduğu odada konu dönüp dolaşıp yine Teğmen Gürbüz’e gelince, içeridekilere “Müstehcen olmasa size vücudumdaki işkence izlerini gösterirdim” der.

Artık ne Erzurum onun için eski Erzurum, ne de Taşkesen köyü eski köyüdür. İstanbul’a çalışmak için gelmeye karar verir. Burada inşaat gibi ağır işlerde ara ara çalışır, fakat genel itibariyle işsiz kalır. Büyük bunalıma giren Gürbüz, 22 Ocak 2020 tarihinde yatsı namazı sonrasında cami içerisinde 8 saat gibi uzun süre tek başına derin düşüncelere dalar, bol bol dua eder. Ama yüreği, sonu belli olmayan bu haksızlık ve hukuksuzlukları daha fazla taşıyamaz ve sonrasında çareyi, İstanbul Dudullu Merkez Camisinde kendisini süpürge makinasının kablosuyla minbere asarak hayatına son vermekte bulur. 

Gürbüz’ün intihar etmeden önce abisine gönderdiği “Abi bana 150 TL gönderebilir misin? göndermesen de canın sağolsun!” içerikli yürek yakan son mesajı, içerisine sokulduğu büyük maddi zorlukların ve sivil ölüme terkedilmeden kaynaklı bunalımı göstermektedir. Camide gerçekleşen bu intihar, kayıtlarda % 99’u müslüman olarak geçen 80 milyonluk Türk halkına derin ve ibretlik bir mesajdır.

Caminin kameraları, Teğmen Adem Gürbüz’ün hayatına son verdiği anları saniye saniye kaydetmiş olmasına rağmen, bırakın eski bir askerin dramını, Türk tarihinde başka örneği bulunmayan camide intihar vakasının tek bir medya organında dahi yer bulmaması, akıllara bir devlet politikası olarak kamu vicdanından saklanan KHK’lıların bilinmeyen dramlarını getirmektedir. Toplumun yaşanan gerçeklerden uzak tutulacak şekilde adeta paralel evrene hapsedilmesi, haddi zatında, devlet eliyle gerçekleştirilen Post-Modern soykırımın en önemli uygulamalarından biridir.

Birçok örneği bulunan bu dramlar, Post-Modern soykırım uygulamalarına maruz kalarak maddi sıkıntıya düşen, vatanın öksüzlerine, elden geldiğince sahip çıkılması gerektiğini çürümemiş vicdanlara ihtar etmektedir. Teğmen Adem Gürbüz 23 Ocak 2020 tarihinde memleketi Erzurum’da toprağa verildi. Ruhu şad olsun! Ya Adem’le birlikte toprağa verilen milyonlarca vicdan!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *