Yeni Dünyada Güvenlik…

YAVUZ AKIN KOLDA

Güvenlik, bireyin yaşam hakkının teminatı ve toplumların vazgeçilmezi olarak insanlığın her dönem en temel ihtiyacı olmuştur. Başlangıçta barınma ve sığınma şeklinde doğanın tehditkar şartlarına karşı geliştirilerek başarıya kavuşturulan güvenlik sorunu insanı insana karşı korumakta maalesef istenilen ölçüde başarılı olamamıştır. Haklının değil güçlünün hakim olduğu her yerde ezilenler tek değişmeyen gerçek olacaktır. Hak adalete, adalet ise güce muhtaçtır. Gücün yerine vicdanı koyduğunuz her yerde zayıflar güçlülerin pençelerinde kıskıvrak kalacaktır.

Günümüz dünyasında gücün parametreleri çok değişti. Ekonomi diğer tüm unsurları peşinden sürükleyen başat güç oldu. Ülkeler üretmiş oldukları yıllık hasılalara göre gelişmiş ya da gelişmekte olan şeklinde sınıflara ayrıldı ve diğer tüm parametreler göz ardı edilerek bir kısım ülkeler üçüncü dünya ülkesi yaftasından kurtulamadı. Bu anlamsız sınıflandırmada sahip olduğunuz kültürel birikim, toplumun değer yargıları veya eğitim seviyesinin ne olduğunun bir önemi yok, sadece ekonomik veriler üzerinden kişiliksiz bir sınıflandırma. Kişiliksiz çünkü oluşturulan bu sanal ligde üst sıradakiler kendilerini herşeyi yapmaya ve herkes adına karar almaya muktedir görüyorlar. Bu şekildeki karar alma mekanizmaları da üstteki azınlık için bir politik mutluluk oluşturulurken, alttaki sessiz grubu çaresizliğe mahkum ediyor. Yani yine bazı toplumlar azınlığın tahakkümünden kurtulamayan sosyal yığınlar haline geliyor.

Son yüz yılda iki dünya savaşı ile yaşanan yıkımlar sonrası dünyayı yeni savaşlardan ve kaoslardan uzak tutacak bir ortak karar mekanizması olarak tasarlanan Birleşmiş Milletler yetmiş beş yaşına merdıven dayadı. 24 Ekim 1945’te kurulmuş; dünya barışını, güvenliğini korumak ve uluslararasında ekonomik, toplumsal ve kültürel bir iş birliği oluşturmak için kurulan uluslararası bir örgüt olarak Birleşmiş Milletler kendini “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş küresel bir kuruluş” olarak tanımlamaktadır. Ancak son elli yılda yaşanan ve yaşanmakta olan pekçok bölgesel sorunun çözümünde maalesef istenilen performansı ya sergilememiş ya da çok gecikmeli icraatları ile sorunlara kalıcı çözümler üretmekten uzak kalmıştır. Bu sınıfsal politik yapısı ile Birleşmiş Milletlerin daha uzun süre hükmünü sürdürmesi mümkün gözükmemektedir. Artık dünyamız yeni bir güvenlik sistemine ihtiyaç duymaktadır.

Son otuz yılda teknolojide yaşanan gelişmeler ve bunun parelelinde iletişimin ulaştığı akılalmaz boyut göz önüne alındığında yeni dünyanın şeffaflık üzerine kurgulanacağı açıktır. Artık dünyanın öbür ucunda yaşanan olaylar bir kaç dakika içinde pekçok kanaldan hızla yayılmakta, bölgesel ya da küçük çaplı görülen hadiseler bazen çok geniş alanda etki oluşturabilmektedir. Her türlü engellemelere karşın bugün Suriyede yaşanan savaş dramı ya da Çinin belirli bir bölgede uyguladığı vahşi tutum tüm dünya kamuoyunun gözü önünde gerçekleşmektedir. İletişim araçlarının sağladığı bu yepyeni imkan aynı zamanda tüm insanlık için bir sorumluluk oluşturmaktadır. Bu sorumluluk karar alma mekanizmalarını hızla harekete geçirecek bir duyarlılık oluşturulduğunda yerine getirilmiş olacaktır.

Yalın halde bilgi bir değer ifade etmemekte ve hatta belirli bir süre sonra insanları olaylara karşı duyarsızlaştıran bir etki oluşturmaktadır. Burada önemli olan bilgiye duyarlı ve hızlı harekete geçebilecek bir yapının tesis edilmesidir. Başta da belirttiğimiz gibi adalet güce muhtaçtır ve bu gücün yerinde ve zamanında kullanılması ile güvenlik tesis etmek mümkün olacaktır. Buradaki gücün varlığı sadece varolan sorunların çözüme kavuşturulması olarak değil, aynı zamanda yaşanabilecek muhtemel sorunlara karşı ön alabilecek bir caydırıcılık olarak da gerçekleşecektir.

Güç doğru ellerde olduğu ve doğru zamanda kullanıldığında güç olacaktır, aksi halde sadece bir yüktür, külfettir. Gücü meydana getirenler de onu yönetenler de toplumlardır. Eğer yaşam hakkının kutsallığını inanmış ve çevresine duyarlı bireylerden oluşan toplumlar yetiştirebilirsek güç her zaman adaletin emrinde olacak, onu politik çıkarları için kullanmak isteyenlere de asla fırsat tanımayacaktır.

Önümüzdeki günler hayalini kurduğumuz dünyaya yepyeni kapılar açan, yeni başlangıçlar ve fırsatlar sunan özel günler olacak. Öyle ki bugün kronikleşen ve çözümsüz zannedilen pekçok problemin küçük bir bakış açısı değişikliği ile hemen elimizin altında basit çözümlere sahip olduğunu görecek, saplantı haline gelmiş duygu ve düşüncelerimizin esaretinden kurtulacağız. Yani geleceğin güvenli dünyasına zihinlerde yaşanacak değişimlerle adım atacağız ve bu işe çocuklarımızdan başlamak zorundayız. Önümüzdeki yeni çağın büyük devrimi zihinlerde yaşanacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: