Hava Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay Barbaros Akça’nın Mahkemedeki Son Sözleri…

BARBAROS AKÇA

Kendi el yazısı ile okumak için tıklayınız

Bundan 2000 yıl kadar önce Mısır Bölgesinde Hz İsa ve annesi yaşamaktadır. Hz. İsa daha gençti. Gençliği bu bölgede geçmektedir. Zamanla tanınmakta ve halk içinde sevilmektedir. Kendisini seven kişilerin sayısının artması bazı çevreleri de rahatsız etmektedir. 

Hz İsa ve ailesinin yaşadığı bölgede bir genç öldürülür. Bu gencin öldürülmesiyle ilgili olarak Hz İsa suçlanır. Yargılama için mahkeme kurulur. Yalancı şahitler genci Hz İsa’nın öldürdüğünü söylerler. Sahte deliller gösterilerek suçlamalar devam eder. Bölge halkına da Hz İsa’nın çocuğu öldürdüğü sürekli olarak söylenir. 

Mahkeme sürecinde her şey Hz İsa’nın aleyhinedir. Sahte tanıklar ifadelerini yalancı şahitlerle desteklerler. Olay yerinde Hz İsa’ya ait olduğu iddia edilen deliller sunulur. Mahkemenin sonuna doğru gelinir. Sonuçta suçlu bulunması durumunda dişe diş, kana kan ve cana can prensibiyle cezalandırılacaktır.

Karar günü gelip çattığında tüm bölge insanları mahkemeye katılır. Sonuç bellidir. Tüm suçlamaları organize edenler ile yalancı şahitler, sahte tanıklar ve katil, hepsi rahattır. Hz İsa’nın “son sözleri” ve talepleri sorulur. Sonuca göre cana can kıstası uygulanacaktır. Hz İsa “son olmayacak” olan sözlerini söyler. Maktulun, ölünün mahkemeye getirilmesini ister. Ölüye kendisini kimin öldürdüğünü soracağını belirtir. Herkes şaşırır, kabul ederler. Çünkü biliyorlardır. Ölüler konuşmaz, konuşamaz.

Maktul getirilip, mahkeme önünde mahleye yatırılır. Herkes beklemektedir. Hz İsa sakindir, annesi sakindir, sevenleri, tanıyanları sakindir. Hz İsa maktule seslenir:

  • “Allah’ın ölüleri dirilten …. ismi ile kalk!” der. Birden maktul dirilir. Herkes şok içerisindedir. Hz İsa maktule sorar:
  • “Seni kim öldürdü?” Maktul cevap verir.
  • “Beni falan oğlu falan öldürdü.” der ve tekrar ölür.

Tüm bu olaylar mahkeme huzurunda tüm ahalinin gözleri önünde gerçekleşir. Herkes şaşkınlık içerisindedir. Tüm kurulan kumpas, tezgah çökmüştür. Karar değişmiştir. Hz İsa, annesi ve kendisine inananlar hep birlikte mahkeme salonundan ayrılırlar.

Yaklaşık 2000 yıl önce yaşanan bu olay bizlere şunu göstermektedir. Suçlu olanlar elbet ortaya çıkacaktır. Adalet muhakkak tecelli edecektir. Yaşanan bu mucize bugün yaşanır mı? Bilemem. Allah’ın dediği olur. Allah isterse ölüleri diriltir, konuşturur, isterse ölünün elbisesini, yarasını, olay yerini, kamera görüntülerini, mermi çekirdeğini, her türlü delili canlı olmasa da konuşturur ve gerçekleri gösterir.

İsa’ları, Musa’ları, Harun’ları, Yusuf’ları, Muhammed’leri, Mehmet’leri, Ömer’leri kurtarır, beraat ettirir. Mahkeme heyetinin yapacağı tek şey konuşan bu cansızların konuştuklarını dinlemek ve ortaya çıkan gerçeklere göre ADALET ile karar vermektir.

Şimdi 3 yıldan beri göremediğim tüm öğrencilerime ve Hava Harbiyelilerime, kendini genç hisseden ve daima fikirleriyle genç kalacak olan özgür insanlara seslenmek istiyorum:

Yılmadan! Bıkmadan! Usanmadan! Şaşırmadan!

Sana öğretilen, doğru bildiğin yolda devam et!

Merak etme!

İnsanların yanlışlıkları ve hataları seni ümitsizliğe düşürmesin.

Ümitli ol!

Gözünü ufuktan ayırma!

Yalanları ve karanlıkları bir çırpıda boğan güneşin doğacağı günler pek yakındır. Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakındır.

Sana öğretilen değerlere sımsıkı sarıl!

Geleceğin zapt edilmiş, kitapların verilmemiş, eğitim hakkın elinden alınmış, özgürlüğüne gem vurulmuş olabilir.

Unutma!

Özgürlük vicdanlardadır. Hürriyet fikirlerdedir. Hür düşünebilmek, etki altında kalmadan gerçekleri tüm çıplaklığı ile görebilmektir. Düşünceleri ile geleceği inşa edecek olanlar fikri hür, vicdanı hür kişiler olacaktır.

Emin ol!

Hakkın olan gelecek elbet senindir. Sadece dik dur!

Her yanlışa eyvallah diyen, haksızlıklar karşısında sessiz kalan, tüm etik değerleri alt-üst eden devrin adamları gibi olma.

Her devirde adam ol!

Dürüstlük, mertlik ve şeref ilkelerinden ayrılma!

Sana öğretilen doğrulardan şaşma!

Vazife olarak aldığın bu prensipler bugün seni hapise attırmış olabilir. Onlarca ağır, binlerce yıl ile cezalandırılmış olabilirsin. Koca koca insanlar, paşalar, beyler nefislerine uyup, ahlaksız tekliflere kanmış olabilir. Şu an beklediğin gerçekler ortaya çıkmamış, umduğun desteği bulamamış olabilirsin.

Unutma ki!

En büyük desteğin sana öğretilen ve bildiğin doğrular ile ahlaki prensiplerdir.

Güneşler, yıldızlar sönse,

Gökler parçalanıp dökülse,

Dağlar yerinden sökülüp

Yerler parçalansa dahi

Sen bu prensip ve doğrulardan vazgeçme!

Metin ol!

Bugün sana terörist dediklerinde aldırmadın ve dimdik durdun. Hakaretler edildiğinde eğilmedin. Tüm tehdit ve haksızlıklara da pabuç bırakmadın

Tüm hepsine gülüp geçtin!

Yarın gerçekler ortaya çıktığında ise aynı kişiler sana alkış tutacak, tebrik edecekler. 

Hatta ilk önce onlar kapına gelecek,

O zaman da aynı vakur ve dik tavrını koru,

Ve tüm bunlara gene gülüp geç!

Şunu iyi bil ki!

Çelik kanatlarında daima hür yaşamak için cesur ol! Çalış!

Tüm bu zorluklara katlanmak için ihtiyacın olan kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Sonuç olarak;

Asıl hürriyet haklı olmaktır. Hak’tan yana olmaktır.

Doğru olmak, görevini çok iyi yapmaktır.

Hak için, hakkını korumak için canını hiçe saymaktır.

Bugün kıymetimiz anlaşılmamış olabilir. Salt, yalın gerçekler tüm doğruluğu ile ortaya çıktığı zaman yapılan hatalar ve haksızlıklar anlaşılacak ve pişman olunacaktır.

İlk savunmamda dediğim cümlelerin hala arkasındayım.

  • Özür dileyeceksiniz! demiştim.

Gerçekler ortaya çıktığında özür dileyeceksiniz.

Merak etmeyin!

Kimseye kin tutmadım affedileceksiniz.

Şunları samimi olarak ifade etmek isterim ki! Hiçbir şeyden korkmadım, ölümden korkmadım, gerçeklerden korkmadım, terörle mücadele etmekten korkmadım.

Korktuğum şeyler oldu;

Yalandan korktum, haksızlık yapmaktan, haksızlığa maruz kalmaktan korktum. Cahilden ve cahil davranışlardan korktum.

Sevmedim;

Görevini yapmayanları sevmedim. Devlet malını zayi edenleri, israf edenleri ve devletin imkanlarını çıkarları için kullananları sevmedim.

Sevdim;

Vatanımı, milletimi, ülkemi, ülkümü, bayrağımı, marşımı, Hava Kuvvetlerini, gökyüzünü, uçağımı ve uçmayı sevdim. Annemi sevdiğim gibi, eşimi, çocuklarımı sevdiğim gibi, kedimi sevdiğim gibi sevdim.

Teşekkür ederim;

Beni büyüten yetiştireni helal yedirip, içirip, terbiye edip Silahlı Kuvvetlerine teslim eden, değerli anneme, rahmetli babama, abime ve kardeşlerime.

Desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen mucize kadın sevgili eşime ve prenseslerime,

Ziyaretime gelen gelemeyen tüm akraba ve dostlarıma,

Askerlik mesleğini öğreten, bir yaşam tarzı olarak benimseten, emeği geçen tüm komutanlarıma ve silah arkadaşlarıma,

Her türlü tehlikeyi ve riski göze alarak uçuş eğitimi veren değerli uçuş hocalarıma,

Birlikte çalıştığım Hava Kuvvetlerinin güzide personeline,

Kalbimde çok ayrı bir yeri olan Hava Harp Okulu mezunlarına ve tüm Harbiyeli öğrencilerime,

Kimsenin cesaret edemediği zamanda, bizi savunma cesaretini gösteren sağ tarafımda yer alan değerli avukat Hanımefendi ve Beyefendilere,

Desteklerini ve yardımlarını hiç esirgemeyen avukatım; Fatma Vildan YİRMİBEŞOĞLU ve tüm çalışanlarına,

Çok değerli avukatım Ezel ENGİN Hanımefendi’ye

Ayrıca;

Tüm infaz kurumu çalışanlarına, yemeklerimizi pişiren ve dağıtımını yapan tüm görevlilere;

200 yıla yakın bir zamandır şanla, şerefle görev yapan başta komutanları olmak üzere tüm jandarma personelimize şükranlarımı sunarım.

Sonuç olarak;

Şu an yapılan mahkeme sonucunda vereceğiniz karardan öte;

Gelecekte Tarihin yapacağı yargılamada da beraat edeceğime inancım tamdır.

Sayın Başkanım, Değerli Mahkeme Üyeleri, Değerli Savcım,

Tüm mahkeme süresince bilmeyerek yaptığım hataları, hoşgörü ile karşılayıp, tüm değerlendirme, talep ve savunmalarımı sabırla dinlediğiniz için başta sizlere, heyetinize ve tüm mahkeme çalışanlarına teşekkür ederim.

Bir sonraki MAHKEME’de buluşmak dileklerimle

Arz ederim

Silivri, 11.07.2019

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: