Annelerin Feryadı: Hava Harbiyeli Dosyası -2-

DİLAVER DERVİŞ

Hava Harbiyeliler Terör Saldırısı Tehdidi Altında mıydı? Terör Saldırısı Tehdidi, Suçtan Kurtulmaya Yönelik Bahane mi?

Bu iddialar gerek savcılık gerekse mahkeme tarafından gündeme getirilen iddialardır. Bu iddialara cevap verebilmek için öncelikle -moda tabirle- büyük resme bakmak gerekiyor. 15 Temmuz olaylarının, diktatörlük rejiminin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla planlanmış bir istihbarat operasyonu olduğu konusunda hiçte hafife alınmayacak kanıtlar bulunmaktadır. Ayrıca bu tür istihbarat operasyonları 15 Temmuzla beraber gündeme gelmiş değildir.

Uluslararası literatürde ”False Flag (Sahte Bayrak)” veya ”Self-Coup (Kendine Darbe)” olarak adlandırılan istihbarat operasyonlarına onlarca örnek verilebilir. Bu noktada, Türk istihbaratı diyemiyorum ama Türk istihbaratına sızmış unsurların 15 Temmuz tuzağına ilişkin yaptıkları planı ve bunun terör saldırısı ihbarlarıyla bağlantısını açıklamaya çalışayım. Bu açıklama, 15 Temmuz öncesi hazırlıklar ve 15 Temmuz günü faaliyetler şeklinde iki bölümde ele alınabilir. 

A) 15 Temmuz Öncesi Hazırlıklar: 

7 Haziran 2015 seçim yenilgisi ve devam eden süreçte yaşanan terör olaylarını, AKP yenilgisine bağlı bir komplo olarak değerlendirdik. ”400 ü verin bu iş huzur içinde çözülsün” açıklamasından hareketle elbette terör saldırılarında bu yenilginin payı vardı ama söz konusu derin unsurlar çok daha büyük bir planı uygulamaya koymuşlardı. Kontrol edilebilecek çapta -sözde- bir darbe girişiminin ortamı hazırlanacak, halk ve asker karşı karşıya getirilecek, halka bir kahramanlık hikâyesi verilirken muhalifler tasfiye edilerek yeni rejimin yolu açılacaktı. Tabi bunun için askeri sahaya çıkaracak bir formüle ihtiyaç vardı. Bu kapsamda bulunan formül ”Terör Tehdidi” adı altında askeri personeli sürekli teyakkuz halinde tutacak olaylar veya ihbarlar silsilesiydi.

Aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi 15 Temmuza giden süreçte, 10 aylık sürede 14 adet terör saldırısı yapılmış ve bu saldırılarda toplam 228 kişi hayatını kaybetmişti. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerine istihbarat kaynaklı ve daha önce hiç görülmemiş sıklıkta terör saldırısı ihbarı mesajları gelmekteydi. Bu olayların neticesinde 15 Temmuz gününe gelindiğinde ise terör tehdidi istihbaratını yadırgayan, hayatın olağan akışına aykırı bulan bir askeri personel neredeyse yoktu. Peki, Türk istihbaratını kontrol eden sızmalar ve derin ortakları bahse konu terör saldırılarını bizzat mı gerçekleştirdiler, yoksa birtakım terör örgütlerini mi kullandılar? Sosyal medyadan bana ulaşan ve sahadan detaylı bilgilere sahip bir haber kaynağımın verdiği bilgilere göre; gerek 15 Temmuz öncesi, gerekse sonrası dönemde Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde bazı birlikler adeta MİT’ in emrine verilmiş durumdaydı.

Bu birlikler, çeşitli ÖSO gruplarına mensup bazı kişileri, sadece MİT’in kullandığı, Akıncı ve Adme (Admah) adlı sınır kapılarından ülkeye sokma konusunda MİT’e destek vermekteydi. Kim olduğu belli olmayan bu kişiler bazen Türkiye’ye giriş yaparken, bazen de Türkiye’den bazı kişiler Suriye tarafına MİT minibüsleriyle geçiş yapıyordu. Bu konuda Özel Kuvvetler Komutanlığı tabur personelinin MİT yetkililerine teslim ettiği veya teslim aldığı kişilerle ilgili soru sorması veya bilgi alması yasaklanmıştı. (Bunun detaylarını bir yazıyla paylaşmayı düşünüyorum.) Burada dikkat çeken husus gerek 15 Temmuz öncesi terör saldırılarında, gerekse 15 Temmuz günü sahada bu kapılardan geçirilen kişilerin kullanılmış olması. Tabi bu tarihlerde ki Özel Kuvvetler Komutanı kim? derseniz MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la karanlık ilişkileri gündeme gelen ve 15 Temmuzda kanunsuz infaz emirleri veren Zekai AKSAKALLI.

Bu açıklamalardan hareketle Hava Harbiyelilerin durumunu analiz edebiliriz. 15 Temmuzda Yalova’daki askeri birliğe gelen terör tehdidi istihbaratı, bırakın durumdan habersiz askeri öğrenciyi, rütbeli personeli bile şüpheye sevk etmedi. Çünkü çok yakın bir tarihte askere yönelik birçok terör saldırısı düzenlenmiş ve terör saldırısı istihbaratları rutin hale gelmişti. Zaten bu durum olmasa bile gelen emirlerin sorgulanması askeri gerçekliklere pek uygun değildi. Bu durumda, kendilerine emanet edilen askeri öğrencileri korumak için hayal edilenin ötesinde mesleki reflekse sahip olan komutanların çabasını görmezlikten gelemeyiz. Bu çabaları devam eden bölümde değerlendireceğim. 

B) 15 Temmuz Günü Faaliyetler: 

Ortam bu şekilde hazırlandıktan sonra planın uygulandığı 15 Temmuz günü nasıl bir tuzak kurulduğuna bakalım. Bu hain planın uygulayıcıları bir taraftan askeri birliklere ”terör tehdidi var, tedbirinizi alın” mesajı gönderilirken, diğer taraftan kontrolündeki elemanları kullanarak halkı galeyana getirmiş ”asker darbe yapıyor” diyerek halkı askerle karşı karşıya getirmiştir. Askeri birliklerdeki terör saldırısı algısının varlığını destekleyen unsurlar;

  • MİT’in 4 Temmuz’da Genelkurmay’a gönderdiği mesaja dayanan ve 14 Temmuz’da Genelkurmay’dan TSK geneline muhtemel terör eylemleriyle ilgili gönderilen mesajın etkisi,
  • Birbiriyle koordine imkânı olmayan askeri personelin ”terör saldırısı ihtimali çerçevesinde hareket ettik” yönündeki müşterek ifadeleri 
  • Darbe girişimlerinde genellikle kışla dışına çıkılarak stratejik öneme sahip kurum ve kişiler kontrol altına alınırken, bazı noktalarda askeri yerleşkeyi tesisleri korumaya yönelik tedbirlerin alınması
  • KHO ve HHO yaz kamplarındaki Harbiyelilerin yeteri güvenlik önlemi olmadığı gerekçesiyle güvenli bölgeye sevk edilmeye çalışılması
  • 14 Temmuzda yayınlanan ve askerin toplumsal olaylarda kullanılmasını içeren Kolluk Kuvvetlerinin Toplumsal Olaylarda Destekleme (KOKTOD) düzenlemesinin etkisi

İstihbarat (!) unsurlarınca asker darbe yapıyor gerekçesiyle halkın provoke edildiğini gösteren bilgiler;

  • Köprü civarında, basına fotoğrafları yansıyan Suriyeli cihatçılar veya SADAT adı altındaki paramiliter grupların varlığı
  • Genelkurmay karargâhı başta olmak üzere askeri birliklerin önünde toplanan halk ve içlerine karışan silahlı provokatörler
  • Aşağıdaki ifadede detayları yer alan ve istihbaratın olaylar öncesinde bilgilendirdiği ve belli noktalara yönlendirdiği istihbarat bağlantılı şahıslar

Bu maddeleri destekleme bağlamında aşağıda yer alan belgeye dikkat çekmek istiyorum. Hava Harbiyelilere kurulan tuzağın kanıtı niteliğindeki bu belgede kısaca; istihbarat bağlantılı bir şahsın 15 Temmuzda darbe girişimi olacağını öğrenmesi, 14 Temmuzda Nevşehir’den İstanbul’a gelerek Ümraniye’de beklemeye başlaması anlatılıyor. Mahkeme neden bu şahsa istihbaratçılar kim diye sormadı? Bu şahsı hava Harbiyelilerin geçiş noktasına yakın bir semte beklemesi için kim yönlendirdi? O bölgede bu şahıs gibi istihbarat bağlantılı kişiler kaç kişiydi? Bu soruların cevabı verilmeden kimse darbe girişimi kelimesini hoyratça kullanmamalıdır.

Ayrıca terör tehdidi istihbaratını doğrular şekilde, otobüsler seyir halindeyken otobüse ateş açan sivil şahısların varlığı dikkat çekicidir. Şimdi güvenli bölgeye intikal ederken resmi görevi olmayan ve meşru savunma sınırları dışında askeri araçlara ateş açan kimseleri terörist kavramı dışında nasıl sınıflandırabiliriz. Örnek olarak PKK terörünün yaşandığı bölgede, askeri araçlar seyir halindeyken araca ateş açan veya taşlı sopalı saldırıda bulunarak aracı durduranlar olsaydı bunlara terörist değil mi diyecektik? Ya da asker bu durumda savunma amaçlı havaya ateş açmış olsaydı onlara darbeci mi diyecektik? Hava Harbiyelilerin içinde bulunduğu durum bundan farklı değildir. Ayrıca aşağıdaki tanık ifadesinde detayları yer alan ve silahlı saldırıda bulunan sivil için mahkeme savcılıktan inceleme talebinde bulundu mu? Bu şüpheli durumlar açığa kavuşmadan doğru bir yargıya ulaşmak mümkün müdür?

Hava Harbiyeliler Neden Hava Harp Okulu Yerleşkesine Götürülmeye Çalışıldı? Terör Tehdidi Varsa, Güvenlikleri Yalova Kampında Sağlanamaz mıydı? 

Bu soruların cevabını verirken öncelikle ortama ve şartlara bakmak gerekiyor. Yalova’da kamp yeri olarak kullanılan yer küçük bir askeri birlik ve muhafız birliği çok yetersiz. Öğrenciler silahlı olsa da terörle mücadele konusunda eğitimsiz ve saldırıya karşı hassas konumda. MİT istihbaratında yer verildiği şekilde koordineli bir terör saldırısında toplu ölüm veya yaralanma riski var. İvedilikle Hava Harp Okulu Yerleşkesine intikal emri veriliyor. Çünkü Hava Harp Okulu Destek Grup Komutanlığı çok geniş imkânlara sahip. Askeri apronlar ve lojmanlar dâhil kontrolü sağlayabilecek kabiliyetleri var. Ayrıca Harbiyelilerin yaralanmasına sebebiyet veren bir olay olsa lojmanlardaki aileler de dâhil hizmet veren geniş imkânlara sahip bir hastane mevcut. Oysa Yalova’da kalsalar, en yakın askeri hastane Karamürsel’de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki tesis. O saatlerde askeri birliklerin önünde halkın toplanması ve birçok askerin halkın arasına karışan provokatörler tarafından infaz edilmesi alınan tedbirlerin yerindeliğini gösteriyor.

Yeri gelmişken mahkeme gerekçeli kararında yer alan birkaç soruyu ele alalım. Terör saldırısı ihbarı varsa neden güvenlik birimlerinden destek istenmedi deniyor. Askeri birimlerin bu konuda destek talep etmesi bir mecburiyet değil sadece seçeneklerden biridir. İstihbarat paylaşımı dışında güvenliğin sağlanması genelde güvenlik birimlerinin kendi hiyerarşisinde yürütülmektedir. Yoksa askeri servis araçlarındaki silah kullanma yetkisine sahip muhafız askerlerin varlığını nasıl açıklayabiliriz.

Ayrıca askeri öğrencilere silah dağıtılması askeri uygulamalara uygun değil deniyor. Öncelikle dağıtılan silahlar, Yalova’daki birliğe ait silahlar değil ve İstanbul HHO dan başka bir araçla getirilen öğrencilerin zimmetli silahları. Terör ihbarından dolayı dönüşte yanlarına verilmiş ve yerleşkeye ulaşıldığında tekrar toplanacağı söylenmiş. Ama gerek komutanlar gerekse öğrenciler yolda karşılaşacağı tuzağı görememişler. Bir Harbiyelinin ifade ettiği gibi Yalova’dan bindikleri otobüsün onları Silivri’ye götüreceğini bilememişler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: