Erdoğan’ın Savaşı

MURAT SELİM AKARCA

Türkiye’nin Kuzey Suriye Kürt Bölgesine Yönelik Askeri Harekâtı.

(Barış Pınarı Operasyonu, 9-17 Ekim 2019)

MAKALEYİ PDF FORMATINDA AÇMAK İÇİN TIKLAYIN

1. Giriş;

Türkiye Cumhuriyeti, Erdoğan Diktası eliyle son dönemde ve özellikle ‘17-25 Aralık Hırsızlık ve Yolsuzluk Operasyonları’(1-2) sonrasında, hukukun tamamen askıya alındığı, NATO ve Batı Bloğu ile ilişkilerin zayıflatıldığı ve Rusya, İran ve Çin ekseninde şekillenen yeni bir güvenlik stratejisi ve politika benimsediği bir mecraya girdi.(3) Türk halkının genel prensiplerinden farklı olarak totaliter bir zihniyetle yeni bir rejim inşa etmeye çalışan Erdoğan Diktası ile Türk toplumunu her zaman ayrı tutmak ve sağduyulu kesimlerin demokratik mücadelelerini desteklemek üstümüze düşen bir ödev olduğu gibi Erdoğan Diktası ile demokratik toplum değerleri ve temel hukuk kaideleri çerçevesinde mücadele etmek de her onurlu Türk vatandaşının bir görevidir.Erdoğan Diktası, beş ana hedef kapsamında yeni bir totaliter İslamcı rejim inşa etmeye çalışmaktadır. Birinci hedefleri; toplumun ve devletin kontrol altına alınması maksadıyla medya ve ekonomik hayat üzerinde bir tekel oluşturmaktır. Döneminin onurlu ve namuslu polis teşkilatı, savcı ve hakimlerinin suç unsurlarını tespit ettikleri ve iddianameye dönüştürdükleri ‘17-25 Aralık Hırsızlık ve Yolsuzluk Operasyonları’(4-5) ve ‘Havuz Medyası’(6) iddianameleri bu kapsamda değerlendirilmelidir. İkinci hedef; NATO ve Batı yanlısı kadroların devlet teşkilatından tamamen dışlanması suretiyle devlet kurumlarının içinin boşaltılması, Rusya ve İran’a angaje yeni bir devlet kadrajının meydana getirilmesidir. Bu hedef kapsamında 15 Temmuz Kontrollü Darbesinden sonra planlı ve programlı bir şekilde devlet kurumlarından akademisyen ve öğretmen dahil 152.000 personel ihraç edilmiştir.(7) Üçüncü hedef; politik arenada rakip konumundaki siyasal oluşumların bertaraf edilerek AKP’nin devlet partisi haline getirilmesidir. Muhsin Yazıcıoğlu’nun şüpheli ölümü,(8) Büyük Birlik Partisi yöneticilerinin tehdit edilmesi ve satın alınması, sağ kanattaki önemli liderlerin (Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu) AKP’ye yamanması, HPD’nin terörize edilmesi, belediyelerine kayyımların atanması, CHP’nin merkezde bir koalisyon kurmasının önlenmesi ve MHP ile yapılan kirli ittifakların tamamı bu mealdeki AKP’nin yıkıcı faaliyetlerini teşkil etmektedir. Dördüncü hedefi; Batı Bloğuna alternatif olarak Rusya-İran-Çin ekseninde güvenlik politikalarının geliştirilmesi ve Türkiye’nin bir Rus uydusu haline getirilmesidir. Beşinci ve son hedef ise, İran İslam Cumhuriyeti örnek alınarak, totaliter bir terör rejiminin tüm kurum ve yapılarıyla kurulmasıdır. Hali hazırda Erdoğan Rejiminin ilk dört hedefini büyük oranda gerçekleştirdiği, son hedefine yönelik toplumsal mühendislik ve kriz çıkarma-kriz yönetme safhalarını icra ettiği kıymetlendirilebilir. Suriye kuzeyine yönelik harekât sonuçları itibariyle son hedef doğrultusunda farklı gelişmelere yol açabileceği kıymetlendirilmektedir.

Bu kapsamda; 9 Ekim 2019 tarihinde Erdoğan Rejiminin başlattığı operasyon, Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçları gereği değil, iç ve dış kamuoyunda her geçen gün meşruiyet zemini kaybeden ve politika geliştiremeyen bir rejimin dikkatleri dağıtma, düşman üretme, toplumu bir macera etrafında birleştirme maksatlı bir askeri harekattır. Erdoğan Rejimi’nin bu işgal girişimini iç ve dış kamuoyunun tepkisini dikkate alarak bir ‘Olağanüstü Hal Rejimi’ veya ‘Sıkıyönetim Rejimi’ne geçiş kapsamında mazeret olarak kullanabileceği değerlendirilmektedir.

İç kamuoyu açısından bakıldığında, Erdoğan Rejimi’nin meşruiyetini hızla tükettiği, sadece 2019 Belediye Başkanlığı ve Yerel Meclis Seçimleri ile 2018 Milletvekilliği Seçimleri karşılaştırıldığında,(9)

  • Cumhur İttifakının sürekli oy kaybettiği, bunun bir kısmı kararsız oyların dağılımı sebebiyle olsa da esasen AKP seçmeninin başka partilere kaydığı,
  • HDP seçmeninin son derece dikkatli bir şekilde Millet İttifakı lehinde oy tercihinde bulunduğu (iddia edildiği gibi Turkiye’nin üniter yapısını tehdit etmediği),
  • Başkanlık sistemine yönelik artan bir memnuniyetsizliğin ortaya çıktığı görülmektedir.
Şekil-1 31 Mart Yerel Seçim oylarının 24 Haziran oyları ile kıyaslamaları
Şekil-1: 31 Mart Yerel Seçim Oylarının 24 Haziran Oyları ile Kıyaslamaları

Öte yandan, Erdoğan Rejimi’nin asıl uykularını kaçıran iç kamuoyu sonuçları Eylül ayı itibariyle daha da görünür hale gelmiştir. Avrasya Kamuoyu Araştırma Şirketince 1-7 Eylül 2019 tarihlerinde yapılan araştırma sonuçlarına göre, CHP uzun bir aradan sonra birinci parti haline gelirken, AKP hızla oy kaybetmeye devam etmektedir.(10)

Dış kamuoyu açısından bakıldığında; Erdoğan Rejiminin Avrupa Birliği, NATO ve Batı Bloğundan hızla uzaklaştığı, dikta rejiminin uluslararası kurumlar tarafından tescillendiği, Erdoğan’nın ailevi ve kişisel güvenliğini sağlama maksadıyla, Rusya-İran-Çin ekseninde bir politika benimsediği ifade edilebilir. Erdoğan Rejimi; Suriye Krizi çerçevesinde ele alındığında, İdlip bölgesinde Rusya’nın müdahalesi ve geriye çekilmeyle mevzi kaybederek Rusya karşısında, kuzey Suriye bölgesinde ise ABD’nin ISID’a karşı kullanılmak üzere Kuzey Suriye Otonom Bölgesi ve YPG’ye sağladığı silah ve teçhizatla özerklik altyapısını güçlendiren Suriye Kürtleri nedeniyle ABD karşısında manevra alanı daralmış bir oyuncu haline getirilmişti. Mehmet Efe Çaman’nın da birçok analizinde belirttiği gibi Erdoğan Rejimi’nin yeni dış politika ve güvenlik kimliği ‘Avrasyacılık’ rüyası gereği Rusya’nın bir uydu devletine dönüşme doğrultusunda ilerlemektedir. ABD ile yaşanan S-400 sisteminin alımı ve üreticisi olduğumuz F-35 programından çıkarılmamız bu doğrultuda değerlendirilmelidir.(11) Bu çerçevede; Erdoğan Rejimi açısından elde kalan tek hareket tarzı Fırat’ın doğusunda ABD politikalarını zorlaştıracak faaliyetlerin masaya yatırılması, PKK’nın uzantıları olarak kabul edilen Suriye Demokratik Güçleri’ne karşı askeri seçeneklerin zorlanması ve ABD ile yürütülen genel müzakere çerçevesine Suriye kuzeyindeki SDG unsurlarının dahil edilmesidir.

Bunun yanında hem Suriye özelinde hem de genel olarak, manevra alanı daralan Erdoğan Rejimi, devletin tekemmül etmiş ortak muhakeme reflekslerini tamamen yok sayarak irrasyonel ve yüksek risk içeren maceracı bir dış politikaya yönelmekte, Dikta Rejimi’nin gereği olarak her türlü riskli ve irrasyonel kararlar topluma mal edilebilmektedir. Halihazırda Türkiye’deki medyanın %95’nin Erdoğan ailesi tarafından kontrol edildiği, devlet ihalelilerinin tamamının Erdoğan eliyle dağıtıldığı düşünüldüğünde, rejimin ekonomik ve sosyal hayatın önemli bir bölümünde tekel haline geldiği ifade edilebilir. Bu tekel ne yazık ki Türk milletinden doğruları saklarken, tamamen marjinal ve aşırıcı düşünceleri topluma empoze edebilmektedir.

Erdoğan Rejimi işte tam olarak iş ve dış kamuoyundaki bu çıkmazları aşmak maksadıyla; 9 Ekim 2019 tarihinde, Suriye Kuzeyi Kürt Bölgesine yönelik askerî harekâtına başlama kararı almıştır. Her ne kadar savaş kararının, ABD Başkanı Trump ile Başkan Erdoğan arasında 6 Ekim 2019 tarihinde yapılan ve operasyona yeşil ışık yaktığı iddia edilen telefon görüşmesi ardından, ABD askerlerinin sınıra yakın bölgelerden çekilmeleri (12) sonrasında alındığı iddia edilse de Beyaz Saray yetkilileri ve ABD Savunma Bakanlığı Türkiye’ye operasyon için yeşil ışık yakılmadığını belirtmişlerdir.(13) Bazı kaynaklar ise yapılan ikili görüşmede Erdoğan’nın IŞID’lı teröristlerin tutulduğu cezaevleri ve IŞID’lı yakınlarının tutulduğu kampların sorumluluğunu almayı kabul etmesi nedeniyle ABD Başkanı Trump’ın operasyona sıcak bakabileceğini ima ettiği yönündedir.(14) Bunun yanında, Erdoğan, Rusya`nın girişimleri nedeniyle İdlip Bölgesinde yaşadığı fiyaskonun üstünü örtmek ve ABD`ye karşı müteakip diplomatik görüşmelerde bir koz olarak kullanılmak üzere sürekli olarak koalisyon güçlerinin YPG ile ilişkilerini dile getirmekte ve müdahale için hazırlık yapmaktaydı. 

Kriz süresince, ABD’li yetkililer her fırsatta Erdoğan Rejimi’nin girişimlerini önlemeye yönelik diplomatik baskıları artırmışlardır. Hatta bügüne kadar eşi bennzeri olmayan bir diplomatik dille yazılan ve Başkan Trump tarafından imzalanan 9 Ekim 2019 tarihli mektupta belirtildiği gibi Erdoğan’nın ‘kabadayı gibi davranmaması’, ‘salaklık yapmaması’, ‘Suriye Kürtleriyle ABD arabuluculuğunda masaya oturması’ teşvik edilmiş, aksi durumda Rahip Brunson olayında olduğu gibi Türkiye ekonomisinin yok edileceği hatırlatılmıştır.(15)

Şekil-2: ABD Başkanı Trump’ın Başkan Erdoğan’a Yazdığı Sıradışı Mektup (16)

2. Harekatın Siyasi ve Askeri Hedefleri;

Erdoğan Rejimi, muhtemel Suriye harekâtına yönelik olarak; 8 Ekim 2019 tarihinde Irak ve Suriye’yi kapsayacak şekilde, Irak ve Suriye’den Türkiye’ye yönelecek terör tehdidini ortadan kaldırmak, Suriye kuzeyinde meydana gelebilecek ayrılıkçı hareketlere karşı önlem alabilmek ve kitlesel göç gibi riskleri ortadan kaldırmak maksadıyla; Cumhurbaşkanlığına bir yıl süreyle gerekli yetkileri veren 1231 Sayılı TBMM Kararını meclisten geçirdi.(17)

Erdoğan Rejimi tarafından ‘Barış Pınarı’ olarak adlandırılan ancak düpedüz bir işgal ve savaş hareketi olan operasyonun askeri makamlarca belirtilen maksatları; Türk hudutlarının güvenliğinin sağlanması, sınırların güneyinde bir terör koridoru oluşturulmasının engellenmesi, DEAŞ ve PKK/KCK/PYD-YPG başta olmak üzere milli güvenliğe tehdit oluşturan terör örgütlerinin ve teröristlerin etkisiz hale getirilmesi ve yerinden edilmiş Suriyelilerin evlerine ve topraklarına dönüşleri için uygun şartların sağlanması olarak belirlenmiştir.(18)

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi, harekâtı, hedefleri ve muhtemel gelişmeleri daha yakından incelemek maksadıyla aşağıda belirtilen iki haritayı incelemek faydalı olacaktır. (19)

A picture containing text, map

Description automatically generated
Şekil-3: Aralık 2018 Tarihi İtibariyle Suriye’de Tarafların Kontrol Ettiği Alanlar (20)
A picture containing text, map

Description automatically generated
Şekil-4: 16 Ekim 2019 Tarihi İtibariyle Suriye’de Tarafların Kontrol Ettiği Alanlar (21)

Hatırlanacağı üzere, Aralık 2018 itibariyle, Fırat nehri baz alınacak olursa, kuzey Suriye’de İdlip Bölgesi rejim muhalifleri, cihatçı örgütler ve Türk askerlerinin bulunduğu ‘12 Gözlem Noktası’ eliyle kontrol altında tutulmakta, Halep-Hatay hattı kuzeyinden Fırat Nehrine kadar sınır boyunca uzanan kuşak, bölgede konuşlu Türk Silahlı Kuvvetleri birlikleri tarafından kontrol altında tutulmakta, Membiç ve çevresi ise ABD destekli ‘Kuzey Suriye Otonom Bölgesi’ kontrolünde bulunmaktaydı. Rusya-İran-Türkiye’nin garantör devletler olarak 4 Mayıs 2017 tarihinde imzaladıkları ‘4’üncü Astana Görüşmeleri’(22) sonrasında kabul edilen dört ‘Çatışmasızlık Bölgesi’nden(23) biri İdlip bölgesi olmasına rağmen, Suriye 2018 yılı sonundan itibaren Rusya destekli olarak bu bölgede cihatçı örgütler ve rejim muhaliflerine yönelik operasyonlarını karadan ve havadan olmak üzere sürdürmüştür. Öte yandan; Türkiye 2018 ve 2019 yılı boyunca Rusya ve Suriye’nin İdlip bölgesine yönelik operasyonlarını kınasa da dişe dokunur bir tepki verememiş, dikkatleri Fırat doğusuna ABD destekli bölgeye çevirmiştir. Türkiye’nin, İdlip bölgesinden hem Türkiye’ye yönelik göç dalgası olasılığı hem de bölgede bulunan cihatçı terörist unsurlar nedeniyle çok ciddi güvenlik riskleri bulunmasına rağmen dikkatleri Fırat’ın doğusuna çevirmesi, tamamen Erdoğan’nın kişisel gelecek kaygısı ve iç politikaya yönelik mühendislik faaliyetleriyle açıklanabilir. İlave olarak, Erdoğan’nın Rusya-İran-Suriye rejimine yönelik uysal tavırlarına karşılık, NATO müttefiki ABD söz konusu olunca kaplan kesilmesinin rasyonel hiçbir açıklaması bulunmamaktadır. 

3. Askeri Harekâtın İcrası;Erdoğan Rejimi’nin Suriye kuzeyine yönelik askerî harekâtı 9 Ekim 2019 tarihinde Tel Abyad ve Rasulayn’da bulunan Suriye Demokratik Güçleri (SDG)(24) mevzilerini havadan ve topçu birlikleriyle bombalamasıyla başladı. Harekata lojistik ve hudut birlikleri dahil olmak üzere 40.000 TSK mensubu ile 20.000’ e yakın Suriye Milli Ordusu unsurlarının katıldığı değerlendirilmektedir.(25)

Harekata katılan birlik miktarı ele alındığında; Türk Kara Kuvvetlerinden yaklaşık olarak 6 ila 8 muharip tugayın, iki komuta kontrol kolordu karargahının ve ordu seviyesinde müşterek bir görev kuvvet karargahının katıldığı değerlendirilebilir. Bunun yanında Hava Kuvvetlerinden Diyarbakır’da bulunan karargâhın komuta kontrolünde 2 ila 4 filo komutanlığının iştirak ettiği değerlendirilebilir. 

Birliklerin konuşlanması, Erdoğan Rejimi’nin açıklamaları dikkate alındığında; Türkiye’nin, Rusya ve ABD ile koordine edilerek yerel hava kontrolünün sağlanması sonrasında, eldeki kuvvetlerle iki ayrı istikametten, asıl taarruz AKÇAKALE-TEL ABYAD-AYN ISA ve diğer istikamet CEYLANPINAR-RASULAYN olmak üzere Suriye sınırından 30 km (20 mil) güneye ve M4 otoyolu sınır olmak üzere bölgeyi emniyet altına alacağı, TEL ABYAD batısında ve RASULAYN doğusunda bulunan SDG unsurlarının irtibatını keseceği, bölgede bulunan SDG unsurlarını imha edeceği ve müteakip güvenli bölge için gerekli hazırlıkları sürdüreceği değerlendirilebilir. Bu harekatla koordineli olarak NUSAYBİN-KAMIŞLI istikametinde ve CİZRE-MALİKİYE istikametinde aldatma manevraları icra edebileceği, ancak her durum ve şartta, Rusya ve ABD’nin diplomatik baskılarına paralel olarak harekâtı sonlandırabileceği değerlendirilebilir.

A picture containing text, map

Description automatically generated

Şekil-5: Türkiye’nin Suriye Kuzeyinde Planladığı Güvenli Bölge Sınırları

Öte yandan, harekata ilişkin detayların İsrail tarafından sızdırılması akıllarda soru işaretleri bırakmıştır. İsrail Savunma Bakanlığı’na yakınlığıyla bilinen DEBKAfile internet sitesi, 9 Ekim 2019 tarihinde yayınladığı bir makalede Türkiye’nin mahdut hedefli taarruzi harekâtını, harekatın hedeflerini ve gelişimini önceden bilgi vermiştir. (26)

Türkiye 17 Ekim 2019 tarihinde ilan edilen ateşkes anlaşması sonrasında, ulusal ve uluslararası kamuoyunun tepkileri ve ABD, NATO, AB ve Rusya ile yürütülen pazarlıklar çerçevesinde, ŞENYURT-M4 OTOYOLU, CİZRE-MALİKİYE-M4 OTOYOLU istikametinde Suriye hududundan 30 km güneye intikal ederek güvenli bölge sınırlarını genişletebilir, bu alanda kalan SDG unsurlarını imha edebilir. 

A close up of a map

Description automatically generated
Şekil-6: DebkaFile Sitesinde 9 Ekim 2019 Tarihinde Yayımlanan Harita

Taktik açıdan değerlendirildiğinde, hedefler ve manevra makul sınırlar içinde karşılanabilse de TSK kontrolünde bulunan cihatçı teröristlerin sivil halka yönelik terör faaliyetleri, Erdoğan Rejimi’nin diğer devletlerin şantajına açık bulunması ve uluslararası kamuoyunun IŞID ile mücadele nedeniyle Suriye Kürtlerinin yanında bulunması, harekatın operatif ve stratejik seviyede yansımalarının Erdoğan Rejimi`nin beklentilerinin aksine gelişeceğini ortaya koymaktadır.

Öte yandan, Erdoğan Rejimi’nin temel retoriğini oluşturan, ‘NATO ülkelerinin Suriye Krizinde Türkiye`nin güvenlik ihtiyaçlarına duyarsız kaldığı’ şeklindeki söylem de iyi analiz edilmesi gereken ve gerçekleri yansıtmayan bir söylemdir. NATO ittifakı krizin patlak verdiği 2011 yılından itibaren sorunun diyalog ve diplomasi ile çözümünü desteklemiş, ‘Suriye’deki kimyasal maddeler ve taşıyıcı silah sistemlerinin yok edilmesini içeren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 2118 Sayılı Karara en büyük katkıyı sağlamış ve NATO ortak kararı ile Türkiye’nin hava sahasının güçlendirilmesine yönelik olarak uzun irtifa hava savunma sistemlerini Türkiye’ye konuşlandırmıştır. Tüm bu müdahalelere rağmen NATO ükeleri Suriye Krizine doğrudan müdahil olmayı kabul etmemişlerdir.(27)

Suriye Krizi boyunca NATO’nun sergilediği bu yaklaşımın bir diğer nedeni ise 2013 yılından sonra Türk demokrasinin hızla gerilemesi, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün ortadan kalkması ve NATO’nun güneydoğu kanadında ortaya çıkan kırılgan durumdur. Suriye ile uzun bir sınıra sahip olan Türkiye, rejim karşıtı silahlı grupların desteklenmesinde çok büyük rol oynamıştır. Ancak, IŞID ve El Nusra gibi radikal grupların faaliyetleri ve Türkiye’den aldıkları lojistik destek ve silah yardımı, NATO üyelerinin Türkiye ile aralarına mesafe koymasına neden olmuştur.(28)

Türkiye kontrolünde hareket eden Suriye Milli Ordusu (Arapça, Al Jays Al Watani, İngilizce, Syrian National Army) 30 Aralık 2017 tarihinde Azez’de kuruluşu açıklanan ve Türkiye`nin Suriye kuzeyinde bir güvenli bölge kurulması ve buranın korunması maksatlı oluşturulan kuvvettir.(29-30) Suriye Milli Ordusu’na bağlı gruplardan bazıları geçmişte ABD ve Türkiye tarafından eğitilmiş olsalar da içlerinde Suriye İç Savaşına katılan birçok cihatçı terörist grup da bulunmaktadır. Bu gruplar İdlip bölgesindeki çatışmalarda görev aldıkları gibi, Türkiye tarafından daha önce icra edilen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarına da iştirak etmişlerdir. 

Aşağıda dünya medyasına düşen bazı görüntüleri verilen bu cihatçı örgütlerin kuzey Suriye’de Kürt halkına karşı girişecekleri katliamlar ve savaş suçlarının ileride hem politik karar alıcıları hem de askeri operasyonları planlayan ve yöneten tüm birlik komutanlarını bağlayacağı unutulmamalıdır. 

Şekil-7: Türk GZPT’si Üzerinde İntikal Eden Suriye Milli Ordusuna Bağlı Cihatçılar (31)
Şekil-8: Türk GZPT’si Üzerinde İntikal Eden Suriye Milli Ordusuna Bağlı Cihatçılar (32)

Nitekim 13 Ekim 2019 tarihinde, ılımlı ve demokrat kimliğiyle bilinen ve ABD tarafından da desteklenen ‘Gelecek Suriye Partisi’ genel sekreteri Hevrin Khalef, Türkiye destekli milis gruplardan Ahrar Al Şarkiye tarafından 9 siville birlikte hunharca katledilmiştir. Dünya medyasında sert bir şekilde kınanan bu katliam ABD kaynaklarınca savaş suçu(33) olarak kaydedilmiştir.(34) Benzer şekilde sivillerin katledildiği, sağlık personeline yönelik savaş hukukuna aykırı olarak bombardıman yapıldığına ilişkin görüntüler de dünya medyasında yer almıştır.

13 Ekim 2019 tarihinde Türkiye destekli milislerin Tel Abyad’ı tamamen ele geçirmesi, ABD birliklerinin Türkiye tarafından belirlenen güvenli gölge dışına çıkması ve M4 oto yolunun Türkiye destekli milislerin kontrolüne geçmesi üzerine, SDG Rusya arabuluculuğunda, Suriye birliklerinin Kobani ve Menbiç’e süratle intikal ederek savaşması konusunda Suriye ile bir anlaşmaya vardı.

16 Ekim 2019 tarihinde ABD Suriye’de yoğunluklu olarak kullandıkları Kobani ve Rakka’daki hava üslerinden çekilerek buraları kullanılmayacak hale getirmiş, böylelikle fiili olarak Suriye’den çekilmiştir. Eş zamanlı olarak Rus birlikleri Menbiç bölgesinden Fırat doğusuna intikal ederek Türk birliklerine yakın bir mesafeye ve Suriye Birlikleri ise Tel Abyad’ın güneyinde bulunan Ayn İsa’ya konuşlanmıştır. 

Bu süre zarfında, dünya kamuoyunda Türkiye’nin askerî harekâtı kınanmış, ABD, Avrupa Birliği, Arap Birliği yaptıkları açıklamalarla harekatın el kısa sürede durdurulmasını talep etmişlerdir. Dünya kamuoyunda Türkiye aleyhinde gelişen bu durumla paralel olarak, ABD Temsilciler Meclisi ve Kongre’de Türkiye’ye karşı ittifak halinde olumsuz bir hava oluşmuş, başını Cumhuriyetçi Senatör Lindsay Graham ve Demokratçı Senatör Chris Van Hollen’ın çektiği bir grup senatör, Türkiye ve bizatihi Başkan Erdoğan’ı hedef alan bir yaptırım tasarısı hazırlayarak senatörlere sunmuştur.(35)

Şekil-9: Gram-Van Hollen Türkiye Yaptırım Tasarısı

ABD cumhuriyetçi ve demokrat senatörlerin ortak imzasıyla hazırlanan bu tasarı, Erdoğan Rejimi’nin Türkiye’yi getirdiği nokta açısından başlı başına yeni bir merhaleye işaret etmektedir. İçeriği incelendiğinde; üst seviye politik karar alıcıların hedef alınması, TSK ile ilişkilerin her alanda dondurulması ve ülke ekonomisini felç edecek ekonomik yaptırımları içermesi nedeniyle İran’a karşı uygulanan yaptırım rejimine benzer bir yaptırım rejimi hazırlıklarına işaret etmektedir.

NATO’daki en yakın müttefikimiz ve TSK’nın tüm kuvvet yapısının örnek alındığı ABD ile yaşanan bu gerginlikler ve müttefiklik hukukuna asla yakışmayan askeri seçeneklerin ve yüksek riskli politikaların benimsenmesinin hem kısa vadede hem de uzun vadede Türkiye’ye zararlarının korkunç boyutta olacağını tahmin edebilmek için yüksek öngörüye gerek yoktur.

Hem Suriye özelinde ve hem de genel olarak kötüleşen ABD-Türkiye ilişkileri incelendiğinde, Erdoğan Rejimi’nin kasıtlı olarak Avrasyacılık politikaları gereği NATO’nun bütünlüğünü bozucu, saldırgan ve kural tanımaz şekilde hareket ettiği ifade edilebilir. Bunun bir nedeni Erdoğan Rejimi’nin ana iskeletini oluşturan Siyasal İslamcılar, Ergenekoncu Ulusalcılar, Vatan Partisi ve MHP’nin oluşturduğu yeni koalisyon olsa da bir diğer ana nedeni, ‘17-25 Aralık Hırsızlık ve Yolsuzluk Operasyonları’ sonrası suçüstü yakalanan Erdoğan ve çetesinin hesap vermemek amacıyla totaliter Rusya ve Çin eksenine kaymasıdır. Öte yandan, Avrupa Birliği ve NATO’nun genel olarak durumu idare ettiği, Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamamaları nedeniyle birçok konuyu göz ardı ettikleri, ancak uygun yer ve zamanda Erdoğan Rejimine yönelik son derece sert tedbirleri hayata geçirecekleri kıymetlendirilmelidir.

15 Ekim 2019 tarihinde New York Güney Bölge Mahkemesi (Zarrap Davasının görüşüldüğü mahkeme) Türkiye Halk Bankası’nın 6 sayılı suçtan (dolandırıcılık, kara para aklama, İran yaptırım rejimini delme v.b.) soruşturulduğunu duyurdu. Bu karar aslında uzun süredir beklenen ceza davalarından ilkidir. Yine bazı kaynaklar, Başkan Erdoğan ve yakın çevresindeki birçok yetkilinin bulaştıkları suçlar nedeniyle iddianamede yer bulduklarını öne sürmektedir.(36)

Bu kapsamda, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence öncülüğünde bir ABD Heyeti Türkiye’yi bir ateşkese zorlamak maksadıyla; 17 Ekim 2019 tarihinde Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirmiş, Başkan Erdoğan’la yapılan uzun bir görüşmeden sonra 120 saatlik bir ateşkes anlaşması imzalanmıştır. Bu süre zarfında SDG unsurları Türkiye’nin ilan ettiği 30 km’lik güvenli bölgeden çekilirken, ABD yürürlüğe konmaya hazırlanan yaptırımları durdurmayı kabul etmiştir.(37)

Bu doğrultuda bir diğer önem gelişme ise Rusya Devlet Başkanı Putin ve Başkan Erdoğan tarafından 22 Ekim 2019 tarihinde Soçi`de yapılan zirvede gerçekleşti. Zirve sonunda Putin ve Erdoğan 10 md.lik bir mutabakat metninde karar kıldılar. Bu metne göre, (38)

  • Türkiye-ABD arasında varılan anlaşma aynen muhafaza edilecek, Tel Abyad-Resulayn arasında mevcut statüko muhafaza edilecek,
  • Fırat Nehri batısında Tel Rıfat ve Münbiç`te bulunan SDG güçleri sınırdan 32 km güneye inecek,
  • Tel Abyad-Resulayn (Barış Pınarı Harekât Alanı) ve Kamışlı merkez hariç olmak üzere, Türkiye-Suriye hududuna 30 km`lik şeride Rus ve Suriye birlikleri girerek buralarda bulunan SDG unsurlarını çıkaracak, bu faaliyet 150 saat içinde tamamlanacak,
  • Türk ve Rus birlikleri Tel Abyad-Resulayn (Barış Pınarı Harekât Alanı) ve Kamışlı merkez hariç olmak üzere, Suriye hududunun 10 km güneyinde ortak devriye görevi yürütecek,
  • Türkiye-Suriye hudut emniyetine ilişkin olarak 1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı uygulanacak.
A map of food

Description automatically generated
Şekil-10: Putin-Erdoğan Zirvesi Sonrasında Varılan Anlaşmaya Göre Türkiye-Suriye Sınırının Kontrolü

4. Sonuç ve Değerlendirme;

9 Ekim 2019 tarihinde sabah saatlerinde başlayan ve 17 Ekim 2019 tarihinde ABD kontrolünde ve daha sonra 22 Ekim 2019 tarihinde Rusya öncülüğünde ateşkesle sonuçlanan ‘Barış Pınarı Harekâtı’ sonucunda ‘İnsan Hakları Suriye Gözlemevi’ verilerine göre 300.000 insan yerinden edilirken, Türkiye; 9 TSK mensubu, 20 sivil ve 74 Suriye Milli Ordusu milisi olmak üzere 103 kayıp vermiş, SDG ise; 261 YPG, 87 sivil olmak üzere 358 kayıp vermiştir.(39)

Taktik seviyede bakıldığında, ABD ile varılan mutabakat ile Türkiye’nin AKÇAKALE-TEL ABYAD-M4 OTOYOLU ve CEYLANPINAR-RESULAYN-M4 OTOYOLU istikametinde 30 km derinliğinde bir bölgeyi SDF güçlerinden arındırmış olacağı değerlendirilebilir. Rusya ile 22 Ekim 2019 tarihinde varılan anlaşma ile Türkiye-Suriye hududun geri kalan kesiminde SDG güçlerinin çıkarılması ve 10 km derinlikte Rusya ile birlikte ortak devriye yapılması kararlaştırılmıştır. Öte yandan Fırat’ın doğusunda Türkiye açısından en güvenli unsur olan ABD varlığının Türkiye’nin yanlış politikaları nedeniyle çekilmesi, yerlerine Rus unsurları ve Suriye birliklerinin kontrolü ele alması, operatif ve stratejik seviyede yeni riskleri beraberinde getirmektedir.

Yeni dönemde Türkiye’nin Suriye kuzeyindeki varlığı Rusya ile yürütülecek müzakerelere ve Esad Rejimi ile yapılacak görüşmelere bağlı kalacaktır. Ancak uzun vadede Türkiye açısından son derece tehlikeli yeni bir dönemin başladığı ifade edilebilir. Rusya veya Suriye ile yaşanacak bir çatışmada, Erdoğan Rejimi hem Rusya ve Suriye’ye hem de NATO müttefiklerine karşı büyük tavizler vermek zorunda kalacaktır.

17 Ekim 2019 tarihinde ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile varılan anlaşma öncesi hem Halkbank merkezli yeni bir iddianamenin kabulü hem de senatörlerce hazırlanan yaptırım paketinin doğrudan Başkan Erdoğan’ı hedef alması, Erdoğan’nın şahsi malvarlığının soruşturmalara ve yaptırımlara konu yapılması ve bunların sonucunda ateşkes anlaşmasının Erdoğan Rejimi tarafından kabul edilmesi, Erdoğan’ın Türkiye açısından bir ulusal güvenlik meselesi haline geldiğinin tescilidir.

Öte yandan, Erdoğan Rejimi’nin şantajla politika değişikliğine gitmesi, Suriye macerasının Türkiye’nin ulusal güvenliği tehdit edildiği için değil, Erdoğan’nın ABD Başkanı Trump ile yürüttüğü müzakerelerde masaya güçlü oturmak amaçlı olarak başlatıldığını ortaya koymaktadır. Bu müzakerelerin genel olarak Halkbank soruşturması, Zarrap Davası, Gülen Cemaatine yönelik faaliyetler, Fettullah Gülen’nin iadesi, Türkiye’nin NATO ittifakını zedeleyici faaliyetleri, Türkiye’nin Rusya ile kurduğu yeni ilişkiler ve S-400 silah sistemlerinin alımı gibi konuları kapsadığı ifade edilebilir.

Harekatın başından itibaren dünya kamuoyunun Türkiye aleyhine dönmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri kontrolünde hareket eden Milli Suriye Ordusu’na bağlı bazı unsurların işlediği katliamlar ve silahsız bir kadın politikacının hunharca katledilmesi ABD’li yetkililerce savaş suçu olarak değerlendirilmiş ve doğrudan Başkan Erdoğan’nın sorumlu tutulacağı belirtilmiştir. Bu gelişmeler, Erdoğan Rejimi tarafından doğrudan uçuruma yuvarlanan Türk milleti açısından yeni bir safhaya geçildiğinin en önemli belirtileridir.

Harekatla koordineli olarak, HDP’li seçmeni terörize etmek için HDP’li belediyelere son sürat kayyımların atanması, iç kargaşalık çıkarmaya yönelik toplumsal mühendislik faaliyetleridir ve bunun üstüne Suriye kuzeyindeki Kürt varlığına yönelik sert politikalar eklendiğinde, Erdoğan Rejimi politikalarının Kürt kökenli Türkiye vatandaşları üzerinde daha yıkıcı etkiler bırakacağı kıymetlendirilmektedir. 

Devlete gönül bağı zayıflayan Kürt kökenli vatandaşlar, KHK’lı yarım milyon Türk vatandaşı, Alevi kökenli Türk vatandaşları ve Erdoğan Rejimi tarafından ötekileştirilen diğer rejim muhalifleri tarafından rejimin dayanılmaz baskıları ve ekonomik hayatın bozulması sebep gösterilerek kitlesel hareketler meydana gelebileceği, bu hareketlerin rejim unsurlarınca terörize edilebileceği ve bunun sonucunda yakın dönemde tekrar bir ‘Olağanüstü Hal Yönetimi’ veya olayların mahiyetine göre ‘Sıkıyönetim’ rejimine geçilebileceği, sonuç olarak Erdoğan Rejimi’nin uzun süredir altyapısını oluşturduğu, totaliter bir rejime basamak yapılabileceği kıymetlendirilmelidir. 

Erdoğan Rejimi’nin iç kamuoyunda beklenen oy artışını sağlayamaması durumunda, ‘Sıkıyönetim’ ilan edebilmek maksadıyla; toplumsal huzursuzluk çıkarabileceği, Suriye kuzeyindeki harekâtı genişletebileceği, Rusya ve Esad Rejimi ile çatışmalar da dahil olmak üzere daha riskli politikaları hayata geçirebileceği ve son hedef olarak totaliter bir Siyasal İslamcı yönetime geçebileceği değerlendirilmektedir.

Kaynaklar

  1. Michael B Kelly, ‘A 2-Minute Guide To The Crisis In Turkey That Sent Markets Tanking And Put The Government In Its Weakest Position Yet’, Business Insider, 27 Aralık 2013, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.businessinsider.com/recap-of-corruption-scandal-in-turkey-2013-12?r=US&IR=T>/.
  2.  Berivan Oruçoğlu, ‘Why Turkey’s Mother of All Corruption Scandals Refuses to Go Away’, Foreign Policy, 6 Ocak 2015, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://foreignpolicy.com/2015/01/06/why-turkeys-mother-of-all-corruption-scandals-refuses-to-go-away/&gt;.
  3. Mehmet Efe Çaman, Türk dış ve güvenlik politikasında kırılma, 12 Haziran 2019, [erişim tarihi, 12 Ekim 2019] < https://www.tr724.com/turk-dis-ve-guvenlik-politikasinda-kirilma/&gt;
  4. Michael B Kelly, ‘A 2-Minute Guide To The Crisis In Turkey That Sent Markets Tanking And Put The Government In Its Weakest Position Yet’, Business Insider, 27 Aralık 2013, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.businessinsider.com/recap-of-corruption-scandal-in-turkey-2013-12?r=US&IR=T>/.
  5. Berivan Oruçoğlu, ‘Why Turkey’s Mother of All Corruption Scandals Refuses to Go Away’, Foreign Policy, 6 Ocak 2015, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://foreignpolicy.com/2015/01/06/why-turkeys-mother-of-all-corruption-scandals-refuses-to-go-away/&gt;.
  6.  Esra Aslan, ‘Yeni Türkiye’nin sistematik yalan üretim merkezi: Havuz Medyası’, edt. Kemal İnal, Nuray Sancar ve Ulaş Başar Gezgin, Marka, Takva,Tuğra;AKP Döneminde Kültür ve Politika, eds., Evrensel Basım Yayın, 2015.
  7. Avrupa Komisyonu, 2019 Türkiye Raporuna ilişkin temel bulgular, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://ec.europa.eu/cyprus/news/20190529_2_tr&gt;
  8. Hürriyet Gazetesi, ‘DDK: Yazıcıoğlu’nun ölümü şüpheli’, [erişim tarihi] < http://www.hurriyet.com.tr/gundem/ddk-yazicioglunun-olumu-supheli-16837166&gt;
  9. Konda Araştırma ve Danışmanlık, ‘Konda Nisan 2019 Barometresi;31 Mart Yerel Seçimlerinin Sayısal Analizi’, [erişim tarihi, 11 Ekim 2019] <http://konda.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/1904Nisan_Barometre_97_Kamuoyu.pdf&gt;.
  10. Cumhuriyet Gazetesi, ‘Uzun yıllar sonra ilk defa: CHP birinci parti’, [erişim tarihi, 15 Ekim] <2019]http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1571413/Uzun_yillar_sonra_ilk_defa__CHP_birinci_parti.html>.
  11. Mehmet Efe Çaman, Türkiye`nin Yeni Dış Politika ve Güvenlik Kimliği Geçici mi ?, 20 Eylül 2019, [erişim tarihi, 12 Ekim 2019] <https://www.tr724.com/turkiyenin-yeni-guvenlik-ve-dis-politika-kimligi-gecici-mi/>/.
  12. U.S. Department of Defence, ‘Statement From Jonathan Rath Hoffman, Chief Pentagon Spokesman’, 8 Ekim 2019, [erişim tarihi, 11 Ekim 2019] <https://www.defense.gov/Newsroom/Releases/Release/Article/1984196/statement-from-jonathan-hoffman-chief-pentagon-spokesman/&gt;.
  13. Gazete Yolculuk, ‘ABD Savunma Bakanı Esper: Operasyona yeşil ışık yakmadık’, 11 Ekim 2019, [erişim tarihi, 12 Ekim 2019] <https://gazeteyolculuk.net/abd-savunma-bakani-esper-operasyona-yesil-isik-yakmadik&gt;.
  14.  Michael Safi, Bethan McKernan and Julian Borger, ‘US warns Turkey of red lines as Syria offensive death toll mounts’, The Guardian, 11 Ekim 2019, [erişim tarihi, 12 Ekim 2019] <https://www.theguardian.com/world/2019/oct/10/turkish-president-threatens-send-refugees-europe-recep-tayyip-erdogan-syria&gt;.
  15. Washington Post, ‘President Trump’s Oct. 9, 2019, letter to President Erdogan of Turkey’, 16 Ekim 2019, [erişim tarihi, 12 Ekim 2019] <https://www.washingtonpost.com/context/president-trump-s-oct-9-2019-letter-to-president-erdogan-of-turkey/466fc32f-bbbe-4830-84ef-82652e1937bb/>
  16. The New York Times, ‘Read Trump’s Letter to President Erdogan of Turkey’, 16 Ekim 2019, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.nytimes.com/interactive/2019/10/16/us/politics/trump-letter-turkey.html&gt;.
  17. Resmi Gazete Sayı No30914, ‘TBMM Kararı Karar No 1231’, 10 Ekim 2019, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2019/10/20191010-4.pdf&gt;.
  18.  MSB, ‘Barış Pınarı Harekatı Başladı’, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.msb.gov.tr/SlaytHaber/9102019-53737&gt;
  19.  Washington Post, ‘What Trump just triggered in Syria, visualized’, Ekim 2019, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.washingtonpost.com/world/2019/10/17/what-trump-just-triggered-syria-visualized/?arc404=true&gt;.
  20. Washington Post, ‘What Trump just triggered in Syria, visualized’, Ekim 2019, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.washingtonpost.com/world/2019/10/17/what-trump-just-triggered-syria-visualized/?arc404=true&gt;.
  21. Washington Post, ‘What Trump just triggered in Syria, visualized’, Ekim 2019, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.washingtonpost.com/world/2019/10/17/what-trump-just-triggered-syria-visualized/?arc404=true&gt;.
  22. BBC Türkçe, ‘Astana’da İdlib anlaşması: Türkiye, Rusya ve İran gözlemci gönderecek’, 15 Eylül 2017, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41281941&gt;.
  23. Stratejik Ortak, ‘Dünden Bugüne Tüm Suriye Zirveleri (Kronolojik)’, 4 Nisan 2018, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.stratejikortak.com/2018/04/suriye-zirve-astana-cenevre-soci.html&gt;.
  24. The New Arab, ‘Syria Kurds adopt constitution for autonomous federal region’, 31 Aralık 2016, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.alaraby.co.uk/english/news/2016/12/30/syria-kurds-adopt-constitution-for-autonomous-federal-region&gt;.
  25. Şahin Şen, ‘Büyük Barış Harekâtı’, Yeni Şafak Gazetesi, 10 Ekim 2019, [erişim tarihi, 15 Ekim 2019] <https://www.yenisafak.com/dunya/buyuk-baris-harekati-3509754&gt;.
  26. Debkafile, Turkey launches troop offensive in northeastern Syria, 9 Ekim 2019, [erişim tarihi, 14 Ekim 2019] <https://www.debka.com/__trashed-8/&gt;.
  27.  Ekip Kalır, ‘NATO`nun Muhtemel Krizlere Karşı Yaklaşımı; Suriye Krizinde NATO Askeri Planlama Yaklaşımlarındaki Yetersizlikler 2011-2018’, (yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Buckingham Universitesi, Buckingham, 2019), ss.44-58.
  28. Ekip Kalır, ‘NATO`nun Muhtemel Krizlere Karşı Yaklaşımı; Suriye Krizinde NATO Askeri Planlama Yaklaşımlarındaki Yetersizlikler 2011-2018’, (yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Buckingham Universitesi, Buckingham, 2019), ss.71-74.
  29. Zman Al Wasl, ‘30 rebel groups merge under Interim Govt’s banner form ‘The National Army’’, 31 Aralık 2017, [erişim tarihi, 10 Ekim 2019] <https://en.zamanalwsl.net/news/article/31991&gt;
  30.  Fehim Taştekin, ‘Who are the Turkish-backed forces in latest Syria incursion?’, Al Monitor, 13 Ekim 2019, [erişim tarihi, 14 Ekim 2019] <https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2019/10/turkey-syria-kurds-militias-in-operation-peace-spring.html/&gt;.
  31.  Fehim Taştekin, ‘Who are the Turkish-backed forces in latest Syria incursion?’, Al Monitor, 13 Ekim 2019, [erişim tarihi, 14 Ekim 2019] <https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2019/10/turkey-syria-kurds-militias-in-operation-peace-spring.html/>.
  32. Jack Newman, ‘Syrian Kurds strike deal with Assad for protection from Turkish invasion – after Trump pulls out last 1,000 US soldiers and Erdogan’s forces attack convoy carrying foreign journalists and aid workers ‘killing at least 10’, Dailymail, 13 Ekim 2019, [erişim tarihi, 12 Ekim 2019] <https://www.dailymail.co.uk/news/article-7568915/Kurds-President-Assad-sign-deal-allow-Syrian-Army-joint-fight-against-Turkish-invasion.html&gt;.
  33.  Liz Sly, ‘Turkish-led forces film themselves executing a Kurdish captive in Syria’, Washington Post, 13 Ekim 2019, [erişim tarihi, 11 Ekim 2019] <https://www.washingtonpost.com/world/middle_east/turkish-led-forces-film-themselves-executing-a-kurdish-captive-in-syria/2019/10/13/22e11198-ed9c-11e9-89eb-ec56cd414732_story.html&gt;.
  34. Raf Sanchez, ‘Turkish-backed rebels accused of killing unarmed Kurdish civilians’, The Telegraph, 13 Ekim 2019, [erişim tarihi, 11 Ekim 2019] <https://www.telegraph.co.uk/news/2019/10/13/turkish-backed-rebels-accused-killing-unarmed-kurdish-civilians/&gt;.
  35. Alex Ward, ‘Lindsey Graham is leading a Senate bill to punish Turkey with crushing sanctions’, Vox, 10 Ekim 2019, [erişim tarihi, 14 Ekim 2019] <https://www.vox.com/2019/10/10/20907934/turkey-syria-kurds-trump-sanctions-graham&gt;.
  36. ABD Adalet Bakanlığı Güney Bölge Savcılığı, ‘Turkish Bank Charged In Manhattan Federal Court For Its Participation In A Multibillion-Dollar Iranian Sanctions Evasion Scheme’, 15 Ekim 2019, [erişim tarihi, 14 Ekim 2019] <https://www.justice.gov/usao-sdny/pr/turkish-bank-charged-manhattan-federal-court-its-participation-multibillion-dollar&gt;.
  37. BBC, Turkey to suspend Syria offensive ‘to allow Kurdish withdrawal’, 17 Ekim 2019, [erişim tarihi, 14 Ekim 2019] <https://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-50091305/&gt;
  38. BBC Türkçe, Soçi Mutabakatı: Putin ile Erdoğan’ın görüşmesinden ne sonuç çıktı?, 23 Ekim 2019, [erişim tarihi, 14 Ekim 2019] <https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50146866&gt;
  39.  İnsan Hakları Suriye Gözlemevi, Turkish military operation east Euphrates kills more than 70 civilians so far and forces nearly 300 thousand people to displace from their areas, 16 Ekim 2019, [erişim tarihi, 14 Ekim 2019] <http://www.syriahr.com/en/?p=144078&gt;




Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: