15 TEMMUZ’UN FAİLİNİ NASIL ÖĞRENDİK? 15 TEMMUZ KİME YARADI, MAĞDURU KİM?

DİLAVER DERVİŞ

15 Temmuz olayının üzerinden yaklaşık 3 yıl geçti. Bugüne kadar olayın faili konusunda devletin tepesi bir grubu adres gösterdi. Bu yazıda bu grubun suçluluğunu veya masumiyetini tartışmaktan çok, moda tabirle büyük resme (!) bakmaya çalışacağım. Benim tezim, olayın ilk saatlerinde fail konusunda yapılan açıklama, devam eden süreçte bir örgüt algısına duyulan ihtiyaçtandı. Bu tezimi, soruşturma tekniği ve failin kamuoyuna duyurulması anlamında büyük şüphelerin bulunmasına dayandırıyorum. Bu şüphelerin bulunması ne ifade eder? Kim bundan nasıl bir kazanç sağlamış olabilir? Bu soruların cevabını aramaya çalışacağım.

Bunu yaparken dünya kamuoyuna malolmuş terör saldırılarıyla 15 Temmuz olayını kıyaslıyorum. Bu saldırılarda siyasiler nasıl bir yol izlemiş, soruşturma nasıl yürütülmüş ve muhtemel fail konusunda kamuoyu ne zaman bilgilendirilmiş bakmak gerekiyor. Tabi 15 Temmuz olayı bütün olarak bakıldığında bu tarz bir terör hareketimidir veya kalkışmamıdır? Bu husus başka bir yazının konusu olabilir.Biz burada resmi diskurun dayattığı gibi bir silahlı grubun hükümeti ve meclisi ortadan kaldırmaya çalıştığını kabul edelim.15 Temmuz olayını  en büyük terör saldırıları içinde gösterilen 3 örnekle mukayese edeceğim.Bu saldırıları seçerken gerek olayın büyüklüğü, gerekse soruşturma ve istihbarat boyutuyla ülkelerin gelişmişliğini dikkate alarak ABD ve Kanada’dan iki örnek seçtim. Bir örnekte Türkiye’den seçerek aynı istihbarat teşkilati ve aynı yetkililerin failin tespiti konusundaki tutumlarını irdeledim. Şimdi konuya geçelim.

İlk örneğimiz El Kaide terör örgütü tarafindan gercekleştirilen, Dünya Ticaret Merkezi, Pentagon ve Washington D.C. nin hedef alındığı 11 Eylül 2001 tarihli saldırılar. Saldırılar 11 Eylül 2001 Salı 08.45 ‘te başladı ve bu saldırılarda yaklaşık 2.996 kişi öldü ve 6.000’den fazla kişi yaralandı. Saldırının failininin Usame bin Ladin olabileceğine dair ilk kulis CNN Ulusal Güvenlik Muhabiri David Ensor`dan geldi. Bu kulis yetkililere dayandırılan, ama resmi niteliği olmayan ilk bilgiydi. Ancak yetkili ağızdan ilk açıklama 13 Eylül Perşembe günü saat 13.00 ‘te Dışişleri Bakanı Colin Powell tarafından yapıldı. Colin Powell Usame bin Ladin’in Salı günkü terörist saldırılarda kuvvetli bir şüpheli olduğunu kabul etti. Yani saldırının başlama saati 11 Eylül 08.45, ilk resmi  açıklama 13 Eylül 13.00. Yani olaydan yaklasik 52 saat sonra.Tüm soruşturma tecrübesi ve istihbarat gücü ortaya konuluyor, FBI ve Başsavcılık çalışıyor ve ilk açıklama ancak 52 saat sonra yapılabiliyor. Tabi önemli başka bir nokta da var. Bu süre içinde devlet başkanı halkı demokrasiye sahip çıkma adına sokaklara davet etmiyor. İvedilikle sivil güvenliği sağlanıp, tahliyeler yapılıyor ve olması gerektiği gibi güvenlik birimleri olaya el koyuyorlar.

İkinci örneğimiz Air India Flight 182 saldırısı. Hindistan havayollarına ait Air India Flight 182, 1985’te Kanada’dan Hindistan’a Londra üzerinden uçan bir yolcu uçağıydı. Uçak havada seyrederken, Atlantik Okyanusu İrlanda hava sahasında 23 Haziran 1985 saat 07.14 (GMT) civarinda uçağa konulan bomba patladı ve 329 yolcu yaşamını yitirdi. Ölenlerin çoğu Kanada vatandaşıydı. Bunun yanı sıra İngiliz ve Hint vatandaşlarından da ölenler oldu. Bu saldırı Kanada tarihindeki en büyük toplu katliam ve 11 Eylül 2001 tarihine kadar yolcu uçağı kullanılarak yapılan en kötü terör saldırısıydı. Failin kim olduğuna ilişkin tartışmalar sürerken saldırıdan 11 saat sonra Sih Öğrenci Federasyonu adına Newyork Times’a ulaşan ve kimliğini açıklamayan bir şahıs saldırının ” Hindu emperyalizmini protesto etmek için ” tasarlandığını söyledi. Ancak ABD Sih toplumu lideri Dr. Hardan Singh Azad bu iddialara itiraz etti, hindu komplosu olarak niteledi ve bir tartışmanın fitilini ateşledi. Olayla ilgili soruşturma tam 20 yıl sürdü ve soruşturmanın hedefinde ayrılıkçı Sih’ler vardı. Sihlerin olaydan Hint İstihbarat servisini sorumlu tutmasına rağmen, Sih ayrılıkçı grubu Babbar Khalsa üyesi bir çok kişi saldırıyla ilişkisi olduğu şüphesiyle sorgulandı. Sonuçta sadece bir kişi Tokyo’daki olayın faili olarak mahkeme tarafından cezalandırıldı. Soruşturma için 130 milyon Kanada doları harcandı ve bu Kanada tarihinin en pahalı soruşturması olarak kayıtlara geçti. Bu durum soruşturmayı yürütenlerin beceriksizliği veya tecrübesizliğinden ileri gelmiyordu. Bugün demokrasi ve hukuk göstergelerinde ilk sıralarda kendine yer bulan Kanada’nın, hukuka ve masumiyet karinesine inancından kaynaklanıyordu.

Üçüncü örneğimiz 2015 yılında gerçekleşen Ankara gar katliamı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) çağrısıyla 10 Ekim 2015 Cumartesi günü Ankara’da bir miting düzenlenmesi planlandı. Miting için gelenlerin sabah saat 10.00’da Ankara Tren Garı önünde buluşması ve buradan Sıhhiye Meydanı’na yürümesi planlanıyordu. Ancak kalabalığın artmaya başladığı sırada saat 10.04 ‘te peşpeşe iki patlama meydana geldi. İki kişi tarafından eş zamanlı düzenlenen bu intihar saldırılarında 100 kişi yaşamını yitirirken, 391 kişi de yaralandı. Bu olay, Türkiye tarihinin en kanlı intihar saldırısı olarak kayıtlara geçti. Faile ilişkin birçok spekülasyon yapıldı. Ancak yetkili ağızdan ilk açıklama 12 Ekim Pazartesi günü saat 11.30 civarında NTV canlı yayınında Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından yapıldı. Ahmet Davutoğlu açıklamasında birinci öncelik olarak IŞİD/DEAŞ’i araştırdıklarını dile getirdi. Yani faile ilişkin ilk açıklama yaklaşık olaydan 49 saat sonra yapılabildi.

Özellikle ABD ve Kanada’daki saldırıların soruşturma usulüne baktığımızda, failin tespitiyle ilgili olarak soruşturma bürolarının ve savcılıkların yoğun bir çalışma yürüttüğünü ve eldeki kanıtlardan faile gidildiğini görüyoruz. Peki 15 Temmuz olayında usul nasıl olmuş hep beraber inceleyelim.

15 Temmuz olaylarının başlangıcı saat 22.00 olarak gösterilse de tüm ülke saat 22.28 de köprülerin bir grup askerce kapatılmasıyla olaydan haberdar oldu.Recep Tayyip Erdoğan olaylara ve faile ilişkin ilk açıklamasını meşhur CNN Türk Face Time açıklamasından önce Marmaris’te yaptı. Bu açıklama saat 00.04 ‘te yerel basına yapıldı ve 30.000 facebook kullanıcısıyla paylaşıldı. Erdoğan açıklamasında, ‘TSK içindeki malum yapı‘ ve ‘Pensilvanya‘ kelimeleriyle ve kesin bir dille bir kesimi fail olarak gösteriyordu. Yani olayların başlamasından yaklaşık 1,5 saat sonra olayın failini öğrenmiştik. Peki failin tespitine yönelik hangi soruşturma teknikleri kullanılmıştı. Bunu da Binali  Yıldırım’ın açıklamalarından öğreniyoruz. Yıldırım açıklamasında “Cumhurbaşkanımızı aradığımda zannediyorum saat 22.30 sularıydı. Bir durum değerlendirmesi yaptık. Tabi bire bir değil ama içerik olarak konuşmamız şu şekildeydi; “Belli ki bu FETÖ’cülerin bir kalkışması. Silahlı Kuvvetlerin kendi kurumsal kimliğiyle yaptığı bir iş değil, ben öyle anladım” dedim. Olayın yapılış şekli, sahaya çıkan araçlardan anladığım buydu” Bu açıklamalardan hareketle bir ironi yapalım. Muhtemelen sahaya çıkan araçlarda (!) bu gruba ait armalar ve askerlerin ellerinde de Gülen pankartları vardı. Bunu yukarıda belirttiğim soruşturma usulleriyle kıyasladığınızda hem hızlı hemde devlet bütçesine maliyeti bir telefon görüşmesi kadar. Aklı başında hiçbir kimse buna inanmamı beklemesin. Olaylara ilişkin istihbaratı MİT yerine enişteden alıyorsunuz. Ama faili bulma hızıyla adınızı dünya soruşturmalar tarihine altın harflerle yazdırıyorsunuz.

Daha öncede ifade ettiğimiz gibi bu yazı bu grubun suçluluğunu veya masumluğunu konu alan bir yazı değil. Bunu evrensel hukuk normlarına göre yapılacak yargılamalar belirler. Bu yazının kilit soruları şudur. Olayların yaşandığı ilk saatlerde hemen bir fail belirleme ihtiyacı nedendir? Neden hukuk mecrasında ilerlemez ve kanıttan faile doğru gitmez? Benim cevabım da şudur ki; Erdoğan ve yeni ortağı Avrasyacı Perinçek grubu tarafından bir plan yapılmıştır ve getirileri hesaplanmıştır. Bu getirileri elde etmenin en önemli aparatı ise bir örgüt algısıdır. İzah etmeye çalışacağım.

Eğer tek adam olma hayaliniz varsa, cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk dosyalarına sahipseniz ve bu dosyalar gölge gibi sizi takip ediyorsa, yargıya tam anlamıyla hakim olamamışsanız, kendini partinin askeri, polisi  değil de devletin milletin askeri gibi gören, kanuni yetkilerini kullanan ve bu kapsamda gerektiğinde muhalefet eden devlet kurum ve kademeleri varsa, ağır aksakta olsa işleyen bir demokrasi ve hukuk sistemine bile tahammül edemezsiniz.Sizin infial yaratacak kanlı bir olaya, sahte bir kahramanlık hikayesine ve en önemlisi olağandışı yönetim usullerine ihtiyacınız vardır.Örneğin askerleri atatürkçü, demokratik ve laik değerlere bağlı ve kanuni yetkilerine sahip çıkıyorlar diye tasfiye edemezsiniz. Bir şiddet olayına, örgüt algısına ve olağanüstü hal şartlarına ihtiyaç duyarsınız. Yakaladığınız rüzgarla demokrasi ve hukuka inanmış,  partinin askeri, polisi savcısı olmayacak herkesi bu çuvala doldurmayı planlarsınız. Ya da ‘avrasyacı düşünce‘ etiketli bir derin yapıyı temsil ediyorsanız, bu derin yapı önemli ölçüde yara almışsa ve TSK içindeki NATO yanlısı askerlere alerjiniz varsa, yolsuzluklarından dolayı şantaj yaptığınız biri ile süreli bir ortaklığa girersiniz ve ajandanızı gerçekleştirmeye çalışırsınız. 15 Temmuz gecesi fail ile ilgili Doğu Perinçek’ in açıklamalarında da ihtiyaç duyulan örgüt algısının izlerini görebilirsiniz. Buraya kadar yazdıklarım için bir varsayım belki bir teori denilebilir. Ama bunların gerçekleşip gerçekleşmediği bilgisi, teoriyi hakikate çevirebilir. O yüzden 15 Temmuz olaylarının sonuçlarına ve fayda sağlayanın kim olduğuna bakmalıyız.  Doktorasını Türk ve Latin ülkelerdeki askeri darbelere çalışarak alan Prof.Dr.Nurşen Mazıcı da ‘Bu bir askeri darbe değildir.Fail için kime yaradığına bakmak gerekir.Kime yaradıysa fail odur’ ifadelerini kullanmış ve hatırladığınız üzere yayından alınmıştı. Peki 15 Temmuz olayları kime yaradı bakalım.

  • Recep Tayyip Erdoğan’ın korkulu rüyası 17-25 Aralık yolsuzluk dosyaları unutturuldu, muhalefet partileri bile bu kelimeleri telaffuz edemez oldu. Hatta büyük haksızlıkla mazbatası elinden alınan Ekrem İmamoğlu’nun gözüne baka baka ‘çaldın öyle kazandın‘ dediler, ‘çalmanın dik alasını siz 17 Aralıktan önce yaptınız‘ bile diyemedi.
  • 16 Nisan 2017 Referandumuyla Recep Tayyip Erdoğanın hayali ve tek adam sisteminin süslü adı olan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine‘ geçildi. Parlemento 15 Temmuzun uçaklarıyla değil ama bu sistemle ortadan kaldırıldı.
  • Darbe gerekçesiyle 3000 e yakın hakim savcıyla ilgili tutuklama yapıldı, 4000 in üzerinde hakim ve savcı ihraç edildi. Bu durum geriye kalan ve göreve yeni başlayacak meslek mensupları için sopa oldu, üst yargı kurumları dahil yargı hizaya geçirildi. Sonrasında ‘yargıda şeyini yapma‘ dönemi başladı Doğu Perinçek’in tabiriyle hukuk siyasetin köpeği oldu.
  • 15 Temmuzda Recep Tayyip Erdoğan tarfından halk sokaklara davet edildi, halka sahte bir kahramanlık hikayesi verildi, 15 Temmuz Çanakkale savaşıyla, Erdoğan Atatürkle kıyaslanır oldu. Esen bu rüzgarı siyasi otorite çok uzun bir süre kullandı.
  • Medya tek ses haline getirildi, sistemin izin verdiği bir iki ses dışında muhalif, eleştirel tek bir habere bile rastlanamaz oldu. Halk algı yönetimlerine ve algı medyasına kurban edildi. Kimse Recep Tayyip Erdoğan aleyhine konuşamaz duruma geldi ve savcılar bunun çetelesini tutar oldu.
  • Türk Silahlı Kuvvetlerinde batı yanlısı, hukuka ve demokrasiye saygılı askerler tasfiye edildi ve bu durum İran’da Doğu Perinçek tarafından ‘Bir operasyonla TSK’daki NATO’cu, AB’ci kesim temizlendi. General, subay dahil 30 bin askeri attık‘ sözleriyle itiraf edildi.
  • Stratejik olarak Rusya ve İran’ı sevince boğacak şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 2000 yıllık geleneği çökertildi, disiplin sistemi altüst edildi. Tarikatlar askeri okullarda cuma namazını biz kıldıracacağız kavgasına tutuştular ve mafya babaları için yürüyüş kararı saydırılır oldu.
  • Demokrasi ve hukuktan hazzetmeyen derin yapılar tekrar mevzi kazandı, işkence, adam kaçırma gibi uygulamalar tekrar geri geldi.

Maddeleri daha da sıralayabiliriz. Maddelere bakarsak 15 Temmuz olaylarının Recep Tayyip Erdoğan ve ortakları Avrasyacı derinlere yaradığını çok net bir biçimde görebiliriz. Peki bu sonuçlar tesadüf mü? veya meşhur ifadesiyle Allah’ın bir lütfu mu? Bir belediye seçimi için bile onlarca saha araştırması yaptıran ve ona göre davranan Recep Tayyip Erdoğan ile yılların gayrınizami harp ve siyaset mühendisliği tecrübesine sahip derin yapı ve Doğu Perinçek; bu sonuçları planlamadılar, TSK’ya kurulan hain tuzağı yönetmediler ve bu lütufları(!) kucağında buldular mı diyorsunuz. Aklınıza ve vicdanınıza başvurun ve tekrar düşünün derim. Birde şu soruyu kendimize soralım. 15 Temmuz olaylarına ilişkin yargılamalar ABD veya Kanada’da yapılmış olsaydı sonuçları nasıl olurdu. Takdiri size bırakıyorum.

Bu yazımda 15 Temmuz’un karanlık noktalarından sadece bir tanesine ışık tutmaya çalıştım. Benim kanaatim bu karanlık noktalar beraberinde birçok mağduru getiriyor. Bireysel mağduriyetlerin yanısıra en büyük mağdur Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Milleti. Karanlık noktalar aydınlatılmadan, evrensel hukuk çerçevesinde yargılamalar yapılmadan bu mağduriyetlerin sona erececeğine inanmıyorum. Dolayısıyla dilim döndüğünce, aklım yettiğince bunun mücadelesini vereceğim ve siyasi görüşü ne olursa olsun vicdan sahibi herkesi bu mücadeleye davet ediyorum.

Kaynaklar

http://www.haber7.com/guncel/haber/2417360-o-gece-telefonda-ne-konustular

https://avalon.law.yale.edu/sept11/powell_brief01.asp

http://edition.cnn.com/2001/US/09/11/chronology.attack/

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-45010767

https://tr.wikipedia.org/wiki/2015_Ankara_sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1#Failler

https://tr.qwerty.wiki/wiki/Air_India_Flight_182

https://odatv.com/trt-ve-a-haber-darbeye-destek-mi-verdi-2111161200.html

DİLAVER DERVİŞ’İ TWITTER’DA TAKİP EDİN

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *