Post Modern Soykırımın Faili! ya da Failleri!

AHMET YILDIZ

4-5 yıldır her türlü devlet imkanını kullanan bir şebeke, kendilerinden olmayan bir grup insanı çoluk çocuk demeden sistemli bir şekilde zulme maruz bırakarak yok etmeye çalışıyor.

Nasıl, bir hastalığın tedavisini geliştirmek için öncelikle hastalığın doğru teşhis edilmesi ve hastalığa yol açan nedenin bulunması gerekiyorsa, Türkiye’deki bu zulüm çetesinin de kim veya kimlerden oluştuğunu iyi analiz etmek gerekir. Aksi takdirde bu şebekenin oluşturduğu propaganda rüzgarında sürekli savrulma yaşamak kaçınılmaz hale gelir.

Bu şebekenin tanımı yapılırken, kimileri “Ergenekon”, kimileri “Erdoğan Rejimi”, kimileri de İran-Rus-Çin maşası “Ulusalcılar” kavramlarını kullanıyor. Aynı grupları başka isimle ananlar olsa da üç aşağı beş yukarı bu lâfızlardan kimlerin kastedildiği günlük gazete okuyan ortalama her insanın malumudur.

Son yıllarda Zulüm şebekesinin kaynağı ile ilgili kalem oynatan, analiz yapanların genellikle içine düştükleri en önemli sorunsal her konuda bu üç unsurdan sadece birisini sorumlu görmeleri.

Yani kimisi, tüm zulmü herşeyiyle Ergenekon’a bağlarken kimisi de Erdoğan Rejimini ön plana çıkarıyor veya suçu tamamen Perinçeğin başını çektiği 3. şebeke unsuruna yüklüyor. Bu hal, en çok bahsedilen zulüm şebekelerinin hoşuna gidiyor. Ki bu konuda kamuoyunu en çok onlar manipüle ediyor zaten. Her birinin basın açıklamalarını klasik bir söylem analizine tabi tutsanız göreceğiniz resim aynıdır. Terör örgütleri ile yapılan mücadelede en etkin rolü kendi tarafı üstlenmiştir. Ancak konu hukuksuzluklara gelince onu yapan diğer taraftır.

Asıl ilginç olan ise sık sık, özellikle sosyal medyada değerlendirmeler yapan ve herhangi bir aidiyeti olmadığını iddia edenlerin söylemleri.

Bu grup, maruz kaldığı zulmü anlatmaya çalışan kişileri çok kolay bir şekilde kendisine göre asıl unsur gördüğü şebeke parçasını nazara vermiyorlar diye ihanetle suçlayabiliyor.

Örneğin “Fetömetre”yi deşifre eden, onun kimler tarafından nasıl kullanıldığını ve özellikle ne tür zulümlere neden olduğunu anlatan kişileri, “asıl suçlunun gündemden düşmesine veya göz ardı edilmesine hizmet etmek”le suçlayabiliyorlar.

Bu yöntemin aslen söz konusu şer şebekesinin üç unsuru tarafından kullanıldığını ifade etmiştik. Amaç kamuoyunu kendi lehine yönlendirmek. Çünkü kamuoyuna her zaman bir günah keçisi göstermek gerekir ki dikkat kendi üzerinden başka tarafa kaysın. Başkasını kolayca ihanetle suçlamanın altında yatan ana neden budur.

Anlayacağınız sürekli “fetö, fetö” diye böğürenlerle “Sadece Ergenekon” diyenlerin algı oluşturma yöntemi bakımından herhangi bir farkı yok. Gözden kaçan şu ki; 4 yıldır yaşanılan zulmü bu şebeke unsurlarının hiçbirisi yalnız başına yapmadı.

Hiçbir ahlaki değeri olmayan Siyasal İslamcı Din Tüccarı Erdoğan Rejimi, devletin bütün imkanlarını Ergenekon isimli örgütün yüzelli yıllık kadrosuna ve acem sızması Perinçek kadrolarının emrine verdi. Erdoğan, devlet imkanlarını bu örgütlerin eline vermekle kalmadı bizzat kendisi bütün gücüyle bu şebeke unsurları ile omuz omuza söz konusu zulmün gerçekleşmesini sağladı. Bizatihi orkestra şefliğini de üstlendi denilebilir. Şer şebekesinin bu üç unsurunun motivasyonları farklı olsa da yürüttükleri zulüm ortak ve aynıdır.

Bu unsurlardan hiçbirisi diğerinden daha az veya çok suçlu değil. Çünkü kurbanların boynuna dayadıkları bıçağı üç el aynı anda aynı kuvvetle tuttu ve canlara kıydı.

Zulümden kaçan bir ailenin Meriç Nehri’nde boğulan 2 yaşındaki evladı için “oh olsun büyüyünce O da terörist olacaktı” diyen AKP üyesi kadın ile bu insanları hukuksuzca tutuklayan ve insanlık dışı işkencelere tabi tutan AKP ve ERGENEKON kadrolarının ya da ekrana çıkıp “hukuk siyasetin köpeğidir” diyerek, TSK kadrolarının bizzat kendileri tarafından temizlendiğini söylerken, İRAN Milletine selam gönderen Perinçek arasında hiçbir fark yoktur. Yani “Fetömetre” denilen soykırım aracını kuran kişiler ile 15 Temmuz gecesi öncesinde birçok radikal grubu Asker ve sivil öldürmek üzere görevlendirenler, aynı zulüm çarkının farklı dişleridir.

Hal böyleyken söz konusu zulümleri anlatan insanların, başlarına geleni, tanık oldukları veya somutlaştırılabilir buldukları vakaları anlatmalarından, onların şer şebekesinin diğer ortağını korudukları sonucunu çıkarmak ve hele hele ihanetle suçlamak basiretsizlikten başka birşey olmasa gerek. Eğer basiretsizlik değilse de şebekenin diğer unsuru tarafından devşirilmiş olduğunun göstergesidir.

Çünkü SADECE “ERGENEKON” demek, “ERDOĞAN REJİMİ’Nİ” koruma sonucunu doğururken, SADECE “ERDOĞAN” demek de diğer şebeke üyelerini korumak anlamına gelebilir.

Burada bir paradoks ortaya çıkıyor gibi görünse de durum hiç de öyle değil. Bir tarafın işlediği suçu anlatmak, diğer tarafı temize çıkarmak demek değildir. Lakin bir zulmü ifşa edene “aman anlatma, sürekli bahsetme, anlatırsan bu konu çok ön plana çıkıyor, gündem bununla meşgul ediliyor, herkes etkilenip asıl suçlu Ergenekon’u gözden kaçırıyor” demek doğru bir düşünce tarzı değildir.

Bu söylemlerin ortaya çıkış nedeni ne olursa olsun mücadele veren kişilerin buna benzer engellemelere hiç takılmadan, şevk ve mücadele azimlerinden bir şey kaybetmeden yollarına devam etmeleri elzemdir.

Olaylara nasıl bakması gerektiği konusunda fikir sahibi olmayanlara tavsiyem, bırakınız herkes elinden geldiğince bu şebekenin ulaşabildiği her şeyini gözler önüne sersin. Parçalar birleştikçe büyük resim tamamlanacak ve gerçekler gün yüzüne çıkacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: