Cihat Yaycı Olayıyla Netleşen Tablo : 15 Temmuz’un “Angaje Elemanları”nın Tasfiyesi

KENAN AKIN

15 Temmuz’dan bu yana ülkede yaşananlar ve oluşturulan bilgi kirliliği, olayların sağlıklı şekilde anlamlandırılabilmesini büyük oranda engelliyor. Bunun en son örneklerinden birisi Cihat Yaycı’nın TSK’dan tasfiyesi. 

Olayın arka planına yönelik basında ve sosyal medyada yer bulan ihtimaller şu şekilde sıralanabilir; 

* Bu olay Erdoğan-Ergenekon çatışmasından kaynaklanmış olabilir. 

* Hulusi Akar’ın Cihat Yaycı’ya karşı olumsuz duyguları veya Yaycı’nın fazlaca ön plana çıkması bu tasfiyeye yol açmış olabilir.

* Yaycı’yı aslında sevmeyen Ergenekon tasfiye ettirmiş olabilir.

* Yaycı, ABD gibi ülkeler tarafından gelen dış baskı sonucu tasfiye edilmiş olabilir.

* Bu tasfiye, yeni bir kumpas öncesi yapılan hazırlıklardan birisi olabilir.

* Erdoğan ile KHK’lılar arasında bir müzakere süreci başlıyor olabilir.

Benzer ihtimaller çoğaltılabilir. Özellikle sosyal medyada bu ihtimalleri destekleyen bilgiler ve argümanlar çokça mevcut. O yüzden meseleye nedenlerden ziyade paternler açısından bakmak, meseleye farklı bir bakış sunabilir.

Bu durumu değerlendirirken ilk bakılması gereken yer, meselenin orta noktasındaki Ergenekon bağlısı olarak bilinen grupların olaya yaklaşımları. Söylemlere bakıldığında, ilgili grupların kendi içinde ayrışma yaşadıkları izlenimi mevcut. Özellikle Odatv, Ahmet Zeki Üçok,  Mehmet Ali Çelebi, Mustafa Önsel gibi figürler ve Aydınlık grubundan bazı isimler Cihat Yaycı’nın tasfiye edilmesini eleştiriyor ve bu tasfiyeyi gerçekleştirenin MSB Hulusi Akar olduğunu iddia ediyor.

Buna karşın, Perinçek’e göre Cihat Yaycı’nın tasfiyesi normal karşılanması gerekiyor. Çünkü Perinçek’e göre TSK içinde önemli gördüğü kadronun, yani Ergenekon bağlısı “Milli Ordu” örgütünün (ya da genel adıyla Perinçekçilerin) tasfiyesi söz konusu değil.

İşte bu noktada aynı doğrultuda hareket eden bu iki grubun birbirine zıt söylemleri akılları karıştırıyor. Hatırlanacağı üzere benzer bir ayrışma geçtiğimiz yıllardaki YAŞ kararları sonrasında da gözlenmişti. 

Eleştirilere bakıldığında, özellikle TSK’nın şekillendirilmesinde etkin rol oynayan bazı isimlerin Cihat Yaycı ile birlikte Metin Temel ve Zekai Aksakallı’yı da zikretmesi oldukça dikkat çekici. Bunlardan TSK’daki tasfiyelerin sözcülüğünü yapan Nedim Şener ile, bu tasfiyeler için fişleme listelerini hazırlayan Ahmet Zeki Üçok her üç ismin fazlaca ön plana çıktıkları için Hulusi Akar tarafından etkisizleştirildiği iddiasını ortaya atıyor.

Bu iddianın basında en fazla dillendirilen iddia olduğu söylenebilir. Bu konuda oldukça dikkat çekici olan husus, Akar’ın bu iddiaya karşı bir açıklamada bulunmaması. Normal şartlarda Akar’ın imajını zedeleyen bu iddiayı reddetmesi gerekirdi. Bununla birlikte bu üç ismin fazlaca ön plana çıkmasının Akar’ı neden rahatsız ettiğine dair mantıki bir izah henüz yapılabilmiş değil. Bahse konu isimler Akar’ın rakibi konumunda olsalardı, bu iddia mantıklı olabilirdi, fakat böyle bir durum söz konusu değil.

O halde bu üç ismin kızağa alınmasını mantıki olarak açıklayabilen daha başka bir sebebi olması gerekir. Peki bu sebep ne olabilir? Neden bu üç isim Ahmet Zeki Üçok başta olmak üzere pek çok kişi tarafından birlikte zikrediliyor? Bu isimleri bir araya getiren ortak özellik nedir? Acaba konunun 15 Temmuz’la ve Odatv grubunun yaptığı fişlemelerle bir ilgisi olabilir mi? 

Bu kişilerin Hulusi Akar dışındaki diğer ortak özelliklerine baktığımızda evet, “olabilir” gibi görünüyor.

Öncelikle Zekai Aksakallı, Metin Temel ve Cihat Yaycı’nın aynı sınıflandırmaya tabi tutulmasını sağlayan iki temel ortak özellikleri mevcut.

Bunların birincisi bu üç ismin de 15 Temmuz’dan önce fişlenmiş grup içinde olmaları. Bu durum, 15 Temmuz sonrasında Genelkurmay’da ele geçen fişleme belgelerinden anlaşılıyor. Ele geçen belgelerde, Hulusi Akar, Abidin Ünal, Zekai Aksakallı ve Metin Temel gibi 15 Temmuz açısından önemli isimlerin olay öncesinde Ahmet Zeki Üçok’un da dahil olduğu bir ekip tarafından fişlendikleri görülüyor. Genelkurmay Çatı Davasında dönemin Genelkurmay Personel eski Başkanı İlhan Talu’nun verdiği bilgilere göre fişleme çalışmasını yapan ana kişiler ise; AKP Milletvekili Şirin Ünal, Kozmik Oda operasyonunda adı geçen emekli Albay Baki Kaya, Ahmet Zeki Üçok ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga.(1) Cihat Yaycı’nın fişlendiğine dair bilgi önceki tarihlerde Ulusalcılar tarafından yayınlanan haberlerde yer alıyor.

Yani Zekai Aksakallı, Metin Temel ve Cihat Yaycı’yı en çok savunan Ahmet Zeki Üçok, aynı zamanda bu isimleri fişleyen ekipteki kişilerden. Üçok’un fişleme çalışmalarında yer aldığı bu isimleri kuvvetli bir şekilde savunması kendi içinde çelişkili ve oldukça dikkat çekici bir durum.

 Bu noktada akla gelen soru şu; “Üçok bu isimleri fişleyen kişi olmasına rağmen neden bu kadar hararetli savunuyor olabilir?” Çünkü bu durum oldukça çelişkili ve bir o kadar da ilginç. 

Cevaba ulaşmak için devam edelim.

Bu isimlerin ikinci ortak özellikleri ise; 15 Temmuz’da ve sonrasındaki süreçte aktif rol alarak, Ergenekon’un hedeflerini hayata geçiren isimler arasında yer almaları. Diğer deyişle, Ergenekon örgütü kendi elini suça bulaştırmak yerine TSK üzerindeki planlarını bu gibi isimler eliyle hayata geçirdi. 

Örneğin Zekai Aksakallı, 15 Temmuz’da bir çok personele birbirini vurması için emir vermek suretiyle TSK’da iç çatışma ortamını oluşturan isim.(2)(3) Metin Temel benzer şekilde, 15 Temmuz’da Şırnak’ta 400 personele tuzak kurdurarak öldürülmesini emreden (neyse ki bunu başaramadı) kişi.(4) Cihat Yaycı ise, 15 Temmuz sonrası süreçteki tasfiyelerde devreye giren, meşhur “Fetömetre”siyle özellikle Deniz Kuvvetlerinde, sonrasında TSK genelinde ve hatta farklı formatlarda devletin Dışişleri ve Yargı kurumları gibi diğer önemli kurumlarında yapılan tasfiyelere hukuki dayanak kılıfı giydiren kişi. Yani her üçü de 15 Temmuz ve sonrasında Ergenekon’un planları doğrultusunda kirli cinayetleri, katliamları ve soykırım mekanizmalarını işleterek doğrudan suça bulaşan ve arkalarında somut kanıtlar bırakan kişiler.

Bu üç ismin 15 Temmuz öncesinde fişlenmişken, 15 Temmuz ve sonrasında Ergenekon adına ciddi suçlar işlemiş olması, bahse konu kişiler hakkında ciddi bir çıkarım ortaya koyuyor. Bu durum bahse konu kişilerin 15 Temmuz öncesinde Ergenekon tarafından fişlemeler suretiyle tehdit ve şantaja uğratılarak ya da işbirliği teklifiyle örgüte “angaje edilmiş” elemanlar olabileceğini gösteriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Ahmet Zeki Üçok’un bu isimlerin kızağa alınmasına tepki göstermesi oldukça anlaşılabilir bir durum. Çünkü Üçok, bu kişileri fişleyen kişi olduğuna göre, aynı zamanda Ergenekon örgütüne de angaje eden kişi olmalı. Yani bu üç ismin “örgüt sorumlusu” büyük ihtimalle “Ahmet Zeki Üçok”.

Eğer Ahmet Zeki Üçok ve Mustafa Önsel gibi TSK’yı fişleme biriminde görevli kişiler örgüte angaje ettikleri elemanlarını savunuyor görünmezlerse, bu angaje elemanlar kendilerini tehlikede hissedebilir veya verilen sözlerin yerine getirilmediği düşüncesiyle tepki göstererek 15 Temmuz’la ilgili gerçekleri açık edebilirler.

Öyleyse Odatv grubu tarafından gösterilen tepkiler, kendilerine bağlı bu “angaje elemanların” kullanılıp atılmış olmaları nedeniyle 15 Temmuz’u açık edecek bir tepki vermelerini (küskünlüklerini) önlemek için onlara “sizin için elimizden geleni yapıyoruz” mesajı verme amacı taşıyor olabilir. Perinçek cenahı tarafından yapılan açıklamalar da Ergenekon tabanı ve Erdoğan cephesine “sorun yok” mesajı göndererek Odatv grubunun Erdoğan cephesi üzerinde oluşturabileceği negatif etkiyi nötürlemeyi amaçlıyor olabilir.

Bütün bu hususlar bir arada düşünüldüğünde yaşananların en mantıki açıklaması şu olabilir: Ergenekon örgütü hedefleri doğrultusunda suç eylemlerini doğrudan kendi elemanlarıyla değil, örgüte angaje ettiği harcanabilir elemanlar vasıtasıyla gerçekleştiren bir örgüt. Böylece, bütün ülkeyi arka planda yönetirken, suçu “angaje elemanları” üzerinde bırakmak suretiyle hukuki olarak suçluluğunun ispat edilmesini de imkânsız kılıyor.

Bu örgüt 15 Temmuz’daki planlarını da benzer şekilde kendisine tehdit, şantaj ve işbirliği teklifleriyle angaje ettiği elemanlar eliyle gerçekleştirmiş gibi görünüyor. Bahse konu Zekai Aksakallı, Metin Temel ve Cihat Yaycı gibi “angaje elemanlar”, Ergenekon’un 15 Temmuz’la bağlantısını hukuki olarak ortaya koyabilecek canlı şahitleri. O yüzden, bu kişilerin bağımsız ya da Erdoğan açısından vazgeçilmez hale gelmelerinin engellenmesi ve örgüt tarafından kontrol altında tutulmaları oldukça önemli.

Bu elemanlardan Cihat Yaycı’yı diğerlerinden ayıran bir husus, 15 Temmuz sonrası soykırım sürecini yürütebilmek için muhtemelen Ergenekon bağlılarıyla bir takım yazışmalar yapmış olması. Toplumun “Fetömetre” gibi uygulamalar aracılığıyla yapılan soykırıma dikkatinin çekilmiş olması, Ergenekon örgütünü kendisiyle ilgili olabilecek delilleri yok etme çabasına yöneltmiş gibi görünüyor. Eğer durum buysa, Cihat Yaycı’nın örgüte karşı kendisini garantiye almak için bu yazışmaları yedeklemediğini düşünmek saflık olur. Bu nedenle ileride Ergenekon örgütünü zor duruma düşürecek kanıtlar direk Cihat Yaycı eliyle servis edilebilir.

Bu çıkarımların doğruluk derecesini zaman gösterecek. Özellikle 15 Temmuz öncesinde fişlendiği halde 15 Temmuz’da Ergenekon adına benzer bir rol oynamış olan Arif Çetin’in gelecekte düşeceği durum, bu çıkarımların doğruluğunu teyit edebilir ya da çürütebilir. Arif Çetin’de benzer bir duruma uğratılırsa, buradaki çıkarımların doğru olduğu söylenebilir.

Bakalım zaman ne gösterecek..

  1. https://web.archive.org/web/20180320210525/https://odatv.com/tskdaki-fisleme-listelerini-acikliyoruz-20031822.html
  2. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/zekai-aksakalli-omer-halisdemirle-8-kez-gorustum-terziyi-oldurmesini-istedim-40401291
  3. http://www.gazetevatan.com/zekai-aksakalli-vurun-talimati-verdi-1061608-gundem/
  4. https://www.patreon.com/posts/bir-albay-15-35946215?utm_medium=social&utm_source=twitter&utm_campaign=postshare

KENAN AKIN

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: