RAND Raporuyla Başlatılan Yeni Kumpas Süreci ve Erdoğan’ın Sorması Gereken Asıl Soru…

KENAN AKIN

ABD merkezli düşünce kuruluşu RAND Corporation’ın Türkiye ile ilgili yıl başında yayımladığı son rapor (Turkey’s Nationalist Course – Implications for the U.S.-Turkish Strategic Partnership and the U.S. Army), son aylarda ülke kamuoyunda büyük tartışma yarattı. Raporda TSK tarafından yeni bir darbe girişiminin yapılabileceğinden bahsedilmesi üzerine bir çok farklı fikir ortaya atıldı ve tartışmalar halen sürüyor.

Kısaca özetlemek gerekirse; günümüzde süren darbe tartışmaları ilk olarak bu rapordan sonra başladı. Şubat ortalarında yazarlardan Rasim Ozan Kütahyalı rapora dayanarak TSK’dan tasfiye edilecek olan askerlerin darbe girişiminde bulunabileceğini iddia ederken (1), Yusuf Kaplan tasfiyesi beklenen grupla Kemalistlerin birlikte darbe yapacağına dair iddiada bulunuyordu.(2) Soner Yalçın ise; her hususta olduğu gibi bu raporun arkasında da Türkiye’de günah keçisi ilân edilen belli bir grubun olduğunu iddia ediyordu.(3)

Mayıs ayı içinde bu tartışmalar yeniden gündeme taşındı. Ergenekon cephesiyle irtibatıyla tanınan CHP Milletvekili Özgür Özel’in “liyakatsiz devlet memurlarının korkması gerektiği” şeklinde özetlenebilecek konuşması, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun “bir sistem değişikliğine gidişatı” öngördüğüne dair ifadeleri ve yazar Ragıp Zarakolu’nun “Makus Kaderden Kaçış Yok” başlıklı yazısı darbe tartışmalarının merkezinde yer alıyordu.

Genel olarak Kılıçdaraoğlu başta olmak üzere muhalefet tarafı bu tartışmaları yapay gündem oluşturma çabası olarak yorumlarken, iktidar ise muhalefeti meşru siyaset dışına çıkma tehdidinde bulunmakla suçluyordu.(4)

Bu tartışmalar sürerken Nedim Şener’in ortaya attığı iddia 2-3 aydır darbe ihtimali üzerinde toplanan dikkatleri farklı bir yöne yönlendirdi. Şener, yazısında yaklaşık 20 bin kişinin daha TSK’dan ihraç edileceğini, bu kişilerin darbe yapamayacağını fakat ABD destekli bir suikast gerçekleşebileceğini iddia ediyordu.(5)

İktidar destekli figürlerden Sevda Noyan katıldığı bir televizyon programında, bir ölüm listesini hazır beklettiklerini ifade ederken, Fatih Tezcan da benzer tehditlerde bulundu. Tezcan’ın ifadeleri şu şekilde: (6)

Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz, idam edeceğiz diyorsunuz. Karınızı nasıl koruyacaksınız, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden? Tayyip Erdoğan’a eğer öyle bir şey yaparsanız, Tayyip Erdoğan’ın tırnağı kanarsa eğer, siz bu ülkede başınıza neler geleceğinden haberiniz var mı? Esir alacağımızı falan mı hayal ediyorsunuz, öyle mi düşünüyorsunuz siz? Biz bir daha sokağa çıkarsak kimleri nerelerden toplayacağız, haberiniz var mı, listelerden haberiniz var mı sizin…zulalardan haberiniz var mı sizin…yaşanacaklardan haberiniz var mı sizin?”

Nedim Şener’in iddiasını sadece mantık süzgecinden geçirmek dahi gerçek dışı olduğunu anlamak için yeterli. Tasfiye edilmekte olan kesimin suikast gerçekleştirmesi için, böyle bir suikastin bu kesimin işine yarayacak olması gerekir. Halbuki böyle bir suikast gerçekleştirilmesi bütün tarafların üzerinde ittifak ettiği günümüzdeki tasfiye mekanizmalarında bir değişiklik sağlamaz.

Buna karşın toplumdaki mevcut düşmanlık ve önyargıların daha da artmasıyla sonuçlanır ve tasfiyeler için yeni gerekçeler oluşturur. Bunun yanında Fatih Tezcan ve Sevda Noyan gibi figürlerin ortaya attığı katliam fikrini toplum gözünde meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Yani kısaca böyle bir girişim tasfiye edilmekte olan kesimin değil, mevcut yönetimin işine yarar.

Olayların akışına dikkat edilirse;

* RAND raporu sayesinde önce darbe tartışmaları başlatılarak iktidarından muhalefetine, Kemalistinden KHK’lısına bütün toplum meselenin içine dahil edilerek dikkatler meseleye çekildi.

* Sonrasında ise; gerilim haline geçirilmiş olan toplum dikkati TSK içinde tasfiyesi beklenen grup tarafından suikast yapılacağı iddiasına yöneltildi.

* Noyan ve Tezcan gibi figürler aracılığıyla da ölüm listeleri üzerinden yapılacak katliam fikri topluma aktarıldı.

Yani RAND raporuyla başlatılan bu sürecin gidişatına kuş bakışı olarak bakıldığında; önce toplumun farklı kesimleri darbe iddialarıyla meselenin içine çekilmiş, daha sonra bütün dikkatler Türkiye’de zulüm görenler tarafından bir suikast yapılacağı beklentisine yönlendirilmiş gibi görünüyor.

Bu durum RAND raporunun ne tür bir maksat taşıdığını ister istemez sorgulatıyor.

Raporda Ne Yazıyor?

RAND raporunun ilgili bölümünde geçen ifade şu şekilde: (7)

Midlevel officers are reported to be extremely frustrated with the military leadership and concerned about being removed in the continuing post-coup purges. This discontent could even lead to another coup attempt at some point, and Erdoğan appears to take the threat seriously. Public trust in the military, previously seen as the guardian of order and the secular state, eroded but has been restored somewhat following the success of the TSK’s operations in 2018 against Kurdish forces in Syria’s Afrin province.”(s.xiv)

Raporun bu bölümünde görüldüğü gibi TSK’da orta kademedeki subayların tasfiye edilme endişesine bağlı olarak yeni bir darbe girişimi gerçekleşebileceği ifade ediliyor.

Yani raporda açıkça TSK’da tasfiye sırasını bekleyen personelin darbe yapabileceği iddia ediliyor.

Bu ifadelerde basında kimileri tarafından iddia edildiği gibi Kemalistlerin veya Ergenekon olarak bilinen örgütün darbe yapacağına dair herhangi çıkarım veya ima söz konusu değil. Kemalistlerle tasfiye edilecek askerlerin ortak bir darbe yapması gibi bir ihtimalden de söz edilmiyor.

Bunun yanında raporda Kemalist – Erdoğan çatışması gibi bir tespit de mevcut değil.

Raporun diğer kısımlarında ise hazırlayanların “hangi tarafı tuttuğu” konusunda net ifadeler mevcut:

Turkey remains a highly polarized country as President Erdoğan and the governing Justice and Development Party (Adalet ve Kalkınma Partisi [AKP]) move to implement fundamental changes in governance and society, which have accelerated since the failed July 2016 coup.”(s.xii)

Many secular Turks resented the Gülenists for the unwarranted turmoil they caused in orchestrating the Ergenekon conspiracy trials, and these Turks feared that a successful coup might have led to the establishment of an Islamist state with even more purges.”(s.18)

The coup attempt came as a profound shock to the Turkish public, which believed that the days of periodic military intervention in politics were over, and appears to have also caught Erdoğan and the AKP leadership by surprise.”(s.16)

Bu ifadelerden anlaşılacağı üzere raporda 15 Temmuz için başarısız olan gerçek bir darbe girişimi olarak bahsedilirken, Ergenekon davaları kanuni dayanağı olmayan bir “kumpas” olarak ifade ediliyor. Aynı zamanda raporda Erdoğan ve AKP için bu 15 Temmuz’un bir sürpriz olduğu, yani muhtemel bir darbe girişiminden haberleri olmadığı veya bu yönde en ufak bir beklentileri olmadığı savunuluyor.

Raporun savunduğu argümanları tekrar sıralayalım;

* 15 Temmuz gerçek bir darbe girişimi,

* 15 Temmuz Erdoğan ve AKP için tamamen bir sürprizdi,

* Ergenekon davaları kanuni dayanağı olmayan bir kumpas,

* Tasfiye edilmeyi bekleyen TSK personeli darbe girişiminde bulunabilir.

Önce iddiaları mantık süzgecinden geçirelim. Sondan başlarsak, günümüzdeki ülke şartlarında “TSK’da tasfiye edilmeyi bekleyen askerlerin darbe yapması”nın söz konusu olamayacağını Nedim Şener dahi itiraf ediyor. O halde rapordaki bu iddianın gerçek dışı olduğunu daha fazla açıklamaya gerek yok.

“Ergenekon davalarının kanuni dayanaktan yoksun bir kumpas olduğu” ifadesi ise oldukça iddialı. Bu argümanla raporun bir analiz yapmaktan ziyade raporu hazırlayanların gerçek tarafını ortaya koyduğu söylenebilir. Çünkü gerçekte analizlerde karşı tarafın argümanları da göz önünde bulundurularak gerçeğe ulaşılmaya çalışılır. Raporda ise böyle bir çaba mevcut olmadığı gibi, diğer ihtimallere kısaca da olsa yer verilmemiş.

“15 Temmuz’un gerçek bir darbe girişimi olduğu” iddiasında da yine Ergenekon iddiasında olduğu gibi diğer ihtimaller tamamen gözden kaçırılmış. Bu durum da yine raporun yanlı olarak hazırlandığını gösteriyor.

Bunlar arasında en dikkat çekici olanı ise “15 Temmuz’un Erdoğan ve AKP için tamamen bir sürpriz olduğu iddiası”. Perinçek, Hüseyin Gürler ve hatta AKP tarafından pek çok ismin beyanları belgeleriyle bu iddianın aksini ispat ederken raporda yer alan bu iddia, raporun Erdoğan yönetimi lehine hazırlandığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor.

Görüldüğü gibi raporda hem Erdoğan cephesinin, hem de Ergenekon cephesinin argümanlarının bir arada bulundurulmasına özen gösterilmiş.

Raporda yer alan bu somut ifadeler raporun tasfiye edilen kesim için değil, olsa olsa Erdoğan-Ergenekon ortaklığının amaçlarına hizmet etmek maksadıyla hazırlandığını gösteriyor olabilir.

Bu noktada Nedim Şener ve Soner Yalçın’ın kulakları çınlamış olmalı..

SONUÇ

RAND raporunun oluşturabileceği etkilere baktığımızda gerçek maksadının ne olduğu konusunda basit bir fikre ulaşmak mümkün. Öncelikle bu rapor yalnızca Türkiye’de değil, dünya genelinde erişime açık olduğundan, algısal olarak uluslararası kamuoyu üzerinde etki oluşturabilecek bir rapor.

Raporun içeriğine bakıldığında uluslararası kamuoyuna verdiği iki temel mesaj olduğu görülüyor.

Birincisi, Erdoğan-Ergenekon ortaklığının 15 Temmuz ve Ergenekon davaları konusundaki argümanlarının doğru olduğu ve dolayısıyla desteklenmesi gerektiği mesajı.

İkincisi ise; TSK’da tasfiye edilen kesimin yeni bir darbe girişiminde bulunabileceği ve dolayısıyla bu nedenle yapılan tasfiyelerin ne kadar haklı olduğu mesajı.

Bu iki mesajın kısaca uluslararası kamuoyu gözünde Erdoğan-Ergenekon ortaklığını ve yürütülen zulüm sürecini meşrulaştırma yönünde etki oluşturmayı hedeflediği söylenebilir.

Raporun oluşturduğu diğer etki ise, Türkiye’de tasfiye edilen kesim tarafından bir darbe girişimi yapılacağına yönelik uluslararası kamuoyunda bir ön algı oluşturması. Kendi ülkesindeki şartları ve TSK’nın işleyişini bilen Türkiye kamuoyu rapordaki darbe iddiasının gerçeği yansıtmadığı konusunda farkındalık sahibi olabilir. Fakat uluslararası kamuoyunun bu durumu net olarak bildiği iddia edilemez.

Meselenin Türkiye tarafına bakıldığında raporla başlatılan darbe tartışmalarıyla bütün kesimlerin tartışmanın içine çekildiği, sonrasında ise bütün dikkatlerin suikast iddialarına yönlendirildiği görülüyor.

Bu durum uluslararası kamuoyunda kendi şartlarına uygun, iç kamuoyunda ise yine kendine has şartlara uygun iki ayrı uyumlu iddia oluşturulduğu anlamına geliyor. Böylece yeni bir kumpasın istenilen sonuçları vermesi için hem uluslararası kamuoyunda, hem de iç kamuoyunda gerekli koşullar oluşturulmuş oluyor.

Buna karşın; 2017 yılından bu yana oluşturulmaya çalışılan suikast girişimi yapılacağı algısı toplumda yeterli bir karşılık bulmuyor gibi görünüyor.

Eğer RAND raporu gerçekten Soner Yalçın gibi yazarların iddia ettiği gibi ABD’nin planlarını yansıtan bir raporsa; ABD yönetiminin yeni bir kumpas gerçekleştirilmesi konusunda Erdoğan’a yeşil ışık yaktığı söylenebilir. Çünkü raporda tamamen Erdoğan-Ergenekon ortaklığı yanlısı bir tutum izlenmiş olması ve gerçeğe aykırı bir darbe iddiasına yer verilmesi, bizi bu çıkarıma götürüyor.

Sonuç olarak bütün bu hususlar Erdoğan-Ergenekon ortaklığının yeni bir kumpas hazırlığı içinde olduğu yönünde ciddi bir emare ortaya koyuyor. Rapordan sonra iç kamuoyunda izlenen adımlar bu emareyle oldukça uyumlu görünüyor.

Bu noktada özellikle Özgür Özel gibi isimlerin çıkışları, Cihat Yaycı’nın kızağa çekilmesi, Ergenekon-Hulusi Akar çatışması ve toplumu provoke etmeye yönelik diğer eylemler yeni bir kumpas hazırlığından ziyade Ergenekon-Erdoğan arasında bir çatışma olduğu tezini güçlendiriyor olabilir. Fakat RAND raporunda bu yönde en ufak bir emare bulunmadığını göz önünde bulundurmakta fayda var. Bununla birlikte 15 Temmuz öncesinde de yine Ergenekon-Hulusi Akar gerginliği üzerinden benzer bir tiyatronun oynandığını hatırlamak gerekir.

Günümüzde oluşturulmaya çalışılan ortam 15 Temmuz öncesindeki ortama oldukça benzer görünmektedir. Dolayısıyla bütün bu emarelerin aslında Erdoğan-Ergenekon çatışmasından ziyade yeni bir kumpas hazırlığına işaret ediyor olma ihtimali göz ardı edilmemelidir. Böyle bir kumpası engellemek için yaşatılan süreci tersine çevirmek, yani uluslararası ve iç kamuoyunu bu ihtimalle ilgili farkındalığa ulaştırmak yardımcı olabilir.

Diğer yandan eğer bunlar bir kumpas hazırlığı ise; Erdoğan ve AKP’nin böyle bir kumpasa girişmeden önce şu iki hususu sorgulamasında kendi gelecekleri açısından fayda olacaktır :

1.15 Temmuz kadar organize bir kumpasla ilgili dahi gerçekler bir bir ortaya çıkarken toplum yeni bir kumpasa inandırılabilir mi?

2. Acaba ortak oldukları Ergenekon örgütünün bu kumpası gerçeğe dönüştürmek gibi ayrı bir planı olabilir mi?

(1) Kemalistler darbe mi yapacak?, https://www.gunes.com/yazarlar/rasim-ozan-kutahyali/kemalistler-darbe-mi-yapacak-1062002, 19 Şubat 2020.

(2) Darbe söylentilerini gözardı etmeyelim; önlem almaya bakalım!, https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/darbe-soylentilerini-gozardi-etmeyelim-onlem-almaya-bakalim-2054299, 17 Şubat 2020.

(3) Kim Bu Adamlar, https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/soner-yalcin/kim-bu-adamlar-5631036/, 18 Şubat 2020.

(4) Türkiye’de darbe tartışması nasıl başladı, kim ne söyledi?, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-52625627, 11 Mayıs 2020.

(5) Darbe değil suikast, https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/darbe-degil-suikast-41514267, 11 Mayıs 2020.

(6) Ölüm tehdidi eden eden: Bir ölüm listesi de Fatih Tezcan’dan geldi, https://www.yenicaggazetesi.com.tr/olum-tehdidi-bir-olum-listesi-de-fatih-tezcandan-geldi-9124v.htm, 12 Mayıs 2020.

(7) Stephen J. Flanagan ve Diğerleri, Turkey’s Nationalist Course, https://www.rand.org/pubs/research_reports/RR2589.html,

(8) Hakan Fidan darbeyi 15 Temmuz’da mı öğrendi, 4 Temmuz’da mı?, https://artigercek.com/yazarlar/ahmetnesin/hakan-fidan-darbeyi-15-temmuz-da-mi-ogrendi-4-temmuz-da-mi, 18 Kasım 2019.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: