15 Temmuz Olayları Bir False Flag (Sahte Bayrak) Operasyonu muydu? Eğer Öyleyse Hangi Hukuki Sonuçlar Doğar?

DİLAVER DERVİŞ

15 Temmuz Olaylarının 3 üncü yıldönümüne yaklaşıyoruz. Bu süre içerisinde bırakın bazı sorulara cevap bulmayı, cevapsız sorular daha da artmış görünüyor. Peki birçok kişinin sorduğu ve cevap alamadığı soruların varlığı ne ifade eder. Recep Tayyip Erdoğan 15 Temmuz olayını ne zaman öğrendi? Hulusi Akar ve Hakan Fidan neden ifade vermeye gitmedi? Bu sorulara cevap bulsak ne olur? Bu soruları dağınık bir puzzle gibi düşünürseniz, puzzle’ın birleştiği ve resmin ortaya çıktığı haline False Flag (Sahte Bayrak) operasyonu diyebiliriz. İzah etmeye çalışayım.

False Flag (Sahte bayrak) operasyonu, hükümetlerin, istihbarat örgütlerinin ya da gizli örgütlerin halkı kışkırtmak veya yönlendirmek amaçlı kendi yaptıkları bazı olayları hedefteki kişiler yürütüyor gibi göstererek, kamuoyunu aldatmak için tasarladıkları gizli operasyonlardır. Bu operasyonlar bir devlet tarafından başka bir devlete yapılabileceği gibi aynı ülke içindeki muhalif gruplara da uygulanabilmektedir. İstihbarat literatürüne girmiş bir kavram olan sahte bayrak, kesinlikle teori aşamasında kalmış bir olgu değildir. Bugüne kadar dünya çapında yaşanan ve sahte bayrak operasyonu olduğu ilgili hükümetler veya kurum yetkilileri tarafından yazılı veya sözlü olarak teyit edilen 53 olay bulunmaktadır. Almanya ve Türkiye’den iki örnekle anlamanıza yardımcı olmak istiyorum.

Almanya Parlamentosu (Reichstag) 27 Şubat 1933 gecesi kundaklandı. Hitler, azınlık hükümetindeydi, 5 Mart 1933 tarihinde genel seçim vardı ve tek başına iktidar olmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Yangın, Hitler’e sadece tek başına iktidar değil sorgulanamaz bir güç verdi. Hollandalı 24 yaşındaki inşaat işçisi Marinus van der Lubbe olay yerinde yakalandı. Komünist olduğunu söyleyen Marinus, kundaklama eylemini tek başına gerçekleştirdiğini anlattı. Fail hemen bulunmuştu ve komünistlere gereği yapılacaktı. Yangının ertesi günü Hitler, Başkan Hindenburg’a, anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. İzleyen günlerde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi ve Alman Ulusal Halk Partisi dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durdurulduğu gibi Almanya Komünist Partisi’nin parlamentodaki 181 milletvekili ve parti ileri gelenleri tutuklandı. Yıllar sonra Nazi generali Franz Halder, Nürnberg mahkemelerinde Nazi lideri Hermann Goering’in Reichstag Yangınını organize ettiğini ve ardından suçu komünistlere yüklediğini itiraf etti. 

Diğer örneğimiz,  İstanbul’da yaşayan Rumlara karşı 6-7 Eylül 1955’te gerçekleşen organize toplu saldırı. Olaylar, bir önceki gün Türk basınında çıkan ve Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin bombalandığını iddia eden yalan haberlerle tetiklendi. Olaylar neticesinde Türk basınına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişi öldürüldü. Ayrıca Resmi rakamlara göre 30 kişi, gayri resmi rakamlara göre 300 kişi yaralandı. Olaylar Seferberlik Taktik Kurulu’nun yanı sıra Kontrgerilla ve günümüz Milli İstihbarat Teşkilatı’nın selefi olan Milli Emniyet Hizmeti tarafından planlanarak desteklendi. Sonradan yakalanan bir Türk konsolosluk yetkilisi, bombayı olayları kışkırtmak için kurguladıklarını itiraf etti. Ancak Türk basını bunu görmezden gelerek bombanın Yunanlar tarafından atıldığını iddia etti. O yıllarda Seferberlik Tetkik Kurulu’nda görevli olan ve 1988-1990 yılları arasında MGK genel sekreterliği yapan Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu’na verdiği röportajda 6-7 Eylül olayları hakkında “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” ifadelerini kullandı. Görüldüğü gibi sahte bayrak operasyonu bizim istihbarat uygulamamızda da kendine yer bulmuş.

Bahsi geçen 53 sahte bayrak operasyonuna ilişkin okumalarıma ve ilgili kaynaklardaki bilgilere göre sahte bayrak operasyonlarının ortak özelliklerini sizler için derledim.

  1. Bu operasyonlar hükümet bilgisinde, istihbarat örgütleri veya gizli suç örgütleri tarafından gerçekleştirilmektedir.
  2. Toplumun milliyetçi ve dini hassasiyetini tahrik eden olaylar bu operasyonların en önemli bileşenidir.
  3. Fail, algı yönetimi kullanılarak çok kısa sürede kamuoyuna açıklanmaktadır. Soruşturma usulünde acelecilik ve failden kanıta gitme göze çarpmaktadır.
  4. Topluma sunulmak istenen hikâye devletin resmi görüşüne dönüşmekte, karşı teoriler sert bir biçimde cezalandırılmaktadır.
  5. Operasyon, toplumun muhalif kesiminin tamamı veya bir bölümünü ya da yabancı devletleri hedef alabilmektedir.
  6. Operasyon neticesinde oluşturulan algı ve ortamla, yönetim sisteminin tamamını kontrol etmek, iktidarını güçlendirmek, sınır ötesi askeri operasyon zemini elde etme ve gayrimeşru sayılacak eylemlere meşruiyet kazandırmak gibi neticeler beklenmektedir.

Bu ortak özelliklerden hareketle 15 Temmuz Olaylarında bir sahte bayrak operasyonunun izlerini görüyor muyuz? Beraberce bakalım.

15 Temmuz öncesinde istihbarat teşkilatının pozisyonu şüpheye sebebiyet vermektedir. Olaydan önce Özel Kuvvetler Komutanlığında teamüllere aykırı bir biçimde G.Kurmay Başkanı, MİT Başkanı ve ÖKK Komutanınca yapılan gizli toplantı açıklanabilmiş değildir. Hele ki katılımcılardan birisi ‘gerekirse Suriyeye iki adam gönderirim üç füze attırırım’ diyen bir kişiyse ne düşünmeliyiz? Ayrıca 15 Temmuzdan aylar önce istihbarat kurumlarınca, tutuklanacak veya ihraç edilecek personel listelerinin hazırlanması, hatta vefat eden personelin adlarının bile listelere konması, olaylara ilişkin savcı tarafından hazırlanan tutanakta gerçekleşmeyen olaylara yer verilmesi, bu olayların istihbarat planlaması olduğuna dair şüpheleri artırmaktadır.

Bununla beraber 15 Temmuz olaylarında milli ve dini motifler ustalıkla kullanılmış, camilerden okutulan salalarla dine, mukaddesata, vatana ve milli değerlere bir saldırı yapıldığı algısı oluşturulmuştur. Hiçbir darbe girişiminde olmayacak şekilde olaylar prime time ’da cereyan etmiş ve canlı olarak televizyondan izlenebilmiştir. Güvenlik güçleri yerine halk sokağa çağrılmış ve yine sivil halk katledilerek toplumun tahrik edilmesi hedeflenmiştir. Bunu nerden mi biliyorum? Yaptırılmayan balistik inceleme ve otopsilerden, yapılabilen balistik incelemelerde silahların ateşlenmediğinin rapor edilmesinden, video görüntülerine yansıyan sniperlerden …

15 Temmuz olaylarıyla ilgili devletin açıkladığı senaryo dışında hiçbir görüşün dikkate alınmaması, hatta ‘taksimde sıkılan 58 merminin 52 si askere ait değil’ diyen Avukat Kemal Uçar ve Marmaris olaylarını sorgulayan Ece Sevim Öztürk’ün tutuklanması resmi görüş dışındaki görüşlere tahammül olmadığını gösteriyor. Failin 1,5 saat gibi soruşturma rekoru sayılacak bir sürede açıklanması nasıl mümkün olmuştur? 15 Temmuz sonrasında tek adam rejimine geçildiğini, ülkenin kararnamelerle yönetilmeye başladığını, derin devlete hayat öpücüğü verildiğini, Suriye’ye girme zemininin oluştuğunu ve muhalif parti ve fikirlerin adeta yok edildiğini veya kontrol altına alındığını da görmekteyiz. Ben burada sahte bayrak operasyonlarının ortak özellikleriyle, 15 Temmuz olaylarındaki benzerliklere sadece birkaç örnek verdim. Ülkede gerçek hukukun tesis edilmesiyle ve ehil kişilerce bu şüphelerin etraflıca soruşturulmasıyla tablo nasıl değişir siz karar verin.

Peki 15 Temmuz olaylarının arka planının soruşturulması ve yargılanmasıyla hangi hukuki sonuçlar doğabilir? Tabi ki bunu evrensel kurallara göre yapılacak bir yargılama belirleyebilir. Ben yine de hukuk çevrelerinden aldığım görüşler çerçevesinde anlatayım. 15 Temmuz olaylarının bir sahte bayrak operasyonu olduğunun anlaşılmasıyla; birincisi şu anda ceza alanlar, ikincisi bu operasyona onay veren, planlayan ve uygulayanlar açısından iki hukuki sonuç karşımıza çıkıyor. Şu anda ceza alanların büyük çoğunluğunu oluşturan ve  terör saldırısı, tatbikat, fazla mesai gibi gerekçelerle bu tuzağın kurbanı olanlar TCK-30/Hata maddesi çerçevesinde beraat edebilir. (KHO beraat kararları da bunu teyit ediyor) Bu operasyonu planlayan, onay veren, uygulayan veya tehlikeyi bildiği halde engellemeyen, sivil halkın can güvenliğini tehlikeye atanlar ise azmettiren sıfatıyla onlarca müebbet cezası alabilirler.

Şimdi Hulusi Akar ve Hakan Fidan’ın meclis komisyonundan ve mahkemelerden neden kaçırıldığını, 15 Temmuz olaylarıyla ilgili sorulan en küçük sorunun bile neden örgüte(!) yardım sayıldığını, birilerinin kontrolü kaybetmemek ve ipin ucunu kaçırmamak için nasıl ter döktüğünü daha iyi anladık sanırım. 

Aslında olay çok basit. Eğer bu hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik bir kalkışmaysa, karanlık noktalar yoksa ve bunun mağduruysanız çekinecek bir şeyiniz yok demektir. Açın tüm bilgi ve belgeleri, MİT uhdesinde bulunan ve mahkemelere sunulmayan kamera kayıtlarını, balistik ve otopsi sonuçlarını, bağımsız mahkemeler ve kamu vicdanı karar versin. Eğer olay sizin iddia ettiğiniz gibiyse failler en ağır cezayı alsınlar ve hepimiz size yapılanı lanetleyelim. Eğer bunu yapamıyorsanız, ‘devlet sırrı’ urbası giydirilmiş karanlık işlerinizin ortaya serileceği ve masumların mahkemede sizden hesap soracağı güne adım adım yaklaştığınızı unutmayın!

Kaynaklar

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sahte_bayrak

https://tr.wikipedia.org/wiki/Reichstag_Yang%C4%B1n%C4%B1

https://tr.wikipedia.org/wiki/6-7_Eyl%C3%BCl_Olaylar%C4%B1

DİLAVER DERVİŞ TWITTER TAKİP

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: