Devlet Mahkum ve Tutuklu Vatandaşların Yaşam Hakkını Korumakla Mükelleftir

YAVUZ AKIN KOLDA

Yaklaşık yüz gün önce dünyanın uzak bir coğrafyasından küçük küçük haberler şeklinde başlayan Corona macerası artık yavaş yavaş Türkiye’nin de gündeminde yer almaya başladı. Uzun bir süredir bana dokunmayan yılan bin yaşasın psikolojisindeki ülke insanı, aniden gelen ve artan bir seyir ile yayılan virüsün farkına varmaya başladı. Her gün yepyeni vaka haberleri, alınan ya da alınmaya çalışılan tedbirler ve diğer tarafta hala olayın ciddiyetini kavrayamamış bir takım zevatın akıl almaz açıklamaları.

İtalya özelinde gelişmeleri yakından takip eden Avrupa, vakaya hızlı bir reaksiyon göstererek son yüz yılın belki de en kapsamlı tedbirlerini uygulamaya başladı. Hayat kısmen veya bazı ülkelerde tamamen durdu. Sosyal hayatın vazgeçilmezi görülen temel alışkanlıklar bile bir günde terkedildi ve sokaklar adeta ıssız birer film setine döndü. Kamusal alanda devlet mekanizmasının aldığı tedbirlere ilaveten bilinçli insanların konuya olan ilgisi ve yaklaşımı da alınan tedbirlerin süratle hayata geçmesini sağladı. Temel ihtiyaçlarını karşılamak için dışarda olan bir kaç insan dışında sokaklarda kimseye rastlayamaz, marketler dışında açık olan hiç bir işyeri de bulamazsınız. Yani toplum sağlığı adına, oluşabilecek tüm ekonomik ve sosyal sorunlar göze alınarak toplum hayatı ve sosyal yaşam kuralları yeniden şekillendi ve kısa sürede de eski haline dönecek gibi görünmüyor.

Batının en temel kutsalı olan insan ve onun en temel hak ve hürriyetleri konusunda bu kadar tehditkar bir tehlikenin varlığı ülkeleri hızlı ve etkin tedbirler almaya mecbur kıldı. Hızla yayılan virüsün tehdit ettiği en temel konu olarak insan sağlığı söz konusu olunca her şey ikinci planda kaldı ve kalmaya devam ediyor. Bu kapsamda tüm hükümetler kamusal alana yönelik tedbirleri hızla hayata geçirdi ve önceliklerini tayin etti. Sokaklar, okullar, hastaneler, hapishaneler, askeri kışlalar, huzur evleri ve yetimhaneler gibi toplu yaşam alanlarında özel tedbirler alındı ve süratle uygulamaya koyuldu. Alınan tedbirlerin uzun vadede sonuçlar vermesi ve toplum sağlığının korunması adına devletler her alanda özel tedbirler uygulamaktan çekinmedi. En önemlisi de topluma hesap verme kaygısı ile siyaset kurumunun tedirginliği tekrar gözler önüne serildi. Demokratik toplumlardaki en önemli dinamik bu konuda da devreye girdi ve olumlu sonuçlar alınmaya başlandı.

Her konuda esip gürlemeyi marifet sayan muktedirlerin ülkesi Türkiye’de durumlar biraz faklı. İktidar biraz çekingen, biraz isteksiz ve zorlama bir iki tedbirle bunu daha önceki suni gündemler şeklinde geçirmeye çalışıyor ama nafile. Yakın zamanda konunun ciddiyeti anlaşılacak ve manipüle edilemeyen gerçeklerle toplumda buna karşı bir reaksiyon mutlaka gelişecek, çünkü tehdit artık çok yakında: evde, sokakta, markette…
Kamusal alanda atılması gereken adımlar hantal bürokrasi ve birilerinin ağzına bakan muktedirler sebebiyle giderek gecikiyor. Bu tür konularda inisiyatif alarak hızlı hareket etmesi gereken kurumlar ya kişisel kaygılar ya da iş bilmezlikten kaynaklanan sorunlarla maalesef cok değerli günleri heba ediyorlar. Basına yansıyan ve tepki çekebileceğini düşündükleri konularda sadece reaksiyoner hareket etmeyi tedbir sayıyorlar. Bu sürecin nasıl yönetilemeyeceğini tüm dünyaya sergiliyorlar.

Toplumu genel olarak ilgilendiren ve uzun vadede problemin çözümünde ana etken olan toplu yaşam alanları olarak bahsettiğimiz, sokaklar, hastaneler, hapishaneler, yetimhaneler ve huzur evlerine yönelik tedbirler alınmadıkça bu konuda olumlu sonuçlar beklemek hayal olacaktır. Örneğin hukuki olmayan siyasi davalar ve mahkumiyetlerin yol açtığı hapishanelerdeki durum içler acısı. Mahkum ya da tutukluluğu devam eden binlerce insan uygun olmayan koşullar altında, kalabalık koğuşlarda ve yetersiz sağlık hizmetleri ile hapishanelerde tutulmaya devam ediyor.

İktidar konunun tamamen siyasi olduğunu bildiğinden bu konuda tutuklu ve mahkumlara eşit yaklaşmak yerine siyaseten bir cephe olarak bakıyor ve insan hayatının söz konusu olduğu bu hassas durumda dahi gayri insani ve gayri ahlaki kararlar almaktan geri durmuyor. Halbuki söz konusu olan özelde bu insanların yaşam hakkı ve genelde toplumun sağlığı.

Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf ülkeler arasındadır. Avrupa toplumlarının suça ve suçluya karşı duyarlılıkları açıktır ancak bu duyarlılık toplum sağlığı konusunda bazı düzenlemeler yapılmasına engel görülmemektedir. Bu kapsamda normlar ve değerler açısından takipçisi olduğumuz Avrupanın yaklaşımı ve düzenlemeleri örnek alınabilir.

Topluma karşı duyarlı ve hesap verme kaygısı taşıyan bir iktidarın yapması gerektiği şekilde bir düzenleme ile bu tutuklu ve mahkumların tahliye edilmesi ve hapishane koşullarının yeniden düzenlenmesi en önemli ve acil bir tedbir olarak karşımızda durmaktadır. İnsanlar mümkün olduğunca birbirinden tecrit edilmeli, yaşam alanları bir veya iki kişilik hale getirilmeli, sağlık ve temizlik hizmetleri artırılmalı, uzun tutukluluklar sona erdirilmeli, belirli süre mahkumiyetini tamamlamış olanlar ile, hasta, yaşlı, bebekli ve risk grubunda olanlar acilen tahliye edilmelidir. Unutulmamlıdır ki devlet mahkum dahi olsa vatandaşlarının yaşam hakkını korumakla mükelleftir.

Umarım en kısa sürede bu toplumsal duyarlılığa uygun hareket ederler ve uzun vadede açığa çıkacak ekonomik, siyasi ve sosyal problemlere karşı çözüm arayışına girerler. Unutulmasın ki toplum gün gelir en demokratik hak olarak sadece yaptıklarınızdan değil sorumlu olup yapmadıklarınızdan dolayı da siyaseten bunların hesabını soracaktır.
Herşeye rağmen umudumu yitirmeden hala kamu yararını düşünen ve insanların yaşam hakkını değerli bulan bir anlayışın ülkemizde egemen olmasını bekliyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *