Sıradan insanlar nasıl işkenceci bireyler haline gelir?

AHMET YILDIZ

Nazi SS subayı Adolf Eichmann, 1961 yılında Arjantin’de yakalanmasını müteakip Kudus’te yargılandı ve 1962 yılında idam edildi. Kendisine atılı olan suçlama İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi toplama kamplarındaki işkencelerdi.

Adolf Eichman Alman Ordusunun 1939 yılında Polonya’ya girmesiyle beraber Gestapo’ da çalıştı, yani “Yahudi sorunu” bölümünün başına geçti. 6 yıl boyunca “Nihai Çözüm” projesi buradan yönetildi. ” Nihai Çözüm” Yahudi nüfusun kitleler halinde yok edilmesini planlayan projeydi. Eichman 1941 yılında toplama kamplarının yenilenip elden geçirilmesi, yeni kampların açılmasıyla şahsen ilgilendi.

Wannsee Konferansı (1942) sonrası Adolf Eichmann “Yahudi Uzmanı”, yani soykırım uzmanı haline gelmişti. “Nihai Çözüm”ün en büyük akıl hocası şüphesiz Eichmann’dı. Kurşuna dizilen, aç bırakılan, gaz odalarında öldürülen, fırınlarda yakılan ve üzerinde bir çok vahşice deney yapılan yahudi halkının gördüğü işkence ve soykırıma şüphesiz büyük katkısı vardı.

Eichmanın yargılandığı davayı izleyen psikolog ve sosyologlara göre Eichman her zaman soğukkanlıydı ve kötü bir insan olmadığına inanıyordu. Eichman tüm bu işkence ve soykırım sürecinde asıl karar alıcı değildi ve tek yaptığı şey kendisine emredilenleri yapmaktı.
Politik Teorisyen Hannah Arendt’in Eichman tespiti oldukça ilginçtir. “Kötülüğün sıradanlığı’nın vücut bulmuş hali.”

Arendt’e göre işkence ve kötü muamele sadece zalimler tarafınan yapılan eylemler değildi. Sıradan insanlar da propaganda tesirinde kalması, gerekli şartlar oluşturulması, özellikle makam-mevki ve maddi kazanç elde edeceğine inanması durumunda korkunç zulümler yapabilirdi.

Bu insanalar otoritenin emir vermesi durumunda sonuçlarını düşünmeden sonuna kadar emri yerine getiriyordu. İşkence, zulüm ve buna benzer her türlü insanlık dışı davranış sadece psikopatlara özgü değildi. Sorgusuz sualsiz emre itaat eden sıradan insanlar da zalimleşebilirdi. Bu insanların akıl ve ruh sağlıkları kontrol edildiğinide görülecektir ki son derece vatansever, insani duyguları hassas, ailesine düşkün ve normal bir sosyal kişiliğe sahiptir. Arentd, Eichmann’ın zulüm emirlerini rahatsızlık duymadan yerine getirmesindeki motivasyonlarından birinin de kariyerinde yükselmek olduğunu ortaya koyuyor.

Profesyonel kariyer endişesi ve terfi beklentileri, amirlerinin gözüne girme isteği sadece emirlere uyduğunu ve yaptığı zulümlerden sorumlu olamayacağını ifade ediyordu.

Ayrıca Arendt, Eichman’ın muhakeme yerine klişelere dayalı bir düşünme biçimine sahip, yüksek seviyede bir AHMAK olduğunu ifade etmiştir.
Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere otorite tarafından emredilmesi ve kendisinin yaptıklarından sorumlu tutulmayacağının söylenmesi ile sıradan insanlar, hatta devletin asayiş ve güvenliğinden sorumlu polis, jandarma ve gardiyanından en üst seviyede brokratına kadar herkes işkence zincirinin bir halkası haline gelebiliyor.

Örneğin 15 Temmuz davaları sürecinde mahkeme huzurunda günlerce süren İŞKENCE altında ifade verdiğini anlatan Albay Sadık Cebeci’ye mahkeme başkanı “burada sana işkence yapan polisleri yargılamıyoruz. Bunlar senin savunmana tesir edecek konular değildir. O kısımları atlayın sadece size yöneltilen iddialara cevap verin.” diyebilmektedir. Mahkeme Başkanı’nın ifadelerinden net bir şekilde anlaşılacağı üzere polise işkenceyle ifade alabileceği emrini veren otorite ile mahkeme sürecinin nasıl götürüleceğini söyleyen otorite aynıdır.

Türkiye’de hakim güç, oluşturduğu havuz ile tüm ülke medyasının yüzde 90’ının sahibi ve kalan yüzede 10’luk kısmını da yargı ve emniyet sopası ile kontrol altında tutmakta, 7 gün 24 saat propaganda üretebilmektedir.
Hal böyle olunca ülkenin tüm ekonomik kaynaklarını elinde tutan otorite akıl almaz işkence ve zulümler için uygulayıcı bulma sıkıntısı da çekmiyor. Kimisi belediyelerde kendisi veya akrabası için açılacak bir kadro için, kimisi ortaya çıkan ranttan bir miktar pay almak için kimisi de her ay çalışmadan bankamatikten para çekmek için otoritenin emirlerini harfiyen yerine getiriyor. Maddi beklentisi olmayanlar ise maruz kaldığı kara propagandanın tesirinde.

Toplum maruz kaldığı Psikolojik Harekât’ın etkisi ve diğer bahsedilen nedenlerden dolayı bir kadının eline kelepçe takılarak doğum yapmasını normal karşılarken, domates ve biber fiyatındaki artış nedeniyle isyan edip oy tercihini değiştirebilmektedir.

15 Temmuz olaylarının nasıl kurgulandığı, “Allah’ın bir lüftu” haline nasıl getirildiği bir tarafa, Boğaziçi köprüsünde askeri öğrencilerin kafasının kesilelerek aşağı atılması, ölmüş askerlerin “hainler mezarlığı” adı altında hayvan mezarlığına gömülerek alkollü serserilerin gelip mezarları kurşunlaması, en üst seviyedeki Generalinden Er’ine kadar dayak, hakaret, küfür, ırza geçme, job türü nesnelerle taciz edilmesi mevcut otoritenin eseridir.

Ancak unutulmaması gereken en önemli husus yapılan tüm bu uygulamaların başından sonuna kadar evrensel hukuk kurallarına göre suç olmasıdır. Hem işkenceyi yapan polis memuru, hem emri veren amir, hem de bu uygulamaları görmezden gelen yargı mensubu yaptıkları her işlemden bizzat sorumludurlar. Yukarıda sıkça bahsedilen gerekçelerden hangi motivasyonla olursa olsun mevcut otorite gücünü kaybettiğinde uygulayıcılar mutlaka hukuk önünde hesap vereceklerdir. Tarih bize bunun hep bu şekilde olduğunu gösteren muazzam bir rehberdir.

İkinci dünya savaşından sonra Nuremberg davalarında kaçamayan ve hayatta kalan Nazi savaş suçluları yargılanmışken, Uzak Doğu Uluslararası Askerî Mahkemesi veya Tokyo Savaş Suçları Mahkemesinde tüm devlet yetkilileri ile emri yerine getirenler yargınmış ve çoğu idam edilmiştir. Güney Amerika’ya kaçan bir çok Nazi de müteakip yıllarda Nazi avcıları tarafından yakalanmış, kimisi infaz edilirken kimisi de Eichman gibi yargılanmıştır.

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: