Sosyal Yığınlardan Yeni Dünyaya

Yorgun dünyamızın kalan ömrü ne kadardır bilinmez, ama taşıdığı yükün giderek ağırlaştığı, insanların ise çevresine olabildiğince duyarsızlaştığı bir dönemi yaşadığımız kesin. Tarihin değişik dönemlerinde tekerrür eden ve büyük değişimlere ve dönüşümlere sebep olan hadiselerden birini daha yaşıyoruz bu son dönemde sanırım. İnsanlık maddeten küçücük bir virüs marifetiyle bir büyük derde düçar oldu ve bu mikroskopik canlının gözle görülemeyen pençelerinde kıskıvrak kalakaldı. Çaresizliğin girdabında her gün kaybedilen binlerce hayat, endişe içinde bekleyen onbinlerce hasta ve tüm insanlık için nereye varacağı kestirilemeyen bir kaos.

YAVUZ AKIN KOLDA

Yorgun dünyamızın kalan ömrü ne kadardır bilinmez, ama taşıdığı yükün giderek  ağırlaştığı, insanların ise çevresine olabildiğince duyarsızlaştığı bir dönemi yaşadığımız kesin. Tarihin değişik dönemlerinde tekerrür eden ve  büyük değişimlere ve dönüşümlere sebep olan hadiselerden birini daha yaşıyoruz bu son dönemde sanırım. İnsanlık maddeten küçücük bir virüs marifetiyle bir büyük derde düçar oldu ve bu mikroskopik canlının gözle görülemeyen pençelerinde kıskıvrak kalakaldı. Çaresizliğin girdabında her gün kaybedilen binlerce hayat, endişe içinde bekleyen onbinlerce hasta ve tüm insanlık için nereye varacağı kestirilemeyen bir kaos.

Son elli yılda küreselleşen dünyamızda insanlık adeta balık sürülerine döndü. Okyanusta  iç güdüleriyle ilerleyen bir yığın, bir sürü. Birbirini takip eden ama bir diğerinden olabildiğince habersiz ya da umarsız bir yaşam biçimi. Sürüden her gün onlarcamız avlanıyor, ayrılıyor ya da çaresizlik içinde gerilerde kalıyor. Kalabalıkta omuz omuza, yüzgeçler birbirine teğet yüzüyoruz ama kaderimizle başbaşa ve yapayalnızız. Sürüyü elbet yöneten birileri var ama onlara sesimizi duyurmak imkansız. Her gün, her saat hareket halindeyiz ama hem gittiğimiz yer hem de sürekli değişen yönümüz bize meçhul. Elbet bilen birileri vardır diyor ve sürüde dolaşan o dedikoduya biz de inanmak istiyoruz: onlar bizi bizden daha çok düşünür. İşte bu kaderci yaklaşıma mahkum edilmiş, sorgulamayan, şuursuzca itaat eden sosyal bir yığından ibaret bugünkü insanlık.

İnsanlığın bu gidişatına küçücük bir virüs dur dedi. Sahip olduğumuz ya da birikim sandığımız  siyasi, sosyal ve ekonomik çarkların arasına adeta çomak soktu, devasa işleyişe kilit vurdu. Film sahnelerini andıran sokakların yalnızlığında ve eve kapanan milyonların çaresiz sükutunda krizin çığlıkları yavaş yavaş duyulmaya başladı. Nasıl bir kriz olur, nasıl sonuçlara evrilir onu bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey varsa o da hiçbirşey eskisi gibi olmayacak. 

Öngördüğümüz o ki dünyada siyasi, sosyal ve ekonomik sonuçları ile yeni bir düzen kurulacak, ya da yepyeni aktörler sahneye çıkacak. Bu aktörler yeni oyun kurucu ülkeler ya da siyasi oluşumlar olarak değil, tam tersine sınır tanımayan  ve siyasi söylemlerden uzak sosyal oluşumlar / ortak gayeye yönelmiş platformlar olarak rol alacaklar. Başka bir ifadeyle gelecek dönemi, son elli yılda özenle tasarlanmış ve balık sürülerine benzeyen yönlendirilebilir sosyal yığınların yeni dünyanın yeni oyun kurucularına  evrilmeleri olarak da tanımlayabiliriz. Bunun ilk somut adımlarını da geleceği hayal ederek kitlelere yeni fırsatlar ya da yeni kulvarlar sunan fikir akımları atacaktır.    

 Evet yeni bir başlangıç fikri bazılarına ürkütücü bazılarına da hayal gelebilir. Ancak içinde yaşadığımız zaman dilimi eski oyun kurucuların tasarımlarının sonuna gelindiğini ve artık yeni bir düzene ihtiyaç olduğunu açıkça ortaya koydu. Küreselleşmenin  bir ütopya olarak önümüze serdiği fırsatlar dünyası ve eşitlik rüyası, ekonomik parametrelerle ayrıştırılmış ve sınıflandırılmış insanlığa küçük balıkların okyanuslarda yaşama şansı kalmadığını gösterdi. Yani filmin başrollerinde olan ve hep kazanan mutlu azınlık ile onların tasarladığı dünyada hayatının anlamını yitirmiş figüranlar olarak mutsuz çoğunluk aynı sahneye sığmaz oldular. Eski sahne kapanıyor ve yeni sahneler, yeni yüzler, yeni roller, yeni senaryolar ile geliyor. En önemlisi ise senaryoyu yazanlar ile sahnedeki oyuncular aynı kişiler olacak gibi görünüyor.

Bunlar birer hayal olabilir ancak unutulmasın ki geleceğe yön verecek tek şey hayallerdir. Ve eğer biz bu hayalleri bir grubun, bir zümrenin ya da birtakım siyasi odakların tekelinden kurtarıp, tüm insanlığın hayali haline getirebilirsek, yani çoğulculuğu sağlayıp, temsili hafızalardaki kötü şöhretinden kurtarabilirsek o zaman bizim hayallerimiz hepimizin hayalleri olur ki, bu da geleceğin özgün dünyasına ilk güvenli adımı atmak olacaktır. 

Buradaki biz, ne bir grup ne de özel bir zümre. Kimliklerden bağımsız, bir gelecek düşünün mimarlarından bahsediyorum. Çok zor değil, sadece önce hayal edip  paylaşacağız, sonra korkusuzca sorgulayıp gerçeklerin önünde hürmetle eğileceğiz ve geleceğe dosdoğru yürüyeceğiz.   

Geçmişi sorgulayacak ve eski dünyanın hayatı değersizleştiren ve insanı bir meta gibi gören tüm köhne anlayışlarını geride bırakıp, hayatı merkeze alan ve sadece insanı kutsayan yeni dünyanın temellerini atmaya başlayacağız.  

Sosyal yığınlar olarak hayatta kalma güdüsüyle bir makina misali çalışmaktan ve geleceği tasarlanmış gruplar olmaktan çıkacak ve hayatımıza değer katacak yeni enstrümanlar ile yolumuza devam edeceğiz. Ekonomik, siyasi ve sosyal alanda yetkin insanlarca eldeki kaynakların adaletli bir sosyal paylaşım anlayışı ile tüm insanlara ulaştırılması amaç olmalı ve insan, kendisini dış dünyaya duyarsız hale getiren çalışma odaklı yaşam döngüsünden çıkarılıp, gerçek kimliğine kavuşturulmalıdır. Bu sayede sosyal yığınlardan, düşünen, üreten, değer katan ve çevresine duyarlı bireyler oluşturmak mümkün olacaktır. Bu özgün yaşam modeli ile daha müreffeh bir dünya kurmak mümkün olacaktır.

Yani sınırları ve çerçevesi çizilmiş bir yaşamdan daha geniş hareket alanı sağlayan özgün bir yaşama geçiş yapmalıyız. Bu yeni yaşam, insanı var olduğu toplumda değerli kılan ve çevresiyle etkileşimini artıran bir model olmalı ve tüm bireysel çabalar toplumsal fayda oluşturacak sonuçlar ortaya koymalı. En somut şekliyle her bireyin ben değil biz odaklı hareket etmesini sağlayacak yeni motivasyonlar ortaya koyulmalı.  Bu da ancak bireyin çevresine olan duyarlılığının ve en temel ihtiyaçlardan olan aidiyetinin artırılması ile sağlanabilir. İnsan bir hayalin peşinde koşarken yalnız olmadığı bilinci ile, kollektif hareket etmenin tüm avantajlarını kullanabilmelidir. Bu bilinç insanlığı salt bireyselliğin savurganlığından çıkararak, toplumsal fayda etkinliğine geçişini hızlandıracaktır. 

Bugün yaşadığımız dünyada ekonomik, sosyal ve toplumsal sınıflar oluşturan, kaynakların verimsiz kullanımı, gelir dağılımındaki adaletsizlik, gücün tek elde toplanması ve caydırıcı olmayan güvenlik politikaları gibi gündelik hayatta çözüm bekleyen pekçok problem sahası vardır. Bu problemler ortaya koyulan tüm çözüm çabalarının belirli menfaatlere dayanması sebebiyle giderek kronikleşmekte ve içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.  İşte yarının dünyasını inşa etmek için bugünün problemlerine gerçekçi çözümler hayal ederek başlayabiliriz. Unutulmasın ki bugünün hayali yarının vazgeçilmez bir gerçekliği olabilir…

Bir sonraki yazımızda Yeni Dünyanın Kutsalı ne olmalıdır sorusuna cevap arayacağız…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *