Devlet Katil Olur mu?

BİNALİ BOZBAŞ

Coronavirus, birçok  ülke gibi Türkiye’de de etkisini her geçen gün artırarak devam ettirmekte. İran başta olmak üzere Bahreyn, Almanya, Amerika gibi birçok ülkede 10 binlerce tutuklu ve hükümlü söz konusu devletler tarafından coronavirüs nedeniyle can güvenliklerinin sağlanamayacağı gerekçeyle serbest bırakıldı. 

Adalet Bakanlığı’nın son verilerine göre halihazırda Türkiye’de 355 hapishanede 294 bin kişi kalıyor. 

  • Bunların 11 bini tutuklu ve hükümlü kadın. 
  • 3 bin 100 çocuk hükümlü ve tutuklu bulunurken, 780 çocuk anneleri ile birlikte cezaevinde. 
  • 457’si ağır olmak üzere bin 333 hasta hükümlü ve tutuklu var.

Buna 150 bin çalışan kamu görevlisi de eklendiğinde 450.000 kişilik çok büyük bir riskli grup ortaya çıkıyor. 

Hapishaneler hijyenin en az sağlandığı yerler. Cezaevi kapasitelerinin 3-4 misli tutuklu ve hükümlünün bulunduğu koğuşların ve ortak kullanım alanlarının, havasız ve hijyenden yoksun olduğu, sıcak su, temizlik malzemeleri ve diğer dezenfektanlara erişimin cok kısıtlı olduğu, gerekli ve zorunlu sağlık hizmetine ulaşmanın çok zor, neredeyse imkansız olduğu herkesçe bilinen gerçekler. 

Cezaevi komisyonları tarafından hazırlanan raporlarda sıkça belirtildiği üzere; cezaevlerinin tamamında ‘normal zamanda’ tutuklu ve hükümlülerin bir sağlık kuruluşuna sevklerinin aylarca yapılmadığı yönünde tespitler bulunmakta. Cezaevlerinde kronovirüsün bir kişiye bulaşması halinde (ki bu yönde bilgiler gelmekte) bu ortak yaşanılan alanda, hastalık suç ayrımı gözetmeksizin bir çok  tutuklu ve hükümlüye, cezaevi yetkililerinden onların ailelerine bulaşacaktır. Bu durum, kamu ve toplum sağlığı için büyük riskler taşımaktadır. 

İnsan Hakları Sözleşmesinin (İHAS) 2. Maddesi (Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez) ve Anayasamızın 17. Maddesi (Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir), yaşam hakkı açısından bir güvence içermekte ve devlete pozitif yükümlülükler yüklemektedir. 

Yaşama hakkına savaş veya olağanüstü hallerde dahi ek sınırlamalar getirilemez (Sözleşme md. 15, Anayasa md. 15).

Yaşama hakkından Sözleşmeci Devlet’in egemenlik alanında bulunan ‘herkes’ yararlanır (md. 1). 

Diğer insan hakları gibi yaşama hakkı da sadece devlete yükümlülükler yükler (Sözleşme md. 1 ve 2; Anayasa md. 5 ve 17).

Kişilerin yaşam hakkını korumak için koruyucu tedbirler alması, güçlü ve caydırıcı bir mevzuata sahip olması ve bu mevzuatı etkili bir şekilde uygulayacak adli ve idari birimler kurması bizzat devletin görevidir. 

Anayasanın 17.. maddesi, egemenlik alanında bulunan bireylerin yaşamını korumak  için genel güvenlik önlemleri  alma görevini de devlete yüklemektedir. 

Anayasanın 56/3 maddesine göre; herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak da devletin anayasal sorumluluğundadır

Devleti yonetenleri ceteden ayiran hukuka riayetidir. Kendi koyduğu kurala uymamak, uygulamada keyfilik hukuk devleti düşüncesi ile örtüşmez.

Ceza ve tutukevlerinde bulunanların ruhi ve bedensel bütünlüklerinin kısacası sağlıklarının korunması için gerekli tedbirlerin alınması, bu kurumların idaresi ile yükümlü olan ilk aşamadaki gardiyandan, devlet başkanına kadar tüm aşamalardaki görevlilerin doğrudan sorumluluğudur. 

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 6/f maddesi:”Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.” hükmündedir.

Bu kanuna göre çıkarılmış Tüzüğün 5/f maddesi  “Kurumlarda, hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu  tedbirin alınması zorunludur,” düzenlemesi bulunmaktadır. Buna göre bu kurumlarda hürriyetinden yoksun bırakılanları sağlığının korunması devlet ve görevlilerinin doğrudan sorumluluğudur. 

Aksi davranış adam öldürme suçu ile aynı mahiyettedir.

TCK 83:”Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi”

1. Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.

2. İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;

a. Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,

b. Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, gerekir.

3. Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.”

Bu maddede öngörülen sartlar Covid-19 virüsünün yayılma kabiliyeti ve halihazırda ceza ve tutukevlerinin kapasite ve doluluk sartları ile idaresi nazara alındığında aktuel olarak mevcuttur.

Bu durumda sadece cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin bu şartlarda tutulması ve hatta bu şartlara yeni tutuklu ve hükümlülerin gönderilmesi ölümle neticelenirse adam öldürme suçunu teşkil eder.

Bugünlerde Meclis başkanlığına sunulan yargı paketindeki infaz indirimi düzenlemesinde, anayasal eşitlik ilkesinden ayrılarak siyasi mahpusların kapsam dışında tutulmasına ilişkin yaklaşımlar kabul edilemez.

Eski cumhuriyet savcılarından Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun hükümetin infaz indirimi düzenlemesi hazırlığına ciddi eleştirileri var. Eminağaoğlu, “Sağlık gerekçesine dayanılan böylesi bir durumda belli bir kesimin sağlığını gözetmek, belli bir kesiminkini gözetmemek kabul edilemez. Böyle ayrımcı ve yetersiz bir düzenleme yapılıyorsa cezaevlerindeki barınma ve infaz koşullarının kamuoyuna ikna edici bir biçimde anlatılması ve gösterilmesi gerekir” diyor. Sadece Eminağaoğlu değil tüm hukukçular bu konuda mutabık.

Devlet, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Anayasada güvence altına alınan kişilerin yaşam hakkını korumak için gerekli tüm tedbirleri almak zorundadır. Coronavirus nedeniyle hayatları tehdit altında bulunan tutuklu ve hükümlülerin, eşitlik ilkesi uyarınca suç niteliği gözetilmeksizin siyasi ve terör suçları dahil yaşam hakkının kutsallığı gözetilerek acilen tahliye edilmelidir. Tutuklular ile ilgili bu çözüm ve tedbir herhangi bir yasal düzenlemeyi gerektirmeyip, talep veya resen tutukluluk incelemesi ile mümkün kılınabilir. Yaşlı, hasta, kadın ve çocuk hükümlüler yönünden, Ceza infaz kanunundaki ‘infaza ara verme’ ve ‘özel infaz usulleri’ konusunda bir kısım değişiklikler yapılarak veya ek hükümler konularak acil çözümler bulunmalı, diğer hükümlüler için ise salgın hastalık süresince infaza ara verilmesi veya cezanın evde infazı gibi tedbirlere başvurulması ile hükümlülerin sağlığa erişim hakkının temini ve dolayısıyla yaşam hakkının korunmasının sağlanması gerekmektedir.

Coronavirus kaynaklı cezaevinde bulunan tüm tutuklu ve hükümlü kişilerin yaşamı için söz konusu olan gerçek ve yakın riskin yetkililer tarafından bilindiği ve bu riskin önlenmesi için gerekli tedbirleri almamaları durumunda, yaşama ve koruma görevinin ciddi ihmali veyahut kasti ihmali ile eş değer olduğundan tüm yetkililerin (HÜKÜMET, HAKİM VE SAVCILAR KURULU,  HAKİM VE SAVCILAR, CEZAEVİ YETKİLİLERİ, CEZAEVİ SAĞLIK GÖREVLİLERİ) sorumlu olduğu bilinmelidir. 

CEZAEVLERİ DERHAL TAHLİYE EDİLMELİDİR. 

BİNALİ BOZBAŞ

YAZARIMIZI TWITTER’dan TAKİP EDEBİLİRSİNİZ

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: