SARAYIN KARTALI

YAVUZ AKIN KOLDA

Geçen hafta sınır ötesinden gelen Şehit haberleri ile içimize ateş düştü, ağladık, ah ettik. Eski bir asker olarak beni ençok üzen husus ise bu askerlerimizin  herhangibir çatışma esnasında değil ansızın gelen hava saldırısı ile şehit edilmeleri oldu. 

Türkiyede şehit olanların ardından evlere büyük bayraklar asılır, babaların sırtı sıvazlanıp anneler teskin edilir. Siz artık şehit ailesisiniz denilerek ağlamaları bile kendilerine çok görülür. Halbuki her ölüm gibi bu da araştırmaya, soruşturmaya ve varsa ihmallerin ortaya çıkarılmasına ihtiyaç olan hadiselerdir. Ama  mahalle baskısı ve toplumdaki kutsallık duygusu buna engel olur, şehit babaları bir oğlum daha var o da feda olsun der, acısını gurura dönüştürüp yenmek ister. Aslında içini yakan sorular ve acabalar hep aklının bir köşesinde yıllarca beynini bir kurt gibi kemirecektir ama nafile… 

Şimdi ana babaların soramadığı  hesabı sorma zamanı. Aklı selim insanlar olarak hiç hamaset yapmadan, gerçekçi ve de ülke menfaatlerini de hesaba katarak olayları değerlendirelim ve varsa ihmaller açığa çıkaralım.

Öncelikle Türkiye bir savaşın içinde mi ki hava saldırısına uğrayan birliklerimiz var ve kayıplarımız çok büyük. Eğer bir savaşın içindeysek Hava Kuvvetleri nerede, ne yapıyor? Bunun cevabını bulmak zor olmasa gerek.

Şuan TSK çeşitli unsurları ile sınır ötesinde bir harekat icra etmektedir ve bunun adı da “Müşterek Harekât”tır. Yani Silahlı Kuvvetlerin tüm unsurlarının katılımı ile planlanması ve icra edilmesi gerekir. Modern çağın anlayışı budur. Hiçbir ülke silahlı kuvvetleri tek başına kara, deniz ya da hava unsuru ile harekât planlamaz, planlarsa sadece Hava Kuvvetleri ile kısmi ya da caydırıcılığa yönelik harekatlar icra eder: girer, vurur ve sonuçlarını bekler. Bugün gerçekçilikten uzak olarak TSK Kara unsurlarının sınır ötesine hiçbir hava savunması olmadan gönderilmesinin izahı nedir?

Bunun tek izahı var o da Rusya’ya olan göbekten bağımlılık nedeniyle aleni savaş ilan edemeyen AKP yönetimi kerhen bir savaş başlatmak için birliklerimizi Rusya Hava Kuvvetlerinin önüne yem olarak atmış ve beklediği sonucu alınca da pişkin pişkin NATO’ yu göreve çağırarak batıdan yardım dilenmiştir. Siyasilerin bu türden insafsız siyasetine alışık olmayan ülkemiz maalesef AKP iktidarı ile bunu da tadacak, kendi icazet perdelerinin altına sokacak argümanları yandaş ve paydaşları ile utanmadan savunacaklardır. Devletin bekası, vatan ve şehitler tepesi söylemleri ile millet uyutulacak, sırtı sıvazlanıp susturulmaya çalışılacaktır. Nasıl olsa AKP’ yi Devlet zanneden bir millet ve beka söylemi ile bu milleti avutacak MHP CHP ve İYİ Partimiz var. Şuradan pay biçelim ki hala muhalefetten bir kişi çıkıp biz bir savaşta mıyız diye sormadı.

Ama burada siyasetçilerden değil ben askerlerden hesap soruyorum.Çünkü siyasetçilerin kaypaklığına alışmış halk hala askerleri eski askerleri sanıyor, ne bilsin bunların koltuk sevdalısı olduklarını. Şimdi gelelim asıl sorumuza.

“Bölgeye gönderilecek ve hasmın hava kuvvetleri için yumuşak hedef olan (soft target) kara unsurlarının hava savunmasını nasıl sağlayacaksınız?” sorusunu Genelkurmay Başkanı (Yaşar Güler sanırım) bu harekatın planlama aşamasında Hava Kuvvetlerine sordu mu? 

Eğer sordu ve Hava Kuvvetleri bunu sağlayacak güçten yoksunum dedi ise Genelkurmay Başkanı istifa etmek uğruna bu harekata karşı çıkmalıydı. Çünkü hiçbir komutan bilerek birliklerini hasım ülkenin önüne savunmasızca atmaz.  

Eğer Hava Kuvvetleri bu müşterek harekatta ben hava savunmasını sağlarım dedi, ancak sağdan soldan topladığı personelini bölgede uçurmaktan aciz kaldıysa ya da onların istifa tehditlerine boyun eğdi ise bu da muktedir geçinen Hava Kuvvetlerindeki tüm komuta kademesine yetecek bir utanç belgesi olarak tarihin sayfalarına geçecektir. Burada olaydan bir kaç gün sonra medyada yer alan iki adet Suriye Hava Kuvvetleri uçağı düşürüldü haberlerine kanmayın, Hava Kuvvetlerinin marifeti bu kadar şehidin ardından iki uçak düşürmek değil, varlığı pahasına o birlikleri korumak olmalıydı. Ya yapamayacağın işin altına girmeyeceksin ve istifa edeceksin ya da son unsuruna kadar savaşıp orada öleceksin. 

Geçmiş dönemlerde de siyasilerin bu türden macera girişimleri olmuş ancak dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı sıfatıyla Org.Akın Öztürk bölge hava sahasına yönelik detaylı çalışmalar yaptırarak muhtemel bir harekatın sonuçlarını gerçekçi bir yaklaşımla ortaya koymuştur.  Şimdi Akın ÖZTÜRK’ün, Hasan Hüseyin DEMİRASLAN’ın ve diğer komuta kademesinin babayiğitliklerini ve neden mahkum olduklarını anladınız mı? Komutanlık böyle günler içindir.

Orada hala sayısını tam bilemediğimiz ya da bilerek gizlenen kayıplarımız ayrı bir acı iken, tüm dünya önünde Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını ve caydırıcılığını da yerle bir ettiniz. Hangi ülke vardır ki işbirliği iddia edip harekat alanındaki birliklerinin yerlerini başka bir ülke ile paylaşsın ve o ülkenin hava unsurları ile üzerine bomba yağdırılsın. Bu nasıl bir gaflet, değilse dalalet, o da değilse ihanet içinde olmaktır.

Yumuşak koltuklarında oturup, fındık fıstık yiyerek komutanlık yapanlara sesleniyorum. Alın karargahınızı, kurmay başkanlarınızı ve sizi sürekli istifa ile tehdit eden komutancıklarınızı saraya gidin, orada size de verecekleri bir oda elbet vardır. Birileri başınızı okşar, tırnaklarınızı cilalar, önünüze de birşeyler koyarlar, Türkiyenin Kartalı olamadınız bari Sarayın Kartalı olun.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: