Bir sivil olarak, “15 Temmuz’da oradaydım.”

Ben beş sene önce Türkiye’de ki (istisnasız) herkesin kahraman ilan edip alkışladığı, maalesef üç sene önce de aynı kişilerin acımasızca hain ilan ettiği bir subayın kardeşiyim. İnanın nerden başlayacağımı bilmiyorum. Uzun zaman geçse de acılar ilk günü aratmıyor. Arada fazla detaya girersem kusura bakmayın. Üç yılı aşkın geçmek bilmeyen günlerin acısına verin. 

    Asker ailesi olmak zordur, hele pilot ailesi olmak daha da zordur. Geçen her F16 gurur heyecan yasatırken, düşen her uçak da birr o kadar korku yaşatır. O an dünya başına yıkılır, elin telefona gitmez. “Mevzu bahis vatansa gerisi teferruat” diyen bir adamın şehit olabileceği ihtimalini beynimiz kabul ederken şu “HAİN” kelimesi, gözaltılar, tutuklamalar, cezaevleri  aklımızın ucuna dahi gelmemişti. 

   Gelelim 15 Temmuz’a. Ben Ankara‘da yaşıyorum. Ankara’da  sıradan görünen bir akşamdı. Gökyüzünde bir f16… İstemsizce heyecanla izlemeye koyuldum. Ama bu sefer heyecan kısa sürdü. Çünkü bir tuhaflık vardı. Binalara çarpacak kadar alçak ve sık aralıklarla geçiyorlar. Kafamda başka bir ülkenin bize saldırıya geçtiğine dair düşünceler uçuşuyor. Korkuyla o sırada akademide öğrenci olan abimi aradım. Evde, okulda yapılacak mezuniyet töreni için hazırlık yaptığını bir bilgisi olmadığını , kimsenin bir bilgi vermediğini söyledi. Konuşma esnasında  hala geçmeye devam eden uçakların sesiyle korktuğumu anlayıp bilgi almaya çalışacağını söyledi ve telefonu kapattı. Sonrasında ise kimseye ulaşamadığını istanbul’da da köprünün kapatıldığını söyledi. Hala olayın iç yüzüne dair fikri yoktu. Arası çok sürmeden TV’ler “kalkışma” haberini yaptı. Abim sadece iyi olduğunu okulda olduğunu bize mesajla bildiriyordu. Televizyon izleyerek olanları takip ettiğini yazıyordu. Ülkem zor saatler geçiriyor, bir de üstüne hep gurur duyduğumuz TSK suçlu konumdaydı. Nerden bilirdim ki suçlanan TSK değil bizmişiz. Çok uzun bir gece geçirdik ama hiçbir suça bulaşmadığını bildiğim için abim adına da rahattım. Bu rahatlık bir hafta bile sürmedi. Annemin bir telefonu ile dünya başıma yıkıldı. Kabus dolu günler başladı. Polisler eve gelmiş ve abimi götürmüşler. O an yaşadığım duyguları sadece bilenler bilir. Ne yaptık ki, adam mı öldürdük, hırsızlık mı yaptık, ne yaptık? Beni susturmak için bir ton cümle söylendi. Biri aklıma kazındı. Geleceğine o kadar eminmiş ki “anneme söylemeyin telaş yapmasın” demiş… Biz devletimize, milletimize ihanet etmedik dünya karşımda dursa aksini kabul ettiremez, anamızdan emdiğimiz süt helal bizim. Bu fikirle de kendimizi ‘koskoca devlet gerçeklere ulaşmak için tüm TSK personelini sorgulayacak, haklı tabi’ diyerek avuttuk. Tek haber alamadığımız gözaltı süresince bitti “bitecek” diye beklerken tutuklama kararı çıktı. Baro’dan gelen avukatın tuvalette ayna karşısında süslenirken “zaten tutuklanacaksınız, ne bekliyordunuz” demesi ayrı bir olay.. Savunmaya tenezzül dahi etmemiş. Bir dakika görmek için 10 saat adaletsizliğin dibine vurulan adalet sarayında iki küçük çocukla yerlerde oturarak bekledik.  Sonuç ne mi? Silivri… Günlerce gözaltı kelimesi beynimle oynarken, bir de tutuklanmak, cezaevi gibi kelimeler oyuna başlamıştı. Şaka değil o kadar yabancıyız ki bunlara hala hazmedemiyorum. 

   Şimdi bir de Silivri süreci başlıyor. Silivrinin her saniyesi dert. Bir de dert üstüne dert ekleyenleri var. İlk gidişimizde ne nasıl olacak bilmiyoruz. Sırayla mı alacaklar tek kişi mi gibi bir cok soru ile cezaevine hep beraber gidiyoruz. Öyle bir aranıyoruz ki gerçek suçlu o kadar aranmaz, 2 yaşındaki yeğenimin bezine kadar açılıyor, bizler iç çamaşırlarımız, çoraplarımızın içi dahi aranıyoruz. Ortalık kalabalık, işi biten içeri gidiyor ki görüşme suresinden kaybetmeyelim. En azından güçlü olsun, arkasında olduğumuzu bilsin haberi ulaşsın. En sona 2 yaşındaki yeğenim ve ben kaldık. Kayıt yapılınca çıkıp kapıda oturdum. Sanıyorum ki  yine bir ring aracıyla bi yerlere götürüleceğiz. Kimse gelmiyor… En son bi amca (bizden 1 hafta önce gelmişler, tecrübeli sayılırlar bize göre) “kızım ne bekliyorsun, girsene içeri” dediğinde anlıyorum sonraki adımı. Yine bir arama. Yeğenimin X ray cihazından tek geçmesini istiyor gardiyanlar. Israr ediyorlar. Aksi halde görüşemeyeceğimizi söylüyorlar. Küçük daha, ağlıyor. Hadi halacım, hadi halacım diyerek geçiriyorum yavrumu. O ağlıyor ben ağlıyorum. Görüş yerine girdiğimde sanki mahşer kalabalığı gibi herkes ayakta bekliyor. Bir anda bir gün önce tutuklanan akademi öğrencileri gelmeye başlıyor. İlk ben gördüm abimi. Karşılaşmayla boşalan gözyaşları ve ilk duyduğum cümle “inanın bana ben bir şey yapmadım”. İnanmasak gelirmiydik. TV’lerde işkence haberleri izlemekten hem ağlama deyip hem de vücudunu incelemeye çalıştığımı hatırlıyorum… Benim sürem bittiğinde tüm ailem gözyaşları içindeydi. Sadece biz mi? O salonda ağlamayan tek kişi yoktu. Koskoca asker adamlar ağlıyordu. Kimse kaldıramaz bu haksızlığı. Sen canını ortaya koy, vatanını koru, gelsin adamın biri sana hain desin. Silivriden çıkarken daha kötüydü, insan çaresizliği o an anlıyor. Orda sevdiğiniz var, acı içinde ve siz hiçbir şey yapamıyorsunuz.

     Gelelim neden gözaltı, tutuklama? İki şerefli subayımız var. Akademiden bilmeyen yoktur. Tüm akademi hain ilan edilirken onlar kahraman oldu. Şahit olmadım ama duyumlara göre o gece öğrenciler okula çağrılıyor ve tam teçhizat gelen sadece bu ikisi. Daha bir şey kesinleşmeden TSK’nın hainleri diye naralar atıyorlar. Neden? Aynı statüdeki diğerleri hakkında nasıl böyle bir yargıda bulunuyorlar? Bu iki subaya tek tek isim veriyor ve savcı da şüphe duymadan adamların ağzından çıkanı alıyor. Peki isim verirken beraber yaptıkları etkinlik, toplantı vb şeyleri bahane ederken o kadar hainin içinde ne işiniz vardı demezler mi adama? Bir benzetme var da ben kibarca söyleyim, çok masumdunuz da sizin ne işiniz vardı? Bu iki şahıs ( isimlerini yazmak isterdim ama onlar bize acımadı ben onların çocuklarına acıyorum. Nasıl olsa piyonlar ve kullanıldıklarını bir gün anlayacaklar.) Akademi’nin sırayla Silivri yolculuğunu başlatıyor. Ama aynı kişiler davalara tanıklık yapmaya gelmiyor.  Madem eminsin herkes suçlu, mahkemede de kayıtlara alınsın. İddialarına cevap verilsin. Tabi ödül de alıyorlar, pilot olmuşlar. Allah’ın adaleti havada yakalamasın dikkat etsinler. Onlarca çocuğu babasız bıraktılar. Vebal ağır…

   Bir diğer husus, Akademi’de o gece Akademi’den olmayan silahlı kişiler. Neden ordalar dı? Acaba Akademiden biri galeyana gelse tepki verse akademi kurşun yağmuruna mı tutulacaktı? Akademi komutanlığında o gecenin kansız bitmesi şu an zindanlara atılan insanların iradesiydi. Aksi hali düşünmek dahi istemiyorum.

   Akademi öğrencileri yaklaşık bir sene iddianame bekledi. Biz de bekledik. Bir an önce davalar olsun kavuşalım diye düşünüyorduk heralde. Gelen iddianame şok etkisi yarattı. Gizli tanıklar, ankesörlü telefonlar gibi iftiralar havada uçuyordu. İspat yok kanaat önderi kesilmişti tüm adli personel.  İlk davanın zor geçeceğini bilip katılmadım. Dayanamazdım acımasız insanlara ve cümlelerine. Beklediğim gibi de olmuş. Belediyeler akın akın sinemaya adam götürür gibi ücreti tekabülünde izleyici toplamış. Akademi davası da tabi zamanına göre iyi paraydı. 200 tl (bu da duyum tabi). Fırlatılan bozuk paralar, bağıran çağıran insanlar. Neyse gücümü toplayıp 2. Davaya katıldım. Haksızlığa uğramışız ama kuralları da hiç aksatmıyoruz. Titreyerek bekliyorum. Akademi ekibi çift sıra etten duvar kortejiyle geliyor. Ben de onların güvenliği sanıyorum. Tabi ki değil…  Bir insanın kardeşini sanık koltuğunda görmesi kolay değil. Heyet acımasız…Savunma yapanı kısa kes, gerek yok, geç orayı gibi ifadelerle susturuşları adaletin olmayışının bir kez daha göstergesi. Parayla gelen seyirci bile daha serbestti fikir beyanında. Hakaretlerin bini bin para. Sanık yakınları konuşsa uyarılar, salondan atılmalar… (Hatta bir seyirci bir sanık savunma yaparken ‘o kadar şehidin hesabı sorulacak’ gibi bir ifadede bulundu. Sanıklardan biri de dayanamayıp ‘beyefendi yanlış yerdesiniz, bu davada şehit yok’ gibi bir tepki verdi. Nerede bulunduğunu bilmeyen bir adam karşıma geçip paralı vatanseverlik taslıyor.) Aynı insanlar öğle yemeklerini yedikten sonra adliye önünde poz verip, sosyal medyalarda paylaşıp günü sonlandırıyordu. Tabi öğle aralarında konuştuğumuz kişiler de var ki dinledikçe fikirlerini değiştiren. Görünen ve gerçeklerin farklı olduğunu anladılar da bir kere zulme ortak olundu işte.

       Abimin savunmasına girmedim. Onu o şekilde görmeye dayanamazdım. Avukatımız da süreci anlatmıştı. Kimsenin bizi dinlediği de yoktu. Atılan her iftira,  ispatlarla çürütüldü. Bu sefer de kendi inançlarını yeterli gördüler. Darbe gerçekleşse uçakları uçuracaklarmışmış. Akademi de uçak, pist var da biz mi görmedik. Okul orası okul. Söz ettiğin kişi de öğrenci. Sadece emir alır ki ortada usulsüz bir emir de yok. Darbe niyeti olan adam evinden silahsız çıkar mı? 

      Bir de ihraç sürecimiz var. İhraç edilince lojmandan çıkarılma yanında birçok psikolojik şiddet uygulandı. Tamam hadi diyelim ki abim suçlu. Nerde suçun şahsilği? Eşinin, çocuğunun sucu ne? Yüklü meblağ paralar alındı. Hele bir de 3 tl için rencide eden, aşağılayan bir astsubay var ki…  Şu an ne yapıyor acaba? Mutlu mu? 3 tl yi bozdurup mu harcıyor yoksa o 3 tl için general mi oldu?

      Biz vatanım, milletim dedikçe sağolsun devletimiz vurdu kırbacı. Bizi yetiştiren ana hiç kolay yetiştirmedi. Öyle herkesin arkasındaki gibi dağımız olmadı bizim. Herkes birbiri için fedakarlık etti. Üniversite tercihi yaparken kardeşinin de rahat okuması için hayallerini en asgaride tutan kaç kişi var?  Sonuç ne? Önce emeklerle büyütüp öğretmen ettiği kızı 81 puanla atanamadı, emekleri çöpe gitti o ananın. Sonra binbir fedakarlıkla vatanına feda ettiği oğlu zindanlara atıldı. Hem emekleri hem gençliği hem canı, canları heba oldu.

     Velhasıl vatan haini demek de kolay, kahraman demek de… Kime göre? Bana göre gerçekten vatan haini ilan edilmesi gereken çoooook kişi var. Ülkem yıllarca yaptığın hatayı yine yaptın. Kendi aklını değil başka akılları üstün gördün ve yine haklıyı haksız ilan ettin. Evlatların şimdi zindanlarda çürüyor. Her kim ki bu zulümde bir zerre pay sahibiyse Allaha havale. Onun merhameti de büyük, gazabı da. 

     Genç fidanlarımız Harbiyelilerimizin, Savaşan Meleklerin, Akademi Öğrencilerinin, eli kınalı Er’lerin ve tüm  haksızlığa uğramış insanların bir an önce özgürlüklerine, hayallerine, sevdiklerine en kısa zamanda kavuşmaları dileğiyle…

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: