15 Temmuz’un Başarısızlık Üzerine Kurulu Senaryosu: Sıkıyönetim Atamaları 1960 Darbesine, Sıkıyönetim Kapsamı 1980 Darbesine Benzetilmiş…

KENAN AKIN

Daha önceki çalışmalarda 15 Temmuz Sıkıyönetim Direktifinin Erdoğan-Büyükanıt ortaklığı tarafından hazırlandığı ve orijinal halinin 2008 yılında Gül’e karşı hazırlanan direktif olduğu somut kanıtlarla ortaya konulmuştu.(1)(2) 15 Temmuz meselesi bu direktifin 2008’de hazırlanan orijinal haliyle 15 Temmuz için hazırlanan hali arasındaki farklar üzerinden incelendiğinde bizi yeni bulgulara ulaştırıyor.

Kısaca ifade etmek gerekirse; olayın temel hatlarını çizen Sıkıyönetim Direktifi kendi içinde bir çok çelişki barındırıyor. Bu çelişkiler incelendiğinde direktifin farklı parçalarının Erdoğan-Büyükanıt ortaklığının farklı hedeflerine uygun olarak dizayn edilmesinden kaynaklandığı anlaşılıyor.

* Atama listeleri yönetilmesi imkânsız sayıda ve nitelikte sıkıyönetim komutanı atamasıyla gerçek bir darbe oluşmasının önüne geçerken aynı zamanda fişlenen bütün personelin listeye dahil edilebilmesini sağlayacak esnekliğe sahip. Bu hususun sağlanması için atama listelerinde 1960 ve 1980 darbe modellerinin karışımı uygulanmış, tarihte görülmeyen biçimde her şehre bir sıkıyönetim komutanı atanmış ve gerçekte var olmayan sıkıyönetim görevleri uydurulmuş.

* Sıkıyönetimin kapsamı açısından ise olayın “başarısız olması” şansa bırakılmamış. 15 Temmuz şartlarına aykırı olan 1980 modeline benzetilerek sıkıyönetim ülke geneline yayılmış.

Şimdi bu hususlara kısaca değinelim.

15 TEMMUZ DİREKTİFİNDEKİ UYUMSUZ İÇERİĞİN ORTAYA ÇIKARDIĞI BULGULAR

15 Temmuz direktifinde, o günkü olaylarla uyumsuz olan bir takım içerik mevcut. Bu içerik, direktifin 2008’deki orijinalinden (bir kısmı maksatlı olarak) değiştirilmeden bırakıldığı için bu uyumsuzluğa sahip olmalı. Çünkü bu uyumsuzluğu açıklayabilecek akla yatkın başka bir neden şimdilik görünmüyor. Yani bu kısımlar aslında 15 Temmuz’la değil 2008 darbe hazırlığıyla ilgili kısımlar. 

Direktife bakıldığında, bu uyumsuzluğa sahip iki yazılı unsur var. Bunlardan birincisi direktifin kapak sayfasında EK-C olarak yer alan “Ankara ve İstanbul Şehirleri Asayiş ve Takviye Planı”

Diğeri ise; orijinal direktif 15 Temmuz için değiştirilirken unutulduğu anlaşılan, sıkıyönetim atamalarını içeren EK-A’nın üzerinde yer alan “Sıkıyönetim Bölge Komutanları” başlığı.

Bahse konu EK-C’nin 15 Temmuz’la uyumsuz olmasının sebebi şu : Sıkıyönetim direktifinin metnine göre bütün ülke genelinde sıkıyönetim ilân ediliyor. O halde direktifte bütün şehirlere yönelik kabataslak da olsa asayiş ve takviye planlarının hazırlanması, ya da en azından bu şehirlerde nasıl bir hal tarzı izleneceğine yönelik bir plan olması gerekirdi. Fakat bütün ülkede sıkıyönetim ilân edilmesine rağmen EK-C yalnızca Ankara ve İstanbul şehirlerine yönelik plan içeriyor. 

Tam burada ara bir not olarak EK-C’nin durumunu belirtmek faydalı olabilir : Bilindiği gibi bu Ek-C 15 Temmuz’a yönelik ele geçirilen dokümanlar arasında yer almıyor (3). Eğer böyle bir ek yayınlanmış olsaydı aradan geçen dört sene içinde ya belgeler arasında ele geçirilir, ya dava dosyaları arasında yerini alır, ya da ifadelerde mutlaka ortaya çıkardı. Dolayısıyla bahse konu Ek-C’nin yayınlanmadığı net şekilde anlaşılıyor. Bu ekin yayınlanmamış olması da zaten direktifin darbe için değil, göstermelik hazırlandığını tek başına açığa çıkartıyor. 

EK-A’da unutulan “Sıkıyönetim Bölge Komutanları” başlığı ise Yaşar Büyükanıt döneminde yapılan hazırlıkta atamaların “Bölge Komutanlıkları” şeklinde yapıldığını gösteriyor. 

Yani 15 Temmuz direktifi oluşturulurken 2008’deki gerçek hazırlıkta kullanılan “Sıkıyönetim Bölge Komutanları” yapısı değiştirilerek, “İl Sıkıyönetim Komutanları” başlığı altında bütün illere atama yapılacak şekle çevrilmiş.

Bu iki tespiti birleştirdiğimizde bizi, 2008’de yalnızca Ankara ve İstanbul olmak üzere iki sıkıyönetim bölgesi tesis edildiği ve yalnızca bu bölgelere sıkıyönetim komutanı ataması planlandığı çıkarımına ulaştırıyor. 

Yani, Yaşar Büyükanıt döneminde yapılan hazırlıkta, “tıpkı 1960 darbesinde olduğu gibi” iki sıkıyönetim bölgesi ve yalnızca iki sıkıyönetim komutanı bulunan bir sıkıyönetim şekli planlanmış.

Buna göre 15 Temmuz için hazırlanan sıkıyönetim direktifi içeriğiyle 2008 için yapılan hazırlık arasında (dolayısıyla 1960 darbesi ile arasında) çok önemli iki fark var.

1. Birinci fark sıkıyönetim atamaları,

2. İkincisi ise sıkıyönetimin kapsamı konusunda. 

Bu farklar, 15 Temmuz’un arka planıyla ilgili bir çok bilgiyi barındırıyor. Şimdi bu farklara sırasıyla bakalım.

SIKIYÖNETİM ATAMALARI

Önce atamalar açısından farklara bakalım. Yukarıda ulaştığımız çıkarıma göre 1960 darbesiyle uyumlu olarak 2008 yılında yalnızca 2 Sıkıyönetim Komutanı atanması planlanmıştı. 15 Temmuz direktifinde atanan sıkıyönetim komutanı sayısı ise 73. Yani 15 Temmuz direktifinde, 2008 yılında (ve 1960 darbesinde) planlanan sayının yaklaşık 36 katı komutan ataması yer alıyor. 

Bu noktada aradaki farkın 2008’de yalnızca iki şehirde sıkıyönetim planlanırken, 15 Temmuz’da ülke genelinde sıkıyönetim tesisi planlanmasından kaynaklandığı iddia edilebilir. Fakat 15 Temmuz’daki atama sayısı, yine bütün ülke genelinde sıkıyönetim tesis edilmiş olan 1980 darbesindeki atama sayısının (13 Sıkıyönetim Komutanı atanmıştı) dahi 6 katı civarında. 1980 darbesi, ülke tarihinde görebileceğiniz en kapsamlı darbe uygulaması örneği. 

15 Temmuz atamalarıyla gerçekteki uygulamalar arasında devasa bir fark var. Bu durum atama listesinin aslında sıkıyönetim değil, tasfiye listesi olduğuna dair bir fikir vermiş olmalı. 

Sıkıyönetim atamalarıyla ilgili bir diğer dikkat çekici husus şu; kapsam bakımından 1980 darbesi gibi bütün ülkeye atamalar yapılırken, şekil bakımından ise 1960 darbesinde olduğu gibi Kuvvet Komutanları (ve Ordu Komutanları) görevlendirme dışında bırakılmış. Bu durumun kuvvet komutanlarının darbe karşıtı olmalarından kaynaklandığı iddia edilebilir. Fakat atamalara yakından bakıldığında meselenin hiç de öyle olmadığı görülüyor. 

Eğer kuvvet komutanlarının (Diğer Atamalar listesinde) görevlendirmelere dahil edilmeme nedeni darbe karşıtı olmaları olsaydı, aynı sebeple atama listesinde bir-iki istisna dışında darbe karşıtı hiç kimsenin bulunmaması gerekirdi. Fakat 15 Temmuz’dan bu yana listedeki bir çok komutanın darbe gibi bir olaydan haberinin bile olmadığı, bir çoğunun olaylara karışmadığı açığa çıktı. Günümüzdeki hukuksuzluk ortamında dahi atama listelerinde bulunan bir çok kişi tahliye edildi ya da beraat etti.(4)

Atama listelerinin darbeye taraf olan komutanlara/ personele göre yapılmadığının en belirgin örneği davalardan beraat alan ve sıkıyönetim atamalarının en önemli ismi olan Korg.Erdal Öztürk. Öztürk bu listedeki en üst rütbeli iki Korgeneralden birisi. Listede İstanbul Sıkıyönetim Komutanı olarak görünüyor ve gerçek bir darbe için en önemli mevkilerden olan 1’inci Ordu Komutanı olarak atanmış görünüyor.

 Bu kişi darbe karşıtı olmasına rağmen sıkıyönetim ve darbe açısından en önemli iki şehirden birine sıkıyönetim komutanı olarak atandıysa, Ordu ve Kuvvet komutanları da darbe karşıtı olup olmadıklarına bakılmaksınız görevlendirmelere dahil edilebilirdi, hatta edilmeliydi. Aksi durumda, Öztürk ve benzeri bir çok komutanın/ personelin de listede yer almaması gerekirdi. 

Atama listelerinde bunun gibi daha bir çok örnek mevcut.

Bu durumda, Kuvvet Komutanlarının görevlendirmelere dahil edilmemesinin, 1960 darbesine uygun bir atama senaryosu oluşturma gayretinden başka mantıklı bir açıklaması olamaz. 

ATAMALARIN DİZAYNI

Bahsedilen bu hususlarla birlikte, atamaların dizaynının neye hizmet ettiğini de açıklığa kavuşturmakta meselenin anlaşılması açısından fayda var. 

Gerçekte sıkıyönetim (6)  ve darbe (7) uygulamalarında ülke bölgelere bölünüp “Sıkıyönetim Bölge Komutanlıkları” oluşturularak atamalar buna göre yapılırken, 15 Temmuz’da “tarihte örneği görülmemiş şekilde” ülke genelindeki bütün illere (birleştirilme yapılan 8 istisna dışında) Sıkıyönetim Komutanı ataması yayınlandı. Üstelik direktifin dördüncü maddesinde “İlçe Sıkıyönetim Komutanlığı” gibi gerçekte var olmayan bir sıkıyönetim görevi de uydurulmuş. 

Bu mantıkla hem gerçekteki yasal ve darbe uygulamalarına, hem de 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanununun rehberliğine aykırı olarak, istediğiniz sayıda komutanı ya da personeli rütbesine, statüsüne veya tecrübesine bakmadan sıkıyönetim komutanı olarak atayabilirsiniz. 

Erdal Öztürk gibi darbe karşıtı üst düzey bir komutanın (ve benzer şekilde diğer komutanların) listeye eklenmesi olayı, olayların gerçek bir darbeye dönüşmesi durumunda listedeki komuta zincirinin işlememesi amacına yönelik gibi görünüyor. Çünkü bu durum, farklı amaç ve görüşlerdeki komutanların böyle bir atama yapısına dahil edilmesinin öngörülebilecek tek ve doğal sonucudur. 

Düşünün, darbe yapma niyetinde olsanız bile bağlı olduğunuz en üst sıkıyönetim komutanı darbe karşıtı. Böyle bir darbenin gerçek olması mümkün değil..

Diğer Atamalar listesinde yer verilen bazı isimlerin Komutanlık emrine alınmaları ise; başarısız darbe olarak yorumlanacak olaylar sonrasında şekillenecek ortamda; bu kişilere itibar kazandırma ve yine bu kişileri önemli görevlere getirme amacı taşıyor gibi görünüyor. Yani Sıkıyönetim listesindeki isimler olaylar açısından tersten okunduğunda, 15 Temmuz planlamasında yer alan etkin grup rahatlıkla görülebilir.

Gerçek bir darbe açısından özel bir önemi bulunan Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanlarının görevlendirmelerinin boş bırakılmış olması ise, tuzağa düşürülen personelde bu kişilerin ne tarafta olduğuna yönelik belirsizlik oluştururken, aynı zamanda bu kişilerin davalara dahil edilmesini de önleyen bir yapı

Aksi takdirde, örneğin Hulusi Akar’ın karşısında diğerlerinde olduğu gibi “Devam” ibaresi bulunsaydı, yargılamalardan kurtulması mümkün olmazdı. “Komutanlık Emrine” alınmış olsalardı, bu kez de personel emir-komuta zinciri içinde bir darbe girişimi olduğuna inandırılamazdı. Dolayısıyla bu kişilerin görevlendirmelerinin boş bırakılmış olması da 15 Temmuz’un personeli kandırma üzerine kurulu bir kumpas olduğunun net kanıtlarından.

Dolayısıyla 15 Temmuz atamaları, işlevsel (hiyerarşik) bir sıkıyönetimin ortaya çıkmasını engellerken, aynı zamanda istenilen sayıda komutanın listeye dahil edilmesini sağlayan bir dizayna sahip. 

Yaşar Büyükanıt’ın hazırlığında bulunan “Sıkıyönetim Bölge Komutanları” başlığının 15 Temmuz için “İl Sıkıyönetim Komutanları” şekline çevrilmesi tamamen bu dizaynın oluşturulmasıyla ilgili. 

Atamalarla ilgili bu tür hususlar ileriki yazılarda ayrıntısıyla inceleneceği için şimdilik bu kadarı yeterli.

SIKIYÖNETİM KAPSAMI

15 Temmuz’a Sıkıyönetim Kapsamı açısından bakıldığında ise, direktifte ülke genelinde sıkıyönetim tesis edildiği, yani sıkıyönetimin bütün şehirleri kapsadığı görülüyor. Bu durum üç açıdan oldukça şüphe uyandırıcı.

1. 15 Temmuz’da Sıkıyönetim Kapsamı Açısından “Yalnızca İstanbul ve Ankara’da” Sıkıyönetim Tesis Edilmesi Gerekirken, Direktifte “Ülke Genelinde” Sıkıyönetim İlân Edildi.

Geçmişteki örneklere bakıldığında; 15 Temmuz’da gerçek bir darbe yapılabilmesi için, sıkıyönetim kapsamı olarak 1960 darbesinin örnek alınması gerektiği ortaya çıkıyor. 

1960 darbesi mevcut bir hükümete karşı yapılmıştı, kuvvet komutanları girişimde ve atamalarda yer almamıştı (8) ve yalnızca Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim ilân edilmişti.(9) 1980 darbesinde ise bir hükümet mevcut değildi, bu yüzden darbe meclise yapılmıştı ve buna bağlı olarak bütün yurt genelinde sıkıyönetim ilân edilmişti. Ayrıca 1980’de bütün komuta kademesi darbede yer almıştı.(10) 

1960 darbesiyle 2008 yılındaki darbe hazırlığının ortak noktaları, her ikisinde de mevcut bir hükümet bulunması ve her ikisinde de yalnızca Ankara ve İstanbul’un sıkıyönetim tesisi kapsamında yer alması. 1980 darbesini bu ikisinden ayıran temel nokta ise yönetimde belli bir hükümetin bulunmaması.

Bu iki tutarlı örneğe göre darbe planlarının hükümetin durumuna göre belirlendiği ve dolayısıyla iki farklı darbe modeli bulunduğu söylenebilir. Birincisi, hükümetin bulunduğu zamanlarda yalnızca Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim tesis edilen 1960 modeli, ikincisi ise hükümet bulunmadığı durumlarda tüm ülkede sıkıyönetim tesis edilen 1980 modeli.

O halde hükümetin mevcut olduğu durumlarda 60 darbesinin model alınarak yalnızca Ankara ve İstanbul şehirlerinde sıkıyönetim tesis edilmesi gerekir. 

15 Temmuz’da ise hükümet bulunmasına rağmen tam tersine ülke genelinde sıkıyönetim ilân edildi. Hükümetin bulunduğu böyle bir durumda bütün ülkede sıkıyönetim ilân edilmesi gereksiz yere cepheyi genişletir, muhaliflerin de karşı taraf konumunda olmaya mecbur bırakılması anlamına gelir, ağırlık merkezi olan hükümetin ele geçirilmesini zorlaştırır ve askeri harekâtın temel prensiplerinden sıklet merkezi prensibine tamamen aykırıdır.

Dolayısıyla 15 Temmuz’da direktifle dikte edilen ülke genelinde sıkıyönetim tesisi, ülkenin o günkü şartları açısından gerçek bir darbenin yapılmasının önüne geçen bir dizayna sahiptir. Sıkıyönetim direktifini hazırlayanların farkında olmadan böyle bir dizayn oluşturduğunu düşünmek gerçekçi bir yaklaşım olmaz.

2. 15 Temmuz Direktifinin 2008’deki Orijinal Hali 1960 Modeline Uygunken, 15 Temmuz Direktifi (O Günün Şartlarına Aykırı Olarak) 1980 Modeline Benzetildi

2008 yılındaki ülke şartları ile 2016 yılındaki ülke şartları arasında keskin bir ayrım olduğunu söylemek mümkün değil. Buna göre 2008 yılında yalnızca Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim planlandığına göre, 15 Temmuz’da da başarılı bir darbe için yalnızca bu şehirlerde sıkıyönetim planlanması gerekirdi. Fakat direktifte sıkıyönetim kapsamı ülke genelinde olacak şekilde yer aldı. 

Direktifin Erdoğan-Büyükanıt ortaklığı tarafından yapıldığına dair somut tespitleri de göz önüne aldığımızda, direktifin 2008’deki işlevsel halinin 15 Temmuz için değiştirilirken kasıtlı olarak ülke şartlarına aykırı olacak şekilde değiştirildiği rahatlıkla söylenebilir.

3. 15 Temmuz Direktifinde Ülke Genelinde Sıkıyönetim İlân Edilmesiyle Yalnızca Ankara ve İstanbul İçin Asayiş ve Takviye Planı Bulunması Kendi İçinde Çelişkili

Sıkıyönetim direktifinde adı geçen tek plan, yayınlanmamış olsa da, “Ankara ve İstanbul Şehirleri Asayiş ve Takviye Planı”. Buna göre 15 Temmuz’da sıkıyönetimin kapsamının yalnızca bu şehirlerde tesis edilecek şekilde olması beklenirdi. Buna karşın direktifte ülke genelinde sıkıyönetim ilân edildi fakat bu iki şehir dışındaki şehirler için herhangi bir plan mevcut değildi. 

Bu durum 15 Temmuz Sıkıyönetim Direktifini hazırlayanların bilinçli şekilde kendi içinde çelişkili bir sıkıyönetim yapısı oluşturduğunu gösteriyor. Bahse konu çelişkili yapının başarısızlık ihtimalini neredeyse kesinleştireceğini uzun uzun anlatmaya sanırım gerek yok.

SONUÇ

15 Temmuz Sıkıyönetim Direktifinde kendi içinde çelişkili ve uyumsuz kısımlar mevcut. Bu uyumsuzluğun bir kısmı direktifi hazırlayanlarca maksatlı olarak bırakılmış ya da oluşturulmuşken, diğer bir kısmının gözden kaçtığı için direktifte yer aldığı söylenebilir.

Direktifin orijinal hali 2008 yılında yapılan darbe hazırlığına ait direktif olduğuna göre, bunlardan yazılı uyumsuzluklar orijinal direktif hakkında da bir takım bilgiler veriyor.

Bahse konu uyumsuz içerikten en dikkat çekici olanları;

1.Direktifin yayınlanmamış olan EK-C’si (Ankara ve İstanbul Şehirleri Asayiş ve Takviye Planı)

2. Sıkıyönetim atamalarının bulunduğu EK-A’da unutulmuş olan “Sıkıyönetim Bölge Komutanları” başlığı.

Bu iki husus 2008 yılında yapılan darbe hazırlığında 1960 darbesinin modellendiğini ve yalnızca Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim tesis edilmesinin planlandığını gösteriyor. Bu çıkarıma göre 2008 yılındaki direktif ile 15 Temmuz için hazırlanan direktif arasında iki temel fark var: 

1. Sıkıyönetim Atamaları yönünden, 

2. Sıkıyönetim Kapsamı yönünden.

Bu iki husus açısından direktif incelendiğinde aşağıdaki bulgulara ulaşılıyor.

15 Temmuz direktifindeki sıkıyönetim atamalarına bakıldığında 2008 hazırlığının ve 1960 darbesinin 36 katı, 1980 darbesinin ise 6 katı sayıda sıkıyönetim komutanı atandığı görülüyor. “Tarihte benzeri olmayan” bu uygulamayla birlikte direktifte ihtiyaç halinde kullanılmak üzere “İlçe Sıkıyönetim Komutanı” adı altında bir atama kademesi uydurulduğu da görülüyor. 

15 Temmuz direktifinde oluşturulan bu mantıkla rütbe, statü ve tecrübesine bakılmaksızın herkes sıkıyönetim komutanı olarak atanabilir

Direktifte oluşturulan bu esnek atama dizaynıyla birlikte, listeye eklenen komutan sayısının gerçek uygulamalara göre mantık ve yönetilebilir kapasite sınırlarının üzerinde bir sayıda olması birlikte düşünüldüğünde, atama listelerinin aslında tasfiye listeleri olduğu sonucu ortaya çıkıyor.

Atama listelerinde darbe karşıtı bir çok kişinin yer aldığı ortaya çıkmış bir husus. Darbe karşıtı bir çok komutan atama listelerinde önemli görevlere yazılmışken Ordu ve Kuvvet Komutanlarının listede görevlendirmesinin bulunmaması kendi içinde çelişkili. Bu çelişkinin mantıklı bir hal alması için ya bu komutanlar da listeye eklenmeliydi, ya da darbe karşıtı olanların listeye eklenmemiş olması gerekirdi. Listedeki bahse konu çelişki, listenin gerçek bir sıkıyönetim oluşturma hedefiyle değil, 1960 darbesi senaryosuna (emir-komuta birliği dışında darbe girişimi yapıldığı senaryosu) uygun bir görünüm oluşturma gayretiyle oluşturulduğunu açık ediyor. 

Bununla birlikte, davalara dahil edilen personelin darbe niyetinde olduğu yönündeki iddialar doğru varsayılsa bile, listedeki personelin darbe niyeti açısından tesadüfi seçilmiş gibi görünürken listenin tasfiyeler açısından tam bir kesinlik göstermesi, yine bu listenin darbe değil, tasfiye listesi olduğunu doğruluyor.

Atamalar açısından tespit edilen;

* 15 Temmuz Sıkıyönetim Atamalarının gerçek darbe ve sıkıyönetim uygulamaları için ihtiyaç duyulan sayının kat kat üzerinde (80 darbesinin 6, 60 darbesinin 36 katı) yapılmış olması, 

* Yine atamaların gerçek uygulamalara aykırı olarak Bölge Komutanlığı şeklinde değil, İl Komutanlığı şeklinde yapılmış olması (ülkenin sıkıyönetim bölgelerine ayrılmaması), 

* Atamalar için “ihtiyaç halinde kullanılmak üzere” gerçekte var olmayan bir sıkıyönetim komutanlığı görevi oluşturulmuş olması, 

* Sıkıyönetim komutanlığı atama listesinin “tarihte görülmemiş bu dizaynıyla” rütbe, statü veya tecrübesine bakılmaksızın herhangi bir komutan ya da personelin listeye dahil edilmesini sağlaması,

* Atamaların şekil ve senaryo bakımından 1960 darbesine benzetilirken (kuvvet komutanlarının atama listesi dışında bırakılması) kapsam bakımından o günkü şartlarda gerçek bir darbeyi (cephe genişletmek suretiyle) engelleyecek şekilde 1980 darbesine benzetilerek sıkıyönetimin ülke geneline yayılması,

* Kuvvet ve Ordu Komutanlarının görevlendirmelere dahil edilmesi mümkünken dahil edilmemesi ve bununla çelişkili olarak diğer darbe karşıtı komutanların/ personelin de listede yer alması; 

* Erdal Öztürk gibi darbe karşıtı olduğu net olarak bilinen üst düzey bir komutan/ komutanların da listeye dahil edilmesinin gerçek bir darbe açısından komuta zincirini işlemez durumda bırakıyor olması,

* Diğer Atamalarda “Komutanlık Emrine” olarak görülen personele yönelilk, olay sonrasında itibar ve mevki kazanımı yönünde bir genel patern oluşturulmuş olması,

* Darbe açısından özel bir önemi bulunan Genelkurmay Başkanı (Hulusi Akar) ve Kuvvet Komutanı (Salih Zeki Çolak)’nın, darbe girişimi eğer gerçekse atama listesinde “Devam” şeklinde listeye dahil edilerek destek vermeye mecbur bırakılması gerekirken bunun yapılmaması; bunun yerine hem bu kişilerin yargılanmalarını engelleyecek, hem de olaylara karıştırılan personelde kafa karışıklığı oluşturulacak şekilde görevlendirmelerinin boş bırakılmış olması,

hususları sıkıyönetim atamalarının gerçek bir darbe maksadıyla yapılmadığını, Kuvvet Komutanlarının görevlendirmelere dahil edilmemesinin bir senaryo oluşturma gayretini yansıttığını, muhtemelen Hulusi Akar ve Salih Zeki Çolak’ın 15 Temmuz’da kumpas kuranlarla işbirliği içinde olduğunu ve atama listelerinin aslında tasfiye listesi olduğunu gösteriyor.

Sıkıyönetim Kapsamı açısından bakıldığında ise; 15 Temmuz’daki ülke şartlarına aykırı olarak direktifte ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildiği görülüyor. Halbuki 2008’deki hazırlık ve 1960 darbesi, gerçek darbe planlarının bir hükümetin mevcut olduğu durumlarda yalnızca Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim ilân edilecek şekilde yapılması gerektiğini/yapıldığını gösteriyor. 

15 Temmuz direktifinde sıkıyönetim kapsamının ülke geneline genişletilmesi ise, böyle bir girişim gerçeğe dönüşse bile çatışma alanını genişleterek girişimin başarısızlığa uğramasını garantiye almış oluyor.

Bütün bu hususlar bir arada düşünüldüğünde, 15 Temmuz Sıkıyönetim Direktifinin Yaşar Büyükanıt tarafından 2008’de hazırlatılan orijinal halinden değiştirilirken iki hususu hedeflediği anlaşılıyor : 

1. Başarısızlık üzerine kurgulanmış bir sıkıyönetim yapısı ve

2. Tasfiye edilecek bütün personelin dahil edilebileceği bir atama listesi yapısı. 

Bu hedefleri gerçekleştirebilecek dizayna ise; Sıkıyönetim Direktifinde 1960 ve 1980 modellerinin çelişkili bir karışımının uygulanması suretiyle ulaşıldığı anlaşılıyor. 

Sonuç olarak 15 Temmuz Senaryosu; gerçek bir darbe açısından işlevsiz olacak, atamalar açısından ise tasfiye edilmek istenen herkesin listeye alınmasını sağlayacak şekilde 1960 ve 1980 darbelerinin birleştirilmiş halinden ibaret.  

(1) Kenan Akın, 15 Temmuz Sıkıyönetim Direktifinin Yaşar BÜYÜKANIT ile Ne İlgisi Var? https://15temmuzinfo.net/tr/2019/11/24/15-temmuz-sikiyonetim-direktifinin-yasar-buyukanit-ile-ne-ilgisi-var/, 24 Kasım 2019.

(2) Kenan Akın, 15 Temmuz Kumpasının Faillerini Deşifre Eden Ayrıntı: “KAYSERİ” Valiliği Ataması, https://15temmuzinfo.net/tr/2020/03/10/15-temmuz-kumpasinin-faillerini-desifre-eden-ayrinti-kayseri-valiligi-atamasi/, 10 Mart 2020.

(3) Mahmut Ilıcalı, Darbecilerin takviye planı, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/darbecilerin-takviye-plani-668611, 31 Ocak 2017.

(4) https://www.timeturk.com/sikiyonetim-komutanlari-listesi-kuvvetli-suphe-olmaktan-cikti/haber-778237, 15.11.2017.

(5) 3. Kolordu eski Komutanı Korgeneral Erdal Öztürk’e 15 Temmuz’dan beraat, https://www.aydinlik.com.tr/3-kolordu-eski-komutani-korgeneral-erdal-ozturk-e-15-temmuz-dan-beraat-turkiye-ocak-2019, 23 Ocak 2019.

(6) 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu, https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.1402.pdf.

(7) Resmi Gazete, https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/17103.pdf, 12 Eylül 1980.

(8) Ali Necati Doğan, Yakın Tarihimizin Utanç Veren Olayları : 27 Mayıs Darbesi, 1960, http://blog.milliyet.com.tr/yakin-tarihimizin-utanc-veren-olaylari–27-mayis-darbesi–1960/Blog/?BlogNo=212490, 7 Kasım 2009.

(9) Resmi Gazete, https://www.resmigazete.gov.tr/arsiv/10515.pdf, 30 Mayıs 1960.

(10) 12 Eylül 1980 darbesi nedir, neler oldu? 12 Eylül darbesi sözleri nelerdir?, https://www.aksam.com.tr/yasam/12-eylul-1980-darbesi-nedir-neler-oldu-12-eylul-darbesi-sozleri-nelerdir/haber-772762, 12 Eylül 2018.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: