Enver Paşa’nın Breslau-Goeben macerası ve 100 yıl sonraki mirascıları…

HALİS TUNÇ

Birinci Dünya Savaşı başlamıştı…..

Dünyanın yeniden şekilleneceği, yeni bir sürece gireceği savaşın ilk günleriydi. Alman Donanmasına ait SMS Goeben kruvazörü ve SMS Breslau hafif kruvazörü savaş henüz ilan edilmeden önce Akdeniz’de bulunuyordu. Seyir halindeyken savaş ilan edilmesiyle birlikte yine bölgede bulunan İngiliz harp gemilerinden kaçarak Çanakkale’ye oradan da İstanbul’a sığınmıştı. Başa geçtiği günden itibaren Almanya ile yakın ilişki içerisinde bulunan İttihat ve Terakki Fırkası, Osmanlı Savaş Bakanı Enver Paşa’ya baskı yaparak gemilerin boğazdan geçmesine razı etmişlerdi.

Tabi küçük bir sorun vardı. Osmanlı Devleti savaşta halen tarafsızdı ve uluslararası anlaşmalar gereği Alman gemilerinin boğazlardan geçişini önlemekle yükümlüydü. Bu sorunun bertaraf edilmesi için, Alman büyükelçisinin önerisiyle gemilerin Türk donanmasına katılması kararlaştırıldı. Rusya, Fransa ve İngiltere’nin protestolarına cevap olarak; (6 milyon İngiliz sterlin) ödeme yapılmış olmasına rağmen Britanya hükümetince gasp edilen Reşadiye ve Sultân Osmân-ı Evvel isimli iki gemi yerine, Almanlardan satın alınıp isimleri Yavuz ve Midilli olarak değiştirilerek Osmanlı Donanması’na dahil edildikleri bildirilecekti. Osmanlı’nın parasını ödediği ve hatta alımı için Ağustos 1914’de komutanı Rauf Orbay’ın olduğu personeli dahi İngiltere’ye gitmişken, İngiltere neden iki harp gemisini Osmanlı’ya teslim etmemişti. 

İngiltere’nin Osmanlı’yı yalnız bırakma çabası gibi farklı sebepler de öne sürülebilir, fakat sizce savaşın eşiğindeki İngiltere’nin, Enver Paşa ve İttihat Terakki’nin Almanya ile kur yaptığını fark etmemiş olma ihtimali var mıdır?

Süregelen Rus ve Fransız diplomasisi Osmanlı İmparatorluğunu savaşın dışında kalmaya ikna etse de, 27 Ekim 1914 günü Amiral Souchon Goeben, Breslau ve dokuz Osmanlı savaş gemisinden oluşan bir donanma ile tatbikat için Karadeniz’e açılır. Nihayetinde Karadeniz’de Odesa, Sivastopol, Novorossisk ve Feodosya limanları bombalanır ve Rus Donanmasına hasar verilir. Bunun tabi sonucu olarak da 2 Kasım’da Rusya, 5 Kasım’da ise İngiltere’nin harp ilanıyla Osmanlı İmparatorluğu 11 Kasım 1914 yılında savaşa dahil olur.

Yeni dünya düzeninin karıldığı Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Almanya hayranı iktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası, Enver Paşayı ikna ederek Osmanlı’nın tarafsızlığını Almanya lehine bozmasıyla imparatorluğu bir maceraya atmıştır. Öyle bir macera ki, ülkeyi Sevr’in eşiğinden ancak bir dahi komutanın öngörü ve büyük gayretleri döndürebilmiştir. Öyle bir macera ki, 100 binlerce (bazı kaynaklar milyon’dan bahseder) Ermeni vatandaşı hayatlarını kaybetmiş, 60 bin (bazı kayıtlarda 90 bin) asker Sarıkamış’ta donarak, 250 bin asker Çanakkale’de şehit düşmüş, toplamda 3 milyonu aşkın insanımız hayatını kaybetmiş ve Türk halkının payına sonuçta sefalet ve koca bir imparatorluktan 1918 itibarıyla küçük bir toprak parçası kalmıştır.

Bunlar yaşanmadan yaklaşık 1-2 yıl kadar önce 23 Ocak 1913’de ise, Osmanlı’nın kaderini Almanya hayranı İttihat ve Terakki’nin hayalperestliğine terk eden önemli bir olay yaşanır. Türk tarihinde askeri darbe olarak yerini alan, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önderlerinden Enver ve Talat Paşa tarafından Bab-ı Ali Hükümet binası baskını gerçekleştirilir. Yeni İttihat ve Terakki hükümetinin sistemi ele geçirmesiyle birlikte Almanya’ya yakınlaşma macerası da başlayacaktır.

Bu olayların üzerinden tam bir asır sonra günümüzde de, dünyada küresel ve bölgesel boyutlarda yeni kuvvet dengeleri için kartların bir kez daha karıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Hatta bazıları Üçüncü Dünya Savaşı tehlikesinden dahi bahsetmektedir.

Türkiye için Doğu Blokuna doğru eksen kaymasından yoğun olarak bahsedildiği dönemde, Erdoğan’ın 09 Ağustos 2016 tarihinde gerçekleştirdiği Rusya ziyareti sırasında S-400 alınacağını deklare etmesiyle, Türkiye yeni bir sürece girmiştir. Tedarik sözleşmesi 11 Nisan 2017’de imzalanan S-400 Füze Savunma Sistemi 12 Temmuz 2019 tarihinden itibaren Ankara’ya intikal ettirilmiştir. 

S-400

Türkiye’nin bu hamlesi batılı müttefikleri oldukça kızdırmış ve almayı planladığı toplam 100 adet F-35 uçaklar için yapılacak ödemenin 1,4 milyar dolarlık kısmı tamamlanmış olduğu halde, ABD F-35’lerin Türkiye’ye satışını 18 Ağustos 2018’de geçici olarak ve 01 Nisan 2019’da ise kesin olarak durdurmuş, bununla da kalmayıp, eğitim için ABD’de bulunan Pilot Albay Ziya Kabasakal komutasında 13 pilot ve 325 bakım personelinden oluşan kafileyi eli boş geri göndermiştir. Buna karşılık Türkiye ise, F-35’lerin yerine, Erdoğan’ın 27 Ağustos 2019 tarihinde Rusya ziyaretinde bizzat incelemelerde bulunduğu SU-57 Savaş Uçağını almayı alternatif olarak gündeme getirmiştir.

F-35
SU-57

ABD’nin Türkiye’yi yalnız bırakma çabası gibi farklı sebepler de öne sürülebilir, fakat yeni dünya düzeni kurulurken sizce ABD’nin AKP ve VATAN Fırkasının Rusya, ya da terör örgütü olarak bilinen gruplarla ile kur yaptığını fark etmemiş olma ihtimali var mıdır?

Süregelen NATO, AB ve ABD diplomasisi Türkiye’yi bölgedeki savaşın dışında kalmaya ikna etse de, 24 Ağustos 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye’ye girmiştir. Şimdi ise BM yaptırımına rağmen Libya’ya asker gönderme yönünde yapılan plandan, Erdoğan vasıtasıyla haberdar oluyoruz. Devam eden sürecin bedeli olarak 500 bin Türk vatandaşı işkence de dahil soykırım özellikleri taşıyan temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmış, 10 binlercesi ise hayatlarını kurtarabilmek için yurtdışına göç etmiştir. Bizzat Erdoğan tarafından Türkiye’nin müttefikleriyle yaptığı NATO zirve toplantısı hakkında Rusya Başkanı Putin’e brifing vermesi, kendisinin NATO içerisindeki Rusya’nın Truva atı olarak anılmasına sebep olmuştur. AKP ve VATAN fırkasının Doğu Blokuna kayan politikaları nedeniyle 70 yıldır güvenlik politikalarının temelini oluşturan NATO müttefikliğinden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalınmıştır. 

Bütün bunlar yaşanmadan yaklaşık 1-2 yıl önce 15 Temmuz 2016 tarihinde ise Türkiye’nin kaderini Rusya-Çin hayranı AKP-VATAN Partisi hayalperestliğine terk eden önemli bir olay yaşanır. Türk tarihine “kendi kendine darbe” olarak geçecek alan, AKP önderleri Erdoğan ve Vatan Partisi önderi Perinçek tarafından kurgulanarak oynanan suni darbe gerçekleştirilir. Erdoğan’ın yasama-yürütme-yargı erklerinin tam kontrolünü kendi bünyesinde toplamasıyla birlikte Rusya’ya yakınlaşma macerası da başlayacaktır.

Vatanı kurtaracak bir önderin yokluğunu yaşayan Türkiye, bu maceranın sonunda korkarım ki 100 yıl önce eşiğinden dönülen Sevr şartları ile baş başa kalması oldukça büyük ihtimal taşımaktadır.

Tam yüz yıl aradan sonra umarım ki AKP ve VATAN Fırkası’nın S-400 ve SU-57 macerasının kaderi, kendilerine miras bildikleri İttihat ve Terakki Fırkası’nın ülkeyi taşıdığı makus kaderin girizgahı Breslau-Goeben macerasına benzemez.

YAZARIN DİĞER YAZILARI


Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: