ABD Ziyaretinin Kaçınılmaz Yan Etkileri-2 “İpteki Cambaz”

ENGİN BÜKER

Erdoğan’ın ABD ziyareti öncesinde ve sonrasında yaşananlar ile başladığımız yazı serimize bu kez, ziyaretin Türkiye-Rusya ilişkilerine etkilerini inceleyerek devam edelim.

Soralım…ABD’ye yapacağı ziyaret ile iki ülke ilişkilerini onarmayı planlayan Erdoğan, Putin ile neden bir görüşme gerçekleştirmişti? Bu durum dış politikada bir eksen kayması mı, yoksa “ipteki cambazın akrobasi hareketleri” mi?

Yakın dönem siyasi tarihimizde, çok sert kırılma noktalarına tanıklık ettiğimiz Türkiye-Rusya ilişkilerinde öne çıkanları; Suriye politikasında ciddi farklılık, Kırım’ın ilhakı, Rus uçağının düşürülmesi, uçaktan atlayarak sağ kurtulan pilotun öldürülmesi, St.Petersburg görüşmesi ile resmi olarak yeniden başlayan görüşmeler ve tabiki S-400 alım süreci olarak sıralamak mümkündür.

“Esad’ın Esed olmasıyla” başlayan Suriye politikamızdaki farklılaşma süreci, bizi bir anda Rusya ile bambaşka bir dış politikaya sürüklemişti. Suriye ile gerginliğin Rusya ilişkilerimize de ciddi tesir ettiği bu süreçte Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi Ankara-Moskova hattını iyice germekteydi. 

Gerginlik doğal olarak Türkiye-Suriye sınır hattımıza da yansımaktaydı. Çünkü, Rusya artık sadece Karadeniz’deki komşumuz değil aynı zamanda artık güney sınır komşumuzdu. Rusya’nın Suriye’ye sağladığı hava desteği kapsamında, sınırımızın hemen dışında Suriye’de desteklediğimiz gruplara yönelik Rus uçaklarının hava taarruzu Ankara tarafından taciz olarak yorumlanmaktaydı. Suriye sınırımızdaki Rus uçaklarına karşı angajman kurallarının serbest bırakılması, Başbakanlık nezdinde olan vur emrinin operatif seviyedeki Hava Kuvvet Komutanlığına kadar indirilmesi ve hemen sonrasında ise kısa süreli sınır ihlali yapan bir Rus savaş uçağının düşürülmesi ile gerginlik karşılıklı yaptırımlara sürüklendi. Özellikle uçaktan paraşütle atlayarak sağ kurtulan pilotun yönetimin desteklediği gruplar tarafından öldürülmesi ilişkileri kopma noktasına getirmekteydi.

İşte tam da bu noktada Perinçek siyasi kimliği altında hareket eden Ergenekon bağlantılı eski askerlerin devreye girdiğini görmekteyiz. Perinçek’in basın önünde açık ettiği üzere (ne kadar şimdilerde tersini söylese de), “Erdoğan’ın kendilerine yaptığı istek doğrultusunda”, ikili ilişkilerin yeniden başlamasını sağlayacak ve bazı sözler verilecekti. Erdoğan ilk defa ip üstüne çıkmakta ve başladığı çift taraflı tehlikeli oyunda bir ip cambazı gibi yol almaya çalışmaktaydı.

Doğu Perinçek: Erdoğan, bana heyet yolladı, yardım istedi.

Ankara-Moskova trafiğinin gittikçe hızlandığı bu dönemde, düşen uçak için özür dileyen Erdoğan ile ilişkileri düzeltme kararına ikna edilen Putin, yeni bir başlangıç için, resmi olarak ilk defa St.Petersburg’ta masaya oturacaktı. Batı’ya alternatif oluşturmaya çalışan Erdoğan tehlikeli oyununda hem ekonomik hem de savunma sanayiinde Rusya’ya yaklaşmaktan çekinmiyordu. Amacı masada Rusya’yı Batı’ya karşı koz olarak kullanmaktı.

Bu ilişkinin kanlı tiyatro 15 Temmuz’a kadar arttığını gözlemlediğimizde aslında o gün ve gece olanları yorumlamak daha da kolay olacaktır. 15 Temmuz darbe girişiminden haberdar olduklarını, o günün çok öncesinde Ergenekon içerisindeki bazı eski generallerin Moskova’da üst düzey toplantılar yaparak bu bilgileri birinci ağızdan aktardıklarını bizzat Putin’in danışmanı Dugin’in ağzından dinlemekteyiz.

Bu noktada bir soru sorup analize devam edelim. Rusya gizli olarak konuşulan bu hazırlıkları 15 Temmuz sonrasında Youtube üzerinden yayınlanacak bir belgesele niçin çevirme ihtiyacı hissetmişti? Bu hareketinin ilerleyen dönemde Türkiye-Rusya ilişkilerine ne gibi bir etkisi olacaktı?

15 Temmuz’un hemen sonrasında Rusya ile olan siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerimizin daha da hızlandığını görmekteyiz. Ancak bir farkla… bu dönem artık Erdoğan ve AKP dönemi olarak değil, Erdoğan-Ergenekon menfaat ortaklığı dönemi olarak anılacaktı.

15 Temmuz 2016 günü sergiledikleri kanlı ortaklıktan kaynaklı birlikte çalışma zorunlulukları Erdoğan ve Perinçek gruplarını ayrılmaz ikili haline getirecek ve hatta Perinçek, devleti kendilerinin yönettiğini söyleyebilecek kadar cesur olabilecekti. Sadece iç siyasette değil aynı zamanda dış siyasette de Ergenekon etkisi Rusya ve İran ilişkileri özelinde ciddi bir farkındalık oluşturacaktı.

İşte tam da bu noktada Rusya’nın 15 Temmuz belgeseli anlam kazanmaktadır. 15 Temmuz tiyatrosu sonrasında iç ve dış siyasette Perinçek siyasi kimliği altında Ergenekon ve Rusya’ya karşı artan bağlılığı içinde Erdoğan, düştüğü bataklıktan kurtulmak için yılana sarılmak zorunda kalmıştı. Hatta bu ilişki içinde, “İslami Kemalist” yakıştırmaları eşliğinde cambazımız Erdoğan, kendisini Ergenekon ile “aynı gemide” buluvermiştir.

Erdoğan’ın “Allah’ın lütfu” olarak gördüğü 15 Temmuz sonrasında, Ergenekon “kendi saflarına gelen” Erdoğan üzerinden başlattığı tasfiye hareketiyle başta Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçleri olmak üzere tüm ülke sathında planlandığı gibi Rusya destekli bir “tasfiye harekâtı” ve/veya “cadı avı” başlatmıştı. Türkiye’nin NATO’daki varlığını kabullenmeyen, Batı’dan koparılarak Rusya, İran ve Çin’e yakınlaşması gerektiğini savunan Ergenekon ve Erdoğan, kendileri gibi düşünmeyen askeri personeli “TSK içerisindeki kanserli bir ur” olarak görmekte, bu “sözde kanserli hücreyi neşter ile temizlemek” maksadıyla yalanlarla, sahte bilgi ve belgelerle binlerce insanı işlerinden ettikleri ve hatta hapsettikleri süreci başlatmışlardı.

İç ve dış siyasette etkisini artıran Ergenekon, Rusya ilişkilerinde Erdoğan’a alelacele kararlar aldırmakta, siyasi ve askeri anlaşmalar imzalatmakta ve yapılan görüşmeler içinde Erdoğan hızla Ergenekon’un kendisi için kazdığı kuyuya koşmaktaydı. Geri dönülemez yola girişi ise S-400 Hava Savunma Silah Sisteminin tedarik anlaşmasının imzalanması olmuştu. Bu noktadan sonra Erdoğan için Batı ile ilişkilerin düzeltilmesi ihtimali artık yok denecek kadar azalmıştı.

Bu süreçte; Türkiye’nin NATO üyeliği, Suriye’de terör örgütlerine sağladığı finansal destek, IŞİD’e karşı aldığı pozisyon, ABD liderliğinde yürütülen çok katılımlı F-35 tedarik ve geliştirme projesinden çıkarılması, ekonomik ve siyasi yaptırımlar, AB üyeliğinin sona erdirilmesi, bu kapsamda sağlanan para desteğinin azaltılması ve daha birçokları masaya yatırıldı ve halen de yatırılmaktadır.

Tünelin sonunda herhangi bir ışık göremeyen cambaz Erdoğan son bir hamle daha yapmaya karar verir. İşte bu da yazımıza konu ABD ziyaretidir. ABD için Suriye’deki en kritik konulardan birisi olan ABD kontrolündeki petrol kuyularını masaya koz olarak yatırmak isteyen Erdoğan, “Barış Pınarı Harekâtı” kozunu öne sürer. Plan aslında çok daha öncelerinde TSK tarafından geliştirilmiş bir plandır. Ancak planın aslı kan dökülmeden Suriyeli mültecilere kendi topraklarında güvenli bir bölge oluşturmak iken, Erdoğan tarafından revize ettirilen plan ise sadece kan dökülmesi konusunu bile dikkate aldığınızda orijinalinden oldukça farklı olduğu görülebilecektir.

Harekât öncesinde yine Putin’i ikna etmesi gerektiğini bilen Erdoğan, Putin ile bölge özelinde bir pazarlığa girer. Görünen odur ki, Putin Esad’ın da isteklerini dikkate alacak bir anlaşma ister. Anlaşma kapsamında bölgedeki petrol yataklarından elde edilen gelirin belirli bir yüzdesi haricinde başka ne teklif edilmiştir bilinmemekle birlikte, bugüne kadar ötelenen tek konunun “İdlib” olduğu aşikardır.

Bölgede para karşılığı ölüme gönderdiği terör gruplarını da memnun etmesi gerektiğini iyi bilen ve basın aracılığıyla güzel mesajlar vermeyi de ihmal etmeyen cambazımız Erdoğan, bu grupların çeşitli hassasiyetlerini kullanarak bölgeyi dizayn etmeye çalışmakta ve ikili oynadığı tehlikeli oyununda kendi halkı da dahil olmak üzere kan dökmekten çekinmemektedir.

Barış Pınarı Harekâtında nispeten planlandığını elde eden Erdoğan’ın ABD ziyareti öncesinde Trump ile yapacağı pazarlığın detaylarını ve Rusya’ya bakan tarafını konuşmak üzere Putin ile bir randevu tesis eder. Bu ziyaret ile hem Trump’a mesaj vermeye çalışan Erdoğan hem de Putin’e olan “sözde bağlılığını” vurgulamaya çalışmaktadır.

ABD ziyaretinin Rusya açısından birçok bilinmeyeni ve soru işareti mevcuttur.

  • Erdoğan-Putin görüşmesi ne tip taviz ve pazarlıkları içermekteydi? Putin Suriye’de gelinen durumdan memnun mu?
  • Erdoğan’ın ikili oynadığının gayet net bir şekilde farkında olan ve ara ara bunu kamuoyundaki açıklamalarında da hissettiren Putin ABD ziyareti öncesinde neyle ikna edilmişti?
  • ABD’nin Suriye’deki petrol kuyularının yeni bekçisi Erdoğan Putin’e buradan çıkarılan petrol özelinde ne önermişti?
  • ABD ve Rusya arasında kendince bir denge politikası gözetmeye çalışan, ancak her iki tarafa da ekonomik, siyasi ve askeri anlamda bağımlılığı gün ve gün artan Erdoğan, şu an için her iki tarafı da mutlu ediyor gözükse de bunu ne kadar daha sürdürebilecektir?
  • Bu tehlikeli oyunda, olası bir Trump-Putin anlaşması ile Erdoğan devre dışı kalabilir mi?

Bu soruların çok yakın zamanda cevaplarını açık ve net göreceğimizi düşünmekteyim. En başta sorduğumuz soruya geri dönecek olursak, birçok taraftan köşeye sıkıştırılan Erdoğan’ın bu hareketleri, bazı analistler tarafından dış politikada bir eksen kayması olarak yorumlansa da ben mevcut durumda sadece elindeki kozları masaya sürerek zaman kazanmaya çalışan “ipteki cambazın akrobasi hareketleri” olarak yorumlamayı tercih ediyorum.

Saygılarımla,

YAZARIN DİĞER YAZILARI


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *