Soytarılar Tekkesinin Soytarılıkları…

HALİS TUNÇ

Yayın hayatına yeni başlayan 15temmuz.info sitesindeki ilk yazımın son cümlesinde şunu söylemiştim; “Çocukluğumuzdan beri öğütlenen, müdafaası için her şeyin mübah sayıldığı söylenen üç değer; insanın canı, malı ve namusudur. Bu üç değerin de vahşice, zalimce ellerinden alınmasına ve şiddete zorlanmalarına rağmen, bu vatan evlatlarının bağırlarına taş basarak anayurtlarını şiddete başvurmadan terk etmelerinin tek sebebi vatana ve milletine sadakatle bağlılıklarıdır.”

Şu an askeri öğrenciler dahil 40 bin rütbeli personelin hapis/ihraç edildiği, bir o kadarının da Ali Türkşen gibi Balyoz hükümlüsü kişilerin fişlemeleriyle aynı kaderi paylaşmayı beklediği bir ortamda, yurt içindekiler uluslararası ve milli kanunlarla garanti altına alınmış en temel insan haklarından (varlığına rastlamak artık imkânsız hale gelen adil yargı sürecini geçiyorum) ifade özgürlüğü ve gösteri haklarından baskıyla mahrum bırakılmaktadır.

Tüm bunları yaparlarken de vicdan sahibi insanların ses çıkarmasına izin vermeyip, “Soytarılar Tekkesi” yayın organı Odatv’deki soytarıların konuşmasını istiyorlar. Ali Türkşen, ekip olarak fişledikleri kişileri içeren listeyi “terörist listesi” şeklinde yayınladı. “Bulunsun” şeklinde bir de ibare koydu. Yayınladığı fişleme KHK’yı aratmayacak cinsten; sağcısı, solcusu, deisti, Müslümanı, Ermenisi, gazetecisi, hukukçusu, isimsizi, mahkemede yargılaması devam edeni, mahkemeden beraat alanı ve dahası gazete ve yayın organlarını da içeren uzunca bir liste. 15 Temmuz sonrası istediklerini terörist ilan ederek içine atmak üzere oluşturdukları “Fetö torbası” gibi, şimdi de aynı amaca hizmet etmek üzere yeni trend haline getirdikleri “Twitter torbası”nı Balyoz camiası aracılığıyla piyasaya sürdüler.  

“İşkenceci” olarak bilinen ve bizzat işkence yapmasının yanında başkaları tarafından yapılan işkencelerin de gizli kalması gerektiğini televizyon kanalında açıkça savunan nam-ı diğer Ali Türkşen, benim de hesap adımın bulunduğu fişleme listelerine dair tweetlerini, gelen baskılar nedeniyle “iki kişinin yanlışlıkla listede yer aldığını” bahane göstererek sildi. Tabii ben merak ediyorum; kendisine bu listeleri iletenlere güncelleme çalışması yaptırarak tekrar yayınlayacak mı?

Aslında bu paylaşımdan mutlu da olmadım değil! Şimdiye kadar yazdığım 15 Temmuz öncesi keyfi fişlemeleri doğrulayan cinsten güzel bir çalışma olduğunu söyleyebilirim. 15 Temmuz’dan çok önce Balyoz-Ergenekon grubunun yoğun bir fişleme içerisinde oldukları zaten herkesçe biliniyor. Kendisinin paylaştığı “15 Temmuz sonrasında FETÖ/PDY Sosyal Medya Hesapları” başlıklı, insanları hedef gösterme nitelikli listelerin uzun süredir hazırlandığı, benim ismimle birlikte takip ettiğim bazı isimlerden de anlaşılıyor. Bu cidden hukuksuzluk dalında büyük cesaret isteyen bir eylem; hem uluslararası hem de ulusal kanunlarımızla yasaklanmış ciddi bir cürüm niteliği taşımaktadır.

Odatv bu fişlemelere ilişkin haberini “Odatv’den dev inceleme” şeklinde verdi. Yalnız, haberinde  gerçek hesapları ismen belirtmesine rağmen sadece takma isimle yayın yapan hesapların paylaşımlarının detaylarına yer verdi. Mesela benim ve diğer gerçek isimle yazan hesapların paylaşımlarından hiç bahsetmedi. “Belki de önemsiz görmüşlerdir” diyebilirsiniz ama işin aslı o değil. Gerçek hesapların bir askerin sahip olması gereken centilmenlik ruhuyla yazıyor olması buna engel teşkil etmiş olmalı.

Aslında yer verdikleri sahte hesaplardan bazılarının, toplu suçlamaya konu edebilmek maksadıyla bizzat kendileri tarafından kurulduğu da konuşulanlar arasında. Bu da demektir ki, Türkiye’de yeni bir tutuklama furyası başlatabilmek için bu fişlemeleri ortalığa saçtılar. Tabii ortalıkta kendisine işkence yaptıran zihniyete alet olan kullanışlı bir eşek mevcut olduğundan, bu defa da isimleri bir kâğıda yazıp aynı eşeğe Twitter hesabından anırtmışlar. Fakat bu eşek kendi (sözde Atatürkçü) ideolojik görüşüne sahip olduğunu zanneden kitleden bile gelen tepkiler üzerine işin ciddiyetini anlayınca; bu 124 hesabı incelemeden yayınladığını açıklayıp, listede yer verilen şehit ablası ve gazeteci Ece Sevim Öztürk nedeniyle de özür dileyerek saman niyetine yediğini yazdı. Fakat eşek muhtemelen o denli aç ki, sonra bu yazdığını da yedi. 

Elbette ki gerçekte bahaneydi bunlar. Aslında paylaşımların ses getirmesi istenmişti. Ama ortalıktaki tek ses eşeğin anırması oldu. Gerçi amaç kısmen de olsa hasıl olmadı da değil. Bu listeler ilgili yerlere ulaştırılmış oldu. Ama bu noktada akla şu soru geliyor: Ortada bir suç varsa, önceki yaptıkları gibi fişleme listelerini neden doğrudan AKP’lilerin, polislerin, savcıların eline tutuşturmadılar? Misal sadece benim hesabım hakkında Deniz Kuvvetlerince başvuru üzerine Türk mahkemelerince Twitter’a gönderilmiş pekçok kapatma kararı var. Birçok asker kökenli hesaplara da aynı şekilde muamele edildiğini, bunların paylaşımlarından biliyorum. Peki, zaten yasal süreç başlatılmış ve yürütülmeye devam ederken böyle bir listenin paylaşılmasının ne gibi bir amacı olabilir? 

Tahminlerime göre bu noktada birkaç etken olabilir: 

  • Öncelikle, mahkemelerin ben dahil asker kökenli kişilere yöneltilen suçlamaları yersiz bularak kapatma işlemini uygulamamaları nedeniyle bu hesapları toplumda itibarsız hale getirmek amaçlanmıştır. Bunu da kendilerini merkeze koyarak, “biz ne dersek toplum inanır” düşüncesinden hareketle pervasızca yapmışlardır.
  • Listeye göz gezdirdiğinizde uzun süredir paylaşım yapmayan veya siyasi vurgu yapmadan düşüncelerini paylaşan gerçek hesapları da göreceksiniz. Bu hesapların sahiplerinin ortak özelliğine baktığınızda ise, hepsinin yine son fişlemeleri yayınlayanlarca iftiralara muhatap kalarak tutukluluk süreci yaşamış olmaları ve yakın dönemde tutukluluk hallerinin kaldırılması olduğunu görürsünüz. Örgütsel hiçbir bağlantısı olmayan bu grubun ise baskı altına alınarak sessiz kalmalarının amaçlandığı çok açıktır.
  • Listede yer verdikleri medya organlarının yazarlarını caydırarak yazmayı bırakmalarını sağlamak, diğer taraftan da insanlara korku salarak sosyal paylaşım sitelerinde bu yazıların paylaşılmasını sınırlamak amaçlanmış gözüküyor.  
  • Hükümet artık bu grubu dikkate almıyor ihtimali kapsamında; sosyal medyada ses getirerek, kendilerinin aleyhine gerçekleri yazan bu hesaplara zorunlu işlem yapılmasını sağlamak istemiş olmaları da ihtimal dahilinde görünüyor.
  • Kendilerini sürekli “aydın” olarak tanımlayan ahır kaçkınları, topluma “bizim söylediklerimizden farklı şeyler söyleyen hesaplar da var. Gerçeği bulmak için bu hesapları da okuyun” mesajı vermek istemiş olabilirler. Tabii ki bu son madde işin esprisi, kinayesi, ironisi. Tam tersi, kendilerinden farklı bir ya da birkaç sesin toplumca duyulmasını istemedikleri için hesapları baskı altına almayı amaçlamış olmaları en kuvvetli ihtimaldir. 

Birileri bunlara bülbül olmadıklarını anlatsa keşke, zira bunların anırma seslerinden ülkeye sükûnet gelmez oldu.

“Bu listeleri kimler oluşturarak Ali Türkşen ve Odatv vasıtasıyla yayınladı” sorusu ise en çok merak edilenler arasında. Aslında bu sorunun cevabı çok da zor değil. Deniz Kuvvetlerinin halihazırda propaganda sitelerinin mevcut olduğunu, bu sitelerin işletilmesi ve etkin sosyal medya hesaplarını itibarsızlaştırma görevlerinin olduğunu önceden de yazdım. Deniz Kuvvetlerinde kendileri aleyhinde paylaşımlar yapıldığı düşünülen hesaplar, liste yapılmak suretiyle takip edilmektedir. Müteakiben, çıktıları her gün sabah ve akşam olmak üzere Cihat Yaycı’ya arz edilmektedir. Hatta 3 defa dahi olabilir. Bu propaganda sitelerince listeler 15 Temmuz’dan itibaren yapılmaktadır. Örneğin benim hesabımın listede verildiği şekilde @halistuncnavy değil @halistuncnavyTR olduğunu düşünürseniz, bu listelerin uzun süredir Ali Türkşen’in elinde olduğunu da anlayabilirsiniz. Sonuç itibarıyla “Ali Türkşen listeleri Deniz Kuvvetlerinden alarak Odatv’ye servis etmiştir” teşhisi, isabetli tespit olacaktır.

Peki ben ne yazıyorum ki beni bu listeye dahil etmişler… Haklısınız, daha ne yazayım. İşte bu yazdıklarım yetmez mi? Amacım zaten sebep aramak değil, yazının gelişi olarak söyledim. Ama yine de paylaşımlarıma bir göz atmak istiyorum.

Hakkımda Türkiye’deki tüm yayın organları asılsız haberler yaptı, iftiralar attı. Hem de ne iftiralar. Ama ben yine de “gazeteci bunlar, birileri muhakkak yanlış yönlendirmiştir” yönündeki iyi niyetimi muhafaza ederek; bu medyaya, “gerçeği öğrenmek istiyorsanız mülakat önceliğimi size veriyorum. İsteyeniniz varsa buyursun bütün sorularınıza açığım” diye çağrıda bulundum. Ama hiçbirinden maalesef cevap gelmediği gibi başka yayın kuruluşlarına sonradan verdiğim mülakat için de “terörist, hain” diye suçladılar. Desinler, diyeceklerdir de, ama sonunda hepsini yiyecekler, Türkşen gibi yemeye de başladılar.

Ne güzel değil mi, terörist diyorlar, hain diyorlar ama bizim hakkımızı bile savunmamızı istemiyorlar. Mağdurların kendi hikayesini dahi, mağdur adına “mağdur değilim” şeklinde kendileri yazmak istiyorlar. Katili belli olmasın diye kurbanına intihar mektubu yazdıran katiller gibi. Odatv dahil bütün yüz karası Türk medyasına götürdüğüm mülakat teklifine kayıtsız kalanlar, Twitter hesabı açıp, kendilerinin dinlemekten imtina ettikleri gerçeklerimi, kendi öz hikayemi paylaşmama bile katlanamıyorlar. Şimdi çıkıp Twitter hesabımdan yaptığım paylaşımları yüzsüzce, ahlaksızca kamuoyuna yalan ve iftira şeklinde yansıtmaktan utanmıyorlar.

Twitter hesabımı açtığım günden beri aralıklarla paylaşım prensiplerimi takipçilerime tekrarlaya geldim. Hesabımı takip edenler kullandığım dili ve delilsiz hiçbir paylaşımda bulunmadığımı bilirler. Öyle ki bütün yapılanlara rağmen insanları ve toplumu barışa davet ettiğim de paylaşımlarımla sabittir. Diğer bir önceliğim ise masumların ve çocukların hiçbir şekilde paylaşımlara konu edilmemesi konusudur. Maalesef liste yapan soytarılar tekkesinin soytarıları, düştükleri gafletin farkında olmaksızın, insanları attıkları tweet ile işledikleri cürümle suçlayacak kadar aymaz hale gelmiş.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: