Bordo Bereli’ye Malum Olmayanı Askeri Öğrenciden Bekleyen Sözde (!) Adalet

DİLAVER DERVİŞ

Astın Sorumluluğu: Askeri Ceza Kanunu M.41/b “Amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını içeren bir fiile ilişkin olduğu kendisince malum ise”

15 Temmuz olayları’na ilişkin görülen birçok davada Askeri Öğrenciler, Er’ler, düşük rütbedeki birçok personel tecrübe, bilgi veya rütbe durumlarına bakılmaksızın çok ağır cezalar aldı. Bilindiği gibi ceza yargılamasında sorumluluğu belirleyen en önemli unsur KAST’tır. Kast suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu maddi unsurlarda bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması ise hata olarak tanımlanır.(TCK Md.30 ) Hata söz konusuysa, fiilin cezalandırılmaması veya cezada indirim yoluna gidilebilir. Ancak işlenen fiilin haksızlık oluşturduğuna ilişkin hataya düşme kaçınılmaz olmalıdır. Kaçınılmazlığın belirlenmesinde ise kişinin bilgi düzeyi, tecrübesi, gördüğü eğitim, sosyal ve kültürel çevresi gibi unsurlar etkili olur. (hata kapsamındaki bu açıklamalar şahsıma ait değildir, 15 Temmuz davalarına bakan mahkemelerin gerekçeli kararlarından derlenmiştir.) 

Peki, 15 Temmuz yargılamalarında böyle mi oldu? Er’ler, Askeri Öğrenciler veya düşük rütbeli personelin durumu gözetildi mi? Birkaç istisna olsa da, genel itibariyle ağır cezalara muhatap oldular ve özellikle askeri öğrenciler, intikam yemini edenlerin gazabına uğramış gibiler. Bu konuda birçok örnek vermek mümkün. Ama ben sizlere Özel Kuvvetler dosyasında ifadesine rastladığım Özel Kuvvetler Komutanlığı 1’inci Tugay 2’nci Grup Komutanı Albay Altan Bora’nın nasıl hataya düştüğünü kendi ifadeleri üzerinden anlatmaya çalışacağım. Sonrasında Askeri Öğrenciler veya Er’ler hataya düşer mi, düşmez mi Takdir size ait. 

Bilgi ve tecrübesini ifade etmek açısından Albay Altan Bora hakkında biraz bilgi verelim. Kendisi TSK’nın en seçkin birliklerinden kabul edilen Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı bir Tugayda grup Komutanı. Halk ifadesiyle bordo bereli. Özel nitelik gerektiren birçok operasyonun planlama ve icra aşamasında bulunmuş. Kendi deyimiyle, Merkezde Şube Müdürlüğü yaptığı yıllarda Genelkurmay’da üst düzey komutanlarla ve Genelkurmay İkinci Başkanı’yla yakın teması olmuş. Yani gerek karargâhı ve gerekse sahayı bilen bilgili, tecrübeli ve yüksek rütbeli diyebileceğimiz güzel bir örnek. Peki, 15 Temmuz’da yaşanan olayları nasıl yorumlamış ve sıra dışı bir şeylerin olduğunu nasıl fark etmiş? Kendi ifadesine bakalım.

“15 Temmuz günü saat 18.00’de 7’inci Kolordu tarafından Genelkurmay Başkanı’nın emriyle tüm hava araçlarının uçuş yasağına ilişkin emri tarafıma iletildi. Biz terör örgütünün (PKK’yı kastediyor) elindeki hava savunma araçlarından kaynaklandığını değerlendirdik, saat 21.00 civarında ise Özel Hava Grup Komutanlığı’mızdan ulaştırma uçaklarının uçuş yapabildiğini öğrendik”. Sonrasında Albay Altan Bora, saat 21.30 civarında alarm verildiğini emrindeki tabur komutanından öğreniyor, teyit için Tugay Komutanını arıyor, mühimmat ve yol hazırlığı için emir alıyor ve tüm hazırlıklarda aktif olarak yer alıyor. Mühimmatı yükletiyor, temin ettiği otobüse personeliyle beraber biniyor ve Diyarbakır 8’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’na doğru hareket ediyor. Neler olduğuna ilişkin ise iki yüzbaşıyla beraber şu değerlendirmeyi yapıyor. “Volkan Yaman’la ve Yüksel Ceylan Yüzbaşı’yla neler olabileceğini değerlendirerek gittik. Bu arada Ankara’da uçakların havada olduğu gibi arkadaşlardan bilgiler geliyordu, yani şöyle dedim, 2004’te benzer bir şekilde taburumla Çakırsöğüt’teydim aynı şekilde bize bir alarm verildi, Genelkurmay’ın stratejik ihtiyatında olduğumuz için bizi oraya çağırdığını değerlendirdim. Ayrıca çıkarken polis eskortuyla çıktık, hava üssüne de girerken hiçbir engellemeyle karşılaşmadık..” Albay Altan Bora, mahkeme başkanının “elinizde cep telefonu yok muydu? Ne olduğunu anlamadınız mı?” sorusunu “bir kalkışma olduğunu öğrendik ama bunu engellemeye gittiğimizi düşündük” şeklinde cevaplıyor. Diyarbakır 8’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’na vardıklarında uçakların hazır olmadığını görüyorlar ve oradaki geri dönüş uçağına sadece 24 kişilik tim binebiliyor. Albay Altan Bora’ya gelecek uçakların olduğu ifade ediliyor ve kalan taburları uçağa bindirme emri veriliyor. Sonrasında ilginç bir şey oluyor, 8’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’nda Hava Kuvvetleri Güvenlik Timleri havaalanı bekleme salonunda Albay Altan Bora’ya önce silah göstererek tehdit ediyor ve kendisi tepki gösterince sizin emniyetiniz için buradayız diyorlar. Bu durum şüpheye neden oluyor ve bunun üzerine Zekai Aksakallı’yı arayan Albay Altan Bora bir kalkışmanın parçası olduğunu ancak gece 01.26’da anlayabiliyor kendi ifadesiyle. Şimdi Albay Altan Bora’nın akıbetinin ne olduğunu merak ediyorsunuzdur. “Bir kalkışmanın icra safhasında rol aldığı için en az 15 sene ceza almıştır” diye düşünebilirsiniz. Durum öyle değil, kendisi Özel Kuvvetler Komutanlığı yargılamasında sadece bir tanık. Tabi ki “niye sanık değil, ceza almalı” gibi bir yaklaşımımız yok. Sadece bu Albayımıza gösterilen hoşgörünün  (bilgi, tecrübe, rütbe ve idrak yeteneğine rağmen) Askeri Öğrenciler ve Erlere de gösterilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bunu neden savunuyoruz? Hava Harbiyeliler dosyası üzerinden madde madde açıklamaya çalışacağım;

  1. Askeri öğrencilere verilen emirler tatbikat, terör saldırısı veya güvenli bölgeye sevk şeklinde. İfade beyanları ve diğer delillerden hareketle söyleyebiliriz ki sıkıyönetim veya darbe girişimi konusunda verilen hiçbir emir yok. Darbeyi çağrıştıran tek emir aynı gün öğrencileri Yalova’da ziyaret eden Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal tarafından veriliyor.(…Çocukları yormayın. Akşam işleri var) Abidin Ünal ise sürecin kahramanlarından olarak gösteriliyor.
  2. Askeri öğrencilerin ne olup bittiğine ilişkin iletişim veya haber alma imkânları bulunmuyor. Harbiyelilerin Uyması Gereken Kurallar başlıklı Alay Komutanlığı Emrinde “Cep telefonlarının sadece cumartesi ve pazar günleri saat 09.00-12.00 arası çadırlar bölgesinde kullanılabileceği, onun dışında cep telefonu dolaplarında kilitli kalacağını” ifadesi yer alıyor. 
  3. Askeri Öğrenciler’in veya Er’lerin olayları muhakeme konusunda bilgi, tecrübe ve rütbe durumları kesinlikle bir hataya düşmelerine müsait.
  4. Yargılamada nedensellik ortaya konulamıyor. Balistik raporlarından, yaralama raporlarına kadar çok fazla eksiklik bulunan yargılama dosyasında öldürme veya yaralamaların Askeri Öğrencilerce yapıldığına dair delil yok. Aslında fikir ve eylem birliği içinde icra hareketleri de yok. Öğrenciler, çoğu noktada otobüs içerisinde kalmışlar, herhangi bir kimse ile temas etmemişler ve silah kullanmamışlar.

Durum tüm Askeri Öğrenciler ve Er’ler için birbirine benziyor, hepsinde masumiyet ve hepsinde mağduriyet ağır basıyor. Bu kadar masumiyet delili varken üst mahkemelerin buna kayıtsız kalacağını düşünmüyorum. İlk derece mahkemelerinin ise “Bordo Bereli ’ye malum olmayanı Askeri Öğrenci’den beklemesini”  sözde adalet diye tarif etmeyelim de ne diyelim?

YAZARIN BÜTÜN YAZILARI

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: