Hava Harbiyeliler Sivillerin Üzerine Ateş Açtılar mı? Kasten Adam Öldürme veya Kasten Yaralama Suçlarını İşlediler mi? Annelerin Feryadı: Hava Harbiyeli Dosyası -3-

DİLAVER DERVİŞ

Hava Harbiyeliler Sivillerin Üzerine Ateş Açtılar mı? Kasten Adam Öldürme veya Kasten Yaralama Suçlarını İşlediler mi?

Rejimin algı yönetimi aparatı paçavraların köşe yazısı görünümlü iftiralarında bu algı çok güçlü bir biçimde işlendi. Sosyal medyada Hava Harbiyeli öğrencilerin linç edilmesi ve mağduriyetleriyle ilgili bir paylaşım yaptığınızda yapılan ilk yorum onlarda halkın üzerine ateş açtılar oluyor. Peki, mesele gerçekten böyle mi? Meselenin böyle olmadığını farklı iki kanıtla açıklamaya çalışacağım. Bu delillerden ilki tanık ifadeleri ikincisi ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararı.

  1. Tanık İfadeleri

15 Temmuz gecesi sokağa çıkarılan vatandaşlar demokrasiye sahip çıkma, vatan savunması veya mukaddesata saldırı olduğu gerekçeleriyle -istihbarat unsurlarının sahaya sürdüğü provokatörler de kullanılarak- tuzağa düşürüldü. Yani o gün sokağa çıkan vatandaşlarımız tanıklık yönüyle hem mağdurlara, hem de sanık sıfatıyla yargılananlara eşit mesafede duruyorlar. Ama yargılamayı yapan ilk derece mahkemesi sadece Hava Harbiyeli öğrencilerin aleyhindeki tanıkları dikkate aldı ve bu durum sanık vekilleri tarafından gündeme getirilmesine rağmen umursanmadı. Ben de burada Hava Harbiyeli öğrenciler lehindeki birkaç tanık ifadesini nazarınıza sunmak istiyorum.

15 Temmuz gecesi öğrencilerin elinde -Yeşilköy kampüsüne gidene kadar güvenlik amaçlı dağıtılan- G3 piyade tüfeği dışında bir silah bulunmamaktaydı. Aşağıda yer alan mahkeme tutanağında sanık avukatı mağdur polis memuruna, yaralanma G3 piyade tüfeğiyle olsaydı ne olurdu? sorusunu soruyor. Polis memuru tarafından verilen cevap yaralanmanın G3 piyade tüfeğiyle olamayacağı yönünde. Öyle olsaydı ayağımda parçalama şeklinde tahribat olurdu diyor. Dolayısıyla polise ateş açanların Harbiyeli öğrenciler olma ihtimali çok zayıf görünüyor.

Ayrıca kendilerine silah kullanma emri verilen ve buna uygun hareket eden öğrencilerin davranışlarının çok farklı olması gerekiyordu. Darbe suçunun tanımında ve özünde yer alan cebir, tehdit ve şiddet unsurunun tartışmasız hareketlerine yansıması gerekmekteydi. Oysa aşağıda yer alan tanık ifadeleri öğrencilerin otobüs içinde küfüre ve yumruklamaya maruz kaldıkları halde tüfeklerini sakladıklarını, herhangi bir müdahalede bulunmadıklarını, korku ve endişe içinde olduklarını ortaya koymaktadır. 

Bununla birlikte tanıklar, öğrencilerin elindeki silah ve mühimmatla müdahale etmesi durumunda çok sayıda ölen vatandaşımızın olacağını, yollarına rahatlıkla devam edebileceklerini ama tam tersi belirsizlik ortamında ne yapacaklarını bilemez halde tavır sergilediklerini ifade etmişlerdir.

  1. İlk Derece Mahkemesinin Gerekçeli Kararı

Harbiyeli öğrencilerin sivillerin üzerine ateş açtığını kabul etmek için ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında kasten öldürme veya kasten yaralama suçlarından hüküm giymiş çok sayıda kişinin olması gerekiyordu. Oysa Harbiyeli öğrencilerin neredeyse tamamına yakını kasten öldürmeye teşebbüs veya kasten öldürme suçlarından beraat ettiler. Aşağıda sunmuş olduğum gerekçeli karardan bazı kesitler bu gerçeği doğruluyor. Siyasetin gölgesindeki Yargı dahi öğrencilerin sivillerin üzerine ateş açmadığını kabul etmişken  “…ama onlarda halkın üzerine ateş açtılar…” nevinden cümlelerin ne kadar zalimce olduğuna ve hangi algı yönetiminden peydahlandığına siz karar verin.

Yukarıda vermiş olduğum örnekler dışındaki beraat kararlarını Sultanbeyli ve Orhanlı davalarının gerekçeli kararlarında bulabilirsiniz. Bununla birlikte mahkeme çok az sayıda öğrenciye kasten öldürme suçundan ceza verdi. Mahkeme bunun gerekçesini açıklarken evlere şenlik cümleler kurmuş. Şöyle izah edeyim; Gerçek bir hukuk düzeninde, kasten öldürme suçunun dayanması gereken deliller ve araştırmalar aşağıda sayıldığı gibi olmalıdır.

  • Usulüne uygun olay yeri incelemesinin yapılması,
  • Maktulün usulüne uygun otopsisinin yapılması, 
  • Maktulün vücudundan çıkarılan mermi çekirdeğinin balistik incelemesinin yapılarak hangi silahtan çıktığının bulunması, 
  • Silah sahibinin elinde barut kalıntılarının olup olmadığının araştırılması,
  • İlk üç maddede belirtilen kanıtların birbiriyle ilintili olması yani bütünlük arz etmesidir.

Bu dosyada araştırmaların bir kısmı yapılmış olsa bile, bahsi geçen maddeler arasında illiyet bağı kurulmaksızın karar verilemez. Yani daha basit ifade edecek olursam mahkeme  “olay mahallinde G3 kovanı bulundu, maktulde de ateşli silah yaralanmasına benzer yaralar var, olsa olsa bunu öğrenciler yapmıştır” gibi soyut ve vahim bir iddiada bulunmaktadır. Bunu da tam ortaya koyamadıkları için, Yargıtay Genel Kurulunun “silahlı mahalle kavgasını“ konu alan kararından bir cümleyi manipüle ederek öğrencilerin failliğine hükmetmiştir. Bu bağlamda aşağıda yer alan mahkeme kararından bir kesiti analiz ederek mahkemenin tutarsızlığını madde madde açıklamaya çalışalım.

  • Gerekçeli kararın ilgili bölümünde mağdurların vücudunda ateşli silah yaralanması var diyor. Bu yaralanmanın hangi silahtan çıktığı (tabanca, tüfek, uzun-kısa menzil) belirtilmesi gerekiyordu. Çünkü öğrencilerin elinde G3 Piyade tüfeği vardı ve vücutta bulunması muhtemel tahribat çok fazla olacaktı.
  • Olay yerinde sanıkların silahlarından çıkan mermi kovanlarının bulunması karara dayanak yapılmış. Ancak zaten yukarıda adı geçen 16 Harbiyeli öğrenci üzerlerine ateş edildiğini, kendilerini korumak için mevzi aldıklarını ve bu sırada havaya ateş ettiklerini ifade etmişler. Mahkeme burada laf oyunuyla sanki öğrenciler halkı hedef almışlar gibi algı yapmaktadır.
  • Öğrencilerden Veysel Yikit karşıdan ateş geldiğini ve hatta şarjörüne mermi isabet ettiğini ifade ediyor. Bu şarjör neden incelenmedi ve şarjördeki mermi izinden silahı ateşleyenin kim olduğu neden araştırılmadı?
  • Mahkeme, ”sanıklar savunmalarında silahlarını kullandıklarını beyan ettiler” diyerek sanki suçu kabul etmişler gibi yansıtmış ve verdikleri müebbet cezalara kelime oyunlarını alet etmişlerdir. Oysa sanıkların beyanı, gelen ateş karşısında korunmak amaçlı havaya ateş ettikleri yönündeydi.
  • Mahkeme karara dayanak yaptığı güvenlik kamerası görüntülerinden, silahsız sivil halka ateş açan tek bir öğrencinin görüntüsüne neden yer vermedi? Böyle bir görüntü olmadığı için olabilir mi?
  • Kullandıkları Yargıtay kararı önemli bir hukuk kaidesi olan “Maddi Vaka Uyumu” ilkesine aykırıdır. Elbette ki Yargıtay kararlarından kıyasen hüküm kurmak mümkündür. Ancak burada en önemli husus kıyas edilen maddi olayla, konu alınan maddi olayın kıyaslanabilir mahiyette olmasıdır. 15 Temmuz gecesi, tanık beyanları ve kamera görüntüleriyle sabittir ki ateşli silah kullanan siviller, tepeden askere ve halka ateş eden meçhul kişiler ve siyah transporterler gibi açıklanamayan birçok konu vardır. Bu ortamda müşterek faillikten bahsedilemez ve şüpheden sanık yararlanır ilkesine göre bu şüpheli olay ve durumlar Harbiyeli öğrencilerin beraatını gerektirirdi.

Yargıtay’ın sağduyulu davranması ve bu hususları gözeterek bir bozma kararı vermesi en büyük beklentimiz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: