“İçimizdeki Hainler Temizlendikçe Güçleniyoruz” Yalanı, Suriye’de Yaşanan Kayıplar ve Gerçekler

MEHMET YILMAZ

MSB Bakanı Hulusi Akar, 21 Ocak 2019’da Kara Harp Okulu’nda “İçimizdeki hainler temizlendikçe sayımız azalsa da çok daha güçlendiğimizi gördük. … Şu anda birçok arkadaşımız yurt içi ve sınır ötesinde terörle mücadelesini sürdürmekte. Bu arkadaşlarım da tarihteki müstesna yerlerini almaktadır” dedi.

İnanarak söylemediğine, konjonktür gereğince böyle bir tavır sergilemek zorunda kaldığına ilişkin hiç bir kuşkum yok. FETÖMETRE gibi zerre kadar bilimselliği olmayan deli saçması bile olamayacak kadar büyük bir yalan ve iftira tablosuna dayanarak ihraç ettiklerine hain diyecek kadar, bir insanın ahmak olabileceğine ihtimal vermiyorum. Böyle bir safsataya akıl ve ruh hastaları bile güler geçer.

Sadece yukarıdaki fotoğrafa bakarak da, vücut dillerinden, bu sözlerin kocaman bir yalan olduğunu hemen anlayabilir insan: Yönetim kademesindekilerde büyük bir kaygı ve endişe hali var. Dudaklar bükülmüş, boş ve anlamsız bakıyorlar. Orta kademedekiler ne güven duyuyorlar ne de güven veriyorlar. Alt kademedekiler ise hayret ve merakla anlamsız bakışlarla bunları izliyor. Hiç kimse kendinden emin ve huzurlu gözükmüyor.

Yani TSK sayıca azalıyor, ama asla güçlenmiyor. Bilakis TSK’yı yöneten nitelikli insanların tamamına yakınını tasfiye ettikleri için zayıflıyor. Geride kalanlar gidenlerin yerini dolduracak birikim ve yetenekte olmadığı için üzerlerine kalan ağır yükü sırtlanabilecek kapasitede değiller. İşte bu yüzden herkes huzursuz, endişeli ve kaygılı.

Ancak mesele sadece TSK’nın beyin takımının tasfiye edilmesi ile sınırlı değil. Tasfiye edilen nitelikli personel sayısı o kadar fazla ki, TSK’nın muharip birliklerinde de nitelikli personel açığı çok yüksek. Hava Kuvvetleri, Barış Görevlerini bile zor yapabilecek seviyede. Suriye’de çatışmaya müdahale edebilecek yetenekten yoksun gözüküyor. Zaten sahada da gözükmüyor. Basiretsiz yetkililerimiz “sözde hainleri temizleme yalanı” ile algı mücadelesi yapmak için, Resmi Gazetelerden ve resmi ağızlardan TSK’nın çökertildiğini tüm dünyaya ilan ettiler.

Suriye’de yaşanan küçük çaplı kriz bu tabloyu net olarak ortaya koyuyor. Hakim güçler kendi çıkarlarına yönelik kirli işleri yaptırmak için Türkiye’ye taşeron görevler verip masaya oturtuyorlar. Güçlerinin ve yeteneklerinin şuurunda olmayan idarecilerimiz ise, birkaç sene ötesini dahi göremeden, iç kamuoyuna yönelik algı uğruna stratejik hatalara imza atıyorlar. Bugün Türkiye’nin, Suriye’de yaşadığı hazin tablo bunun bir sonucudur. Yaşanan kayıplar hezimet denecek seviyelerde. Ama işin daha vahimi bu durumdan nasıl çıkılacağına ilişkin ümit vadeden bir hal tarzının olmaması. Rusya’nın acımasız ve zalim yüzünü göstermesiyle köşeye sıkışınca Batıdan, NATO’dan yardım dilenenler, önlerine bugüne kadar yaptıklarının diyeti konulunca, bir kez daha Rusya’nın merhametine ümit bağladılar. Ancak Putin 05 Mart 2020’de Cumhurbaşkanı’nın görüşme talebini reddederek bu kapıları şimdilik kapattı. Bunun açık bir anlamı var: Rusya, TSK’yı Suriye’den çıkarıp atana kadar, Suriye’de Türkiye ve Rusya arasında süren adı konmamış savaşta sonuç alana kadar TSK’ unsurlarına yönelik ölümcül hava taarruzlarına devam edecek.

TSK, Suriye’de, Rusya’dan kaynaklanan asimetrik bir hava tehdidi ile karşı karşıya. TSK, Rusya’nın hava taarruzlarına karşı, ne uzak ne de yakın mesafede hava savunma harbi yapamadığı için, yanı başımızdaki İdlib’de, TSK’nın kara unsurları çaresizlik ve acziyet içinde, savaşamadan büyük zayiata uğruyor. TSK’nın personel kaybı çok yüksek ve kabul edilemez, tolere edilemez boyutlara ulaştı. Bunun yanında TSK birliklerine karşı Rus hava saldırılarının duracağına yönelik hiçbir emare yok.

Türkiye Hükümetinin ne pahasına olursa olsun İdlib’de sürdüreceğini ilan ettiği mücadele, kara unsurlarımızın ve yüzlerce askerimizin Rusya’nın hava taarruzlarıyla toptan imha edilmesiyle neticeleniyor ve başarısızlıkla sonuçlanıyor. Rusya’nın ölümcül hava tehdidine karşı ise Türkiye’nin ne etkin hava savunma silahları ne de yetkin taarruzî hava gücü var. Var olan bu yetenek, soykırım çetesinin illegal tasfiyeleriyle yok edildi.

Türkiye, Deniz Kuvvetleri ile de; ne İdlib’de taarruz altındaki kara unsurlarımızı destekleyebiliyor, ne de Rusya ve Suriye üzerinde bir caydırıcılık rolü üstlenebiliyor. 15 Temmuz’da yapılan tasfiyelerin ardından, Ulusalcı askerlerin, Mavi Vatanda, 4 denizde aynı anda tatbikat yapıyoruz diye algı ürettikleri Deniz Kuvvetleri, İdlib’de askerlerimiz can verirken, halkı yeni algılarla uyutabilmek için, muhtemelen bir sonraki Mavi Vatan Tatbikatına hazırlanıyor.

Bütün bunlar yaşanırken, TSK’nın nitelikli personeli hem İngilizce bilip hem de akademiyi kazandığı için; teyzesinin oğlu maaşını, açılışını Cumhurbaşkanı ve bakanların yaptığı Bankasya’dan aldığı için ya da on yıl önce telefonu bir büfeden arandığı için, hiçbir hukuki ve yasal suç olmaksızın, bir ihanet şebekesi tarafından, “hain yaftasıyla” tasfiye ediliyor.
Eskisinin uzantısı olan Neo-İttihat ve Terakkiciler, yine iktidar sevdasına, bir kez daha ülkeyi harabeye çeviriyor, vatanı ve evlatlarını, bugüne kadar ki tüm müktesebatları ile birlikte yok ediyor. Türk Halkı da bu yıkımı, daha doğrusu kendi yıkılışını, “hainleri temizledikçe güçleniyoruz” masalları eşliğinde, hissiz ve ruhsuz şekilde izlemekle yetiniyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: